Adem Esen
BİR İNSAN HANGİ LİMANA ULAŞMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSA, ONUN İÇİN HER RÜZGAR UYGUNDUR.

UYKU BOZUKLUĞU

Nisan 9th 2012 ÇOCUK VE ERGEN PSİKOLOJİSİ

Niçin Uyuma İhtiyacı Duyarız? Uyku sadece günlük yaşamın dışında kalmış bir zaman parçası değil, bedenin kendini yenilediği sağlıklı ve uzun yaşamın temeli olan ‘yaşamsal bir gerekliliktir.Gereğince alınamayan uyku, insanın kendini gün boyunca yorgun-bitkin ve uykulu hissetmesine neden olur. İşinizin kalitesi, konsantrasyon yeteneğiniz ve insanlarla karşılikli ilişkileriniz etkilenebilir. 

Ne Kadar Uykuya İhtiyacımız Var ?Uyku ihtiyacı kişiden kişiye değişir. 4-5 saatlik uyku ile zinde uyanan ve gün boyu dinç kalan insanlar olduğu gibi sekiz saat uykudan sonra bile uyuma ihtiyacı duyan insanlar vardır. Uyku süresi kişiden kişiye farklı olmakla beraber, genelde sekiz saatlik uyku sağlıklı bir insan için yeterlidir.

Iyi Bir Uyku Aldığınızın Başlıca Ölçüsü nedir ? Sabah dinç uyanmanız ve kendinizi gün içinde zinde hissetmenizdir. 

UYKU:

Uyku merkezi sinir sisteminin (MSS) yanı sıra, hemodinamik, ventilatör ve metabolik parametrelerin dinamik dalgalanmalar gösterdiği aktif fizyolojik bir durumdur.  Türden türe değişen karakteristikleri olan uyku, dış uyaranlara cevap eşiğinin yükseldiği ve özel bir postürde sakin geçirilen bir süredir. Bu kompleks davranış kendine özel elektrofizyolojik bulguları olan bir süreçtir.

Geçen yüzyılın ikinci yarısında uyku ile ilgili önemli keşifler oldu. Bunların en önemlisi ise uykunun yavaş göz hareketi (non-rapid eye movement, NREM) ve hızlı göz hareketi (rapid eye movement, REM) olmak üzere iki bölümden oluştuğunun gösterilmesidir. Yaşam, sonuçta üç evreden, uyanıklık, REM ve NREM’ den oluşmaktadır. Her evrenin kendine özgü nöroanatomik, nörofizyolojik ve nörofarmakolojik özellikleri vardır. Bu evreler için bilinen spesifik bölgeler yoktur. Uyanıklık jeneratör olarak beyin sapında retiküler aktive edici sistemde lokalize iken, NREM uykusunun bulbus ve ön beyin bölgesinde ve REM uykusunun da ponsta olduğu söylenebilir. Ponsta vestibüler çekirdeklerin REM uykusunun oluşumunu ve ‘perilocus coeruleus’un ise atoniyi sağladığı bildirilmektedir. Ancak yukarıda belirtilen bölgeler bu evrelerin fonksiyonlarını tam açıklamaya yetmemektedir. Uyku sırasında MSS’ de yaygın reorganizasyon devam eder. Aynı anatomik bölgenin stimülasyonu ile uyanıklık ve REM uykusu dönemlerinde motor aktivite üzerine birbirinden farklı etkiler oluşturur. REM uykusundaki en çarpıcı bulgulardan biri, duruma bağlı olarak diyafram ve ekstraoküler kaslar hariç, tüm kasların aktif paralizisidir. Beyin sapı inhibitör sistemleri hem motor eksitatör sistemi baskılar hem de direkt olarak spinal motornöronları inhibe eder. Duysal deaferentasyon uykuda sıklıkla önkoşul olarak düşünülür. NREM uykuda talamus ‘relay’ modundan (duysal uyaranın hemisferlere ulaşmasına izin verilme dönemi) ‘osilatör’ moduna (duysal uyaranın geçişini önleme dönemi) çevrilir. NREM’ de talamik retiküler çekirdek uyku iğciklerinin oluşumundan sorumludur. NREM evre 3-4’deki yavaş dalgalar hem talamus hem de korteks tarafından oluşturulur. Ancak REM uykusunda talamus tekrar ‘osilatör’ moddan ‘relay’ moda döner. REM uykusunda aynen uyanıklıktaki gibi duysal uyaranların geçişi vardır, ancak korteks bu uyaranları değerlendirmeye almaz. Rüyalarda ağrının algılanmasının azlığı ile ilgili olarak, spinoretiküler traktus aktivitesinin azalmasında REM uykusunun katkısı tartışılmaktadır. Nörofizyolojik bulgular açısından da bakılınca REM uykusu ile uyanıklık arasında çok benzerlik vardır. Asendan retiküler aktive edici sistem her iki dönemde de hem talamusun hem de korteksin etkinliğini potansiyelize eder. Elektroensefalogram (EEG), uyanıklık ve REM uykusunda desenkronize iken NREM uykusunda senkronizedir. NREM dört evreden oluşur. Evre 1-2 hafif uyku ve evre 3-4 derin veya yavaş dalga uykusu olarak isimlendirilir. NREM’i takiben REM uykusu başlar ve gecede 4-5 siklus yaşanır.  REM uykusu ise düşük amplitüdlü ve yüksek frekanslı olması nedeniyle uyanıklığa benzer. REM uykusunun uyanıklıktan farkı kas tonusu kaybı, arada nadir kas seğirmesi, hızlı göz hareketleri, solunumun ve kalp hızının düzensizliği ile otonomik bulguların olmasıdır. Tonik ve fazik olmak üzere iki alt tipe ayrılır. Fazik aktivite sırasında hızlı göz hareketleri başlar, distal kaslarda seğirme, orta kulak kas aktivitesinde artma olur. REM uykusunda görülen ponto-genikulo-oksipital dalgalar genellikle insanlarda kayıtlanamaz. Rüyaların %80’i REM uykusunda görülür.  Uykunun kontrolünden sorumlu olan iki mekanizma tanımlanmıştır. Bunlar homeostatik ve sirkadyen mekanizmalardır. Bu mekanizmaların henüz tam anlaşılamaması nedeniyle uyku paralizisi, katapleksi, somnambulizm, REM uyku davranış bozukluğu gibi çok farklı ve renkli klinik bulgu ve hastalıkların patofizyolojisini bilememekteyiz.

Uyku ve uyanıklık paternindeki majör değişiklikler kişinin yaşamı boyunca devam eder. Yaşla ilişkili olarak hem uyku uyanıklık siklusu hem de uykunun içindeki uyku evrelerinin dağılımı değişir. Yaşa göre uykunun gelişimine bakılacak olursa, yeni doğan yaşamın ilk haftalarında günün 2/3’nü uyuyarak geçirir. Bu polifazik uyku paterni erişkin monofazik yapısına yavaş yavaş geçer. Yeni doğan günde 16-20 saat arasındaki süreyi uykuda geçirirken çocukta bu süre 10-12 saattir; ergen ve erişkinde 7-7,5 saat ve yaşlı kişilerde 6,5 saate kadar iner. Normal kişilerde toplam uyku süresi 4-10 saat arasıdır. Uyku süresi kişinin genetik olarak uykuya ihtiyacına göre belirlenir. Bazı erişkinlerde öğleden sonra uykusu devam eder. Uyku uyanıklık siklusunu yaşa göre değerlendirirsek, yeni doğanda uyku gece boyunca düzensiz olarak kesintili iken dört yaşındaki çocukta artık kesintisiz gece uykusu ve gündüz bir kez kısa süreli uyku vardır. İlerleyen yaşlarda önce kısa süreli gündüz uykuları kaybolur, sonra gece uykularının saatlerinde azalma başlar.  Yeni doğanda EEG bulguları, göz, vücut hareketleri ve solunum paterni ile uyku-uyanıklık ayırt edilmeye çalışılır. Uyku REM veya aktif uyku ile başlar. NREM veya inaktif uykuyla devam eder.  Kol, bacak ve yüz kaslarının spontan hareketi bu aktif uykuyla bir arada görülebilir. Prematürelerde ise (<37 hafta) REM uykusunu uyanıklıktan ayırt etmek zor olabilir. Yeni doğanda REM ve NREM uyku süreleri eşittir. Uyku uyanıklık 3-4 saatte bir dönüşümlü olarak birbirini izler. İlerleyen haftalarda gece-gündüz siklusuna uyum oluşur. Isının sirkadyen ritminin görülmesi önemlidir. İlerleyen aylarda REM uykusunun uyku içindeki oranı giderek azalmaya ve uykunun daha çok ikinci yarısında ortaya çıkmaya başlar. NREM uykusu ise çoğunlukla uykunun ilk yarısında görülür. Uyku siklusu (NREM ve REM uykusu) yaşamın ilk yıllarında 60-70 dakikadır. Verteks keskin dalgaları genellikle 5. ayda görülmeye başlar, ilk aylarda rudimenterdir.  Dördüncü haftadan itibaren uyku iğcikleri görülmeye başlar, 6. ayda uyku iğciklerinin sayısı artmış, ancak hala hemisferler arası asenkroni göstermektedir. İki yaşından sonra asimetri beklenmez. K kompleksleri 3. aydan itibaren başlar ve 2 yaşında gelişimini tamamlar. NREM evre 4, 6-12. ay arasında izlenmeye başlar. REM uykusu ise 3. ayda elektrofizyolojik olarak belirmeye başlar (Erişkinlerdeki uykunun elektrofizyolojik özellikleri için ayrıca kitabın Nöroloji’de laboratuar incelemeleri; EEG bölümüne bakınız). Erişkinde uyku NREM ile başlar.  Uykuya girişte (NREM evre 1) alfa dalgalarının amplitüdü yavaş yavaş düşer ve yavaş dalgalar aralıklı olarak görülmeye başlar. İlerleyen dakikalarda göz hareketleri yavaşlar, hızlı ritimler artar. POST (positive occipital sharp transients of sleep) görülebilir. POST, bilateral oksipital bölgede 4-5 Hz frekansındadır, ancak genellikle asimetrik olarak ortaya çıkar (Şekil 1). Keskin karakterli olduğu için çoğunlukla (hatalı olarak) anormal olarak değerlendirilebilen bu dalgalar, NREM evre 1’de görülür. NREM evre 1, uykunun %2-5’ni oluşturur.  NREM evre 2’de uyku iğcikleri, K kompleksleri ve verteks keskin dalgaları görülür (Şekil 2). Uyku iğcikleri 0.5-1.5 sn süren, 12-14 Hz frekansında osilasyonlardır. K kompleksleri ise yüksek amplitüdlü, bifazik, en az 0.5 sn süren pozitif defleksiyonu takiben negatif defleksiyonlardan oluşan yavaş dalgalardır. Verteks keskin dalgaları kısa süreli yüksek amplitüdlü negatif dalgalardır. Santral bölgelerde belirgindir. NREM evre 2 uykunun %45-55’ni meydana getirir. NREM evre 3 derin uykuya giriştir, EEG’deki frekanslar daha da yavaşlamış olarak izlenir. K kompleksleri ve daha az miktarda uyku iğcikleri görülür. Uykunun %3-8’ni oluşturur. NREM evre 4’de ise yavaş dalgalar genel karakteristiğini oluşturur ve az miktarda K kompleksleri belirir (Şekil 3). Bu evre uykunun %10-15’inden sorumludur. REM uykusu NREM evre 1’e benzer. Gecenin ikinci yarısından sonra uyku daha çok REM ağırlıklı olur. Amplitüd düşer, yavaş dalga frekansı hakimdir ve kas tonusu süprese (atoni) olmuştur. Hızlı göz hareketleri izlenir (Şekil 4). ‘Sawtooth’ dalgaları 3-7 Hz frekansında olup testereye benzediği için bu ad verilmiştir. (Şekil 5). Uykunun %75-80’ini  NREM uykusu ve %20-25’ini REM uykusu oluşturur. Erişkinlerde uyku siklusu 90 dakikadır ve gece uykusunda 5-7 uyku siklusu görülür. Uyku NREM ile başlar. Uyku sadece makro (NREM-REM) yapılanmadan oluşmamaktadır, mikro yapılanması da vardır. İlk kez Terzano tarafından tarif edilen ‘siklik alternan patern’ çoğunlukla NREM uykuda belirir. Derin uykunun geçici olarak hafiflediği dönemlerde, aferent uyaranlardan bağımsız olarak oluşur. A ve B fazı vardır. Her faz 2-60 saniye sürer. Makro uykunun yapısal parametrelerinde uyku hastalığı olanlar ve normal kişiler arasında farklılık görülmez iken ‘siklik alternan patern’ uyku hastalığı olanlarda artar. Uykunun fonksiyonlarını henüz tam bilmiyoruz, ancak hayvan deneylerinden elde edilen sonuçlara göre total NREM ve REM deprivasyonu 3 hafta içinde veya izole REM deprivasyonu altı hafta içinde fatal seyreder. Ölümlerin mekanizması tam anlaşılamamıştır. Başka bir bulgu ise uyku deprivasyonu yapılmış kişilerde deprivasyon sonrası dönemde NREM evre 3-4 uykusunun tamamı ve REM uykusunun %50’si nin yerine konmasıdır.

Uykunun olası fonksiyonları:

1- yenilenme,

2-enerjiyi koruma,

3-yaşlanma sürecine direnç

4-immünolojik,

5-termoregülasyon,

6-önemli beyin bölgelerinin korunması,

7-korneal anoksinin önlenmesi,

8- nöronal bütünlüğünün devamını sağlamaktır.

Uykuya bağlı hastalıklar erişkin yaş grubunda sık görülür ve yaşla birlikte artar. Medikal ve psikososyal komorbidite varlığında prevalans daha da artar. Klinisyenlerin uyku konusunda yeterli bilgi ve deneyimlerinin olmaması nedeniyle hastada uyku hastalıkları sorgulamasının yapılmaması veya hastanın yakınmalarının uykuyla ilgili olabileceğinin düşünülmemesi işleri daha karmaşık hale getirmektedir. Yaşlı kişilerde uyku hastalıkları ile diğer ağır medikal problemleri arasında güçlü klinik ilişki vardır. Hipertansiyon, depresyon, kardiyovasküler ve serebrovasküler hastalıklarla uyku hastalıklarının çok yakın ilgisi vardır. Primer uyku hastalıklarına göre bir başka hastalığa bağlı ortaya çıkan sekonder uyku hastalıklarıyla daha sık karşılaşmaktayız. Uyku hastalıkları önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çünkü toplumun en az %10’u uyku ile ilgili problem yaşamaktadır. Tanımlanmış 100’den fazla uyku hastalığı vardır. Klinik pratikte en sık karşılaşılanlar insomni, gün içi aşırı uyuma, uyku apnesi, parasomni ve huzursuz bacak sendromudur.

İNSOMNİ (UYKUSUZLUK)

İnsomni en sık karşılaşılan uyku problemidir. Uyuyamamak veya uykudan anormal saatlerde uyanarak uykuyu sürdürememek ile karakterize bir durumdur. Kadınlarda ve yaşlılarda daha sık görülmekle birlikte her yaşta ve her iki cinste de görülebilmektedir.

Uykusuzluktan yakınan kişiler değişik belirti ve bulgular ile başvurabilirler:

Uykuya dalmakta güçlük

Gece uykudan sık uyanma ve tekrar uyumakta güçlük çekme

Sabah çok erken uyanma

Dinlenmemiş uyanma

Uykusuzluk hastaları değişik derecelerde etkilemek ile birlikte tipik olarak hastalarda dinlenmemiş hissetme, huzursuzluk, anksiyete, gün içi yorgunluk hissi gibi yakınmalar vardır.

Geçici veya hafif derece insomnide uyku süresi yetersizdir ve normal uyku süresi uyumalarına rağmen hastalar yeteri derece dinlenemediklerinden yakınırlar. Sosyal ilişkilerde ve iş yaşamında ya problem yoktur ya da hafif derece bir bozulma vardır.

Geçici veya orta derece insomnide de uyku süresi yetersizdir ve normal uyku süresi uyumalarına rağmen hastalar yeteri derece dinlenemediklerinden yakınırlar. Sosyal ilişkilerde ve iş yaşamındaki bozulma daha belirgindir.

Kronik (müzmin) veya ağır derece insomnide yetersiz ve dinlendirmeyen uykuya ek olarak sosyal ve iş ile ilgili fonksiyonlarda ciddi bozulma söz konusudur.

Her 3 kişiden 1′i yaşamının bir döneminde uykusuzluktan yakınmaktadır.

Son 50 yılda yapılan araştırmalarda toplum içinde prevalansı en yüksek olan ve çok ciddi ekonomik kayba yol açan hastalıklardan biridir. Uykuya dalmakta, uykuyu devam ettirmede zorluk ve/veya istenilenden önce uyanma durumudur. Uykusuzluğun doğası, önemi ve çok sayıda nedenin olması ve klinisyenlerce yeterli derecede bilinip sorgulanmaması durumu zorlaştırmaktadır. Toplumda hastaların çok büyük bir kısmı tanı konmaksızın çaresiz halde kalmaktadırlar. Uyku, aşırı endişe, aşırı anksiyete ve depresif duygudurumu gibi birçok internal faktöre hassastır. Dış faktörler açısından bakarsak, geçici stresler, önemli yaşam olayları (hastalık, kaza, evlenme, boşanma, eğitim, meslek edinme, gelir düzeyinde azalma, işsiz kalma), aşırı gürültü, yüksek veya düşük ısılar, rahatsız yatak, yüksek rakım, ‘jet lag’, ilaç bırakma, alışık olunmayan koşullarda uyuma en çok görülen nedenlerdir. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla insomni yakınmaları belirlenmiştir. İnsomni primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır.

Primer insomni, medikal veya psikiyatrik bozukluklar olmaksızın ortaya çıkar.

Sekonder insomni; süre giden psişik stres, medikal veya psikiyatrik bir hastalık veya başka bir uyku hastalığının bir komponenti olarak görülür. Kötü uyku hijyeni veya zarar verici çevresel ortamlar sonucu da olabilmektedir. Keyif amacıyla alınan ilaçlar, alkol ve kafein de rol oynayabilir.   Etiyolojik faktörlere yönelik olarak kronik uyuma zorluğu, sirkadyen ritm bozuklukları, psikiyatrik hastalıklar, farmakolojik ilaçlar, medikal hastalıklar, uykuya bağlı fizyolojik bozukluklar, negatif şartlanma etkileri sayılabilir. Uyuyamama sorunu olan bir kişide insomni tedavisi tek değildir. İnsomni alt tipinin belirlenmesi tedavinin seçimini kolaylaştırır. Çok sık görülen insomni, 30’dan fazla tanı alt tipi olan klinik bir semptomdur. Yetişkinlerin yaklaşık 1/3’ünde yıl içinde bir veya daha fazla dönem uykusuzluk problemi belirlenmiştir.  Bir çalışmada rastgele seçilen erişkinlerin  %95’i yaşamlarının bir döneminde insomni tanımlamışlardır. Toplumda %10-15 kişide mevcuttur. Yaşla birlikte artış gösterir. Yaşlılarda prevalans yaklaşık %25 ve daha fazladır. Yapılan bir çalışmada 55 yaş üzeri erişkinlerin %67’sinin haftanın en az birkaç günü uyku problemi yaşadıkları belirlenmiştir.  Diğer bir meta analiz çalışmalarında kronik insomni prevalansı yaklaşık %4.4-48 olarak izlenmiştir. Tedavisiz insomni ciddi sosyal, mesleki, kognitif fonksiyon bozukluğuna neden olur ve majör depresyon için artmış risk ile ilişkilidir. ABD’de 1995 yılında insomni tedavisi için yaklaşık harcama 13.926.110.000 $ olarak bildirilmiştir.

Öykü çok önemli bulguları ortaya çıkarır. Yatak partnerinin hastanın uykusu ile ilgili vereceği bilgiler tanı konmasına çok yardımcı olacaktır. İnsomninin paterni, süresi, daha önce veya halen kullanılan ilaçlar, madde ve alkol kullanımı, medikal veya psikiyatrik hastalıklar ve diğer uyku bozukluklarının bulgu ve belirtileri ayrıntılı bir şekilde sorgulanmalıdır. Uyku sorununu ortaya çıkaracak özgeçmiş değerlendirmesinde tüm sistemler ayrıntılı olarak gözden geçirilir. Romatolojik hastalıklar (artrit, fibromiyalji), akciğer hastalıkları (astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı), kardiyak hastalıklar, gastrointestinal hastalıklar (reflü, peptik ülser), nörolojik hastalıklar (nöbet ), endokrin hastalıklar (hipertiroidizm) en sık uyku problemi ile karşılaşılan durumlardır. Kronik ağrının varlığı, menopozal dönemdeki kadın, prostat hastalığı olan erkek hastada uyku sorununun olası nedenleridir. Etyolojik faktöre göre insomni tanısı Tablo 2’de özetlenmiştir.  Birçok ilaç insomniye yol açar (stimülanlar, steroidler, antihipertansifler, antidepresanlar) (Tablo 3). Bazı antidepresanlar insomninin yanısıra uykuda periyodik ekstremite hareket bozukluğunu da arttırabilir. Bu durumda sekonder insomniye yol açar. Sedatif veya hipnotik ilaçların “rebound” insomniye neden olabileceği anlatılmalı ve bu ilaçların kesilmesi konusunda hasta bilinçlendirilmelidir.  Birçok hasta kulaktan dolma yöntemlerle uyku sağlamaya çalışır (melatonin, alkol ve antihistaminikler). Yasal olmayan madde kullanımı özellikle sorgulanmalıdır. Tam bir nörolojik muayene ve psikiyatri konsültasyonu yapılmalıdır. Depresyon ve anksiyete semptomlarının olması önemlidir. Hastanın kendisinin algıladığı stres seviyesi sorgulanır. Kısa psikolojik değerlendirmenin yanında bazı hastalarda problemi ortaya çıkarmak ve ileri değerlendirme için psikometrik testler yapılır ve psikiyatrik görüşmelere devam edilebilir. Hastalardan uyku günlüğünü doldurması istenir. Bu, gün içi kısa gündüz uykuları veya değişken yatma/uyanma saatlerinin tespiti için önemlidir. Tanı konduktan sonra davranışsal ve/veya uygun farmakolojik tedavi verilir. Yanıt vermezse primer uyku hastalığını dışlamak ve uyku kesintilerini göstermek amacıyla polisomnografi (PSG) yapılmalıdır. Öyküde ve fizik muayenede medikal veya psikiyatrik hastalığı düşündürecek bulgular varsa ileri tetkikler yapılmalıdır.

İdyopatik İnsomni: Nadir görülen ve yaşam boyu süren bir insomnidir. Tipik olarak doğumdan itibaren başlayacağı gibi ergenliğin erken döneminde de başlayabilir. Uykunun regülasyonunu sağlayan merkezlerde bir anormallik olduğu yönünde spekülasyonlar vardır. Kronik uykusuzluk; genel iyilik halini, duygudurumu, motivasyonu, vijilansu, konsantrasyonu ve enerjiyi azaltır, olumsuz yönde etkiler, yorgunluk etkileri görülür. Hafif ve orta düzeyde idyopatik insomnide ise yukarıda sayılan belirtiler normal sınırlar içinde kalabilir. Ancak ağır düzeyde gidiş gösteriyorsa gün içi fonksiyonlarda belirgin bozulma ve ağır depresif bulgular izlenebilir.  Yaşam boyu bir hastalık için tedavisi zordur.  Öyküde sıklıkla aşırı hipnotik ve alkol kullanımı vardır.

Uykuyu Hatalı Algılama Bozukluğu: Sübjektif olarak insomni tarif eden hastaların yapılan uyku laboratuar incelemelerinde dikkat çekici bir özellik yoktur. Prevalansı bilinmemektedir. Sübjektif ve objektif belirtilerdeki çelişkiyi açıklamak güçtür. Muhtemelen uyku sırasında devam eden yaşanılmış etraf algısının devam etmesi ve kişi tarafından bu sürenin uyanıklık olarak algılanmasıdır. Standart uyku kayıtları ve ölçülemeyen kognitif aktivite kişideki bu sorunu gösteremez. Genellikle kabul gören açıklama, kişinin REM uykusu sırasındaki rüyalarını kendi uyanıklık deneyimi olarak algılamasıdır.

İnsomni Tedavisi: Farmakolojik ve farmakolojik olmayan ilaç tedavisi şeklindedir. Farmakolojik olmayan tedavide davranışsal ve kognitif teknikler uykunun başlatılması ve idame ettirilmesini sağlar. Davranışsal tekniklerden en çok kullanılanlar arasında gevşeme teknikleri, uyaran kontrolü,  uyku kısıtlaması, biyo geribildirim ve uyku hijyen eğitimi sayılabilir.  Uykuya dalmakta sorun yaşayan kişilerde farmakoterapi kadar etkin olan uyaran kontrolü ve uyku kısıtlaması en iyi tedavi seçimi olabilir.

Gevşeme teknikleri
Rehber
Hastaya söylenmesi gereken
·         uzan, gözlerini kapa, rahatla
·         bazı kas gruplarını kasarak hissetmeye çalış
·         gerginliği azalt ve gevşemeye çalış
·         farklı kas grupları içinde aynı gevşemeyi tekrarla
Kısa dönem etkisi
·         hafif gevşeme
·         gevşeme tekniklerinde ustalaşmak için zamana ihtiyaç olduğu belirtilmeli
Uzun dönem etkisi
·         anksiyeteyi ve/veya uyku zamanı kas gerginliğini azaltma tekniklerini kullanabilir olma

 

Uyaran kontrol bilgilenmesi   için gerekenler
Rehber
1-     kendinizi uykulu hissediyorsanız, sadece o zaman uyumak için uzanın
2-     uyumak dışında yatağınızı ve yatak odanızı kullanmayın
3-     yaklaşık 20 dakika içinde uykunuz gelmediyse yataktan kalkıp başka bir odaya gidin. Tekrar uykunuz gelirse,  gevşeme hareketlerini yaptıktan sonra yatağınıza gidin
4-     uyku hala yok ise veya uykudan uyanırsanız, 3. maddeyi tekrarlayın
5-     her sabah aynı saatte çalar saatı kurun ve uyuduğunuz süreyi dikkate almaksızın aynı saatte kalkın
Kısa dönem etkiler
·         Hasta gecede birkaç kez kalkma ihtiyacı duyabilir ve uykusu kaçabilir
Uzun dönem etkiler
·         Hasta uyumsuz uyku çağrışımlarını değiştirecek, uyku çağrışımları ile hızlı uykuya dalma arasındaki bağı yeniden kuracaktır

 

Uyku kısıtlaması
Rehber
Hasta iki haftadan uzun bir süre ile günlük uyku patern kayıtlarını uyku günlüğüne doldurur
İki haftalık sürede toplam uyku zamanının ortalaması başlangıç olarak alınır, yataktan kalkma zamanı ve yatağa yatma zamanı arasındaki süre hesaplanır. Toplam uyku zamanı dikkate alınmaksızın yatakta minimum kalma zamanı 4.5 saatin altında olmamalıdır. Hastalara istenen saatte yatıp yatmadıklarına bakmaksızın belirlenen saatte kalkmaları söylenmelidir. Belirlenen uyku saatleri dışında uzanmaya veya kısa gündüz uykularına izin verilmez.
Hasta uyku günlüğüne yatma zamanını ve tahmini total uyku zamanını yazar ve  uykunun  etkinliği  (tahmini toplam uyku zamanı/yatakta kalma zamanı yüzde olarak hesaplanır) her hafta değerlendirilir.
Başlangıçtaki sınırlı uyku sürecinden sonra yatma zamanını ayarlayın. Bu düzenleme aşağıdaki gibi yapılabilir
Yatma zamanı 3 kritere göre ayarlanır:
1.      ortalama uyku etkinliği%90 ve üstünde ise (yaşlılarda %85) kişinin yatakta kalma zamanı 15 dakika arttırılır, yatağa yatma zamanı erkene çekilir
2.      uyku etkinliği ortalaması %85’den düşük ise (yaşlılarda %80) yatakta kalma zamanı 15 dakika azaltılır
3.      uyku etkinliği %85-90 arasında ise yatakta kalma zamanında değişiklik yapılmaz.
Kısa dönem etkiler
·         Hafif uykusuzluk, artan yorgunluk, huzursuzluk ve uykululuk hali beklenebilir. 
·         Hasta yatakta daha fazla zaman geçirme arzusuna direnmekte zorluk çekebilir.
·         Hasta giderek daha derin ve kesintisiz uyuyabilecektir.
Uzun dönem etkileri
Yatakta kalınan zaman sistematik şekilde arttırıldıkça hasta sonunda yeterli miktarda kaliteli bir uykuya sahip olacaktır.

 

 ‘Biyogeribildirim’
Rehber
Işık, ses vb. uyaranlarından uzaklaşmak veya uzaklaştırmak
Kısa dönem etkileri
·         Hastalar fizyolojik parametreleri kontrol becerisini geliştirmek için bir çok eğitim seansına ihtiyaç duyabilirler.
Uzun dönem etkileri
·         Hasta anksitesini ve/veya kas gerginliğini azaltmayı veya santral uyku mekanizmalarını arttırmayı ve daha iyi uyuyabilmeyi öğrenecektir

 

Uyku Hijyen Eğitimi
Gün içi ve akşam alışkanlıkları
·         Günün ilerleyen saatlerinde aşırı kafein tüketmek
·         Sigara içmek
·         Akşam alkol kullanmak
·         Gün içinde ve akşamları kısa süreli uyku uyumak, uyuklamak, uyuyakalmak(sızmak)
·         Gün içinde gevşeyerek uzanma (rahatlama veya gevşeme amacıyla uzanmak)
·         Akşamın geç saatlerinde spor yapmak
·         Uyku korkusu/endişesi içinde olmak,  akşamları uyuyamama endişesi yaşamak
·         Günlük koşuşturmayı yeterince azaltmamak
·          Uyku kaçıran yatma hazırlıkları
·         Uyku öncesi düzenli ritüel olmaması
·         Can sıkıcı uyku öncesi yatak konuşmaları
·         Akşam geç saatlerde yemek yemek ve sıvı almak (sık idrar çıkışına neden olabilir)
·         Işıkları kapamadan önce televizyon seyretmek, kitap okumak veya uyku uyumaya engel olabilecek davranışları yapmak
Gece alışkanlıkları
·         Düzensiz uyku ve uyanıklık saatleri
·         Yatakta uyumak için uzun saatler geçirmek
·         Televizyon veya radyo açık uykuya dalmak
·          Uyumaya fazla gayret etmek
·         Yatak partnerinin horlaması
·          Gece boyu sürekli uykusuz geçen zamanı hesaplamak
·         Uyanıkken yatakta kalmaya devam etmek
Sabah alışkanlıkları
·         Sabahları uyandıktan sonra yatakta kalmak
·         Hafta sonunda ekstra uyumak
·         Yatak odasında gürültü, güneş ışığı veya evcil hayvanların olması
·         İlerlemiş sirkadyen ritim fazına bağlı erken sabah uyanmayı kolaylaştıran sabah gün ışığına mazur kalmak

NARKOLEPSİ

İlk kez 1880 Gelineu tarafından primer psikiyatri hastalığı olarak tariflenmiştir. Prevalansı 1/2000 olup Parkinson ve Multipl skleroz kadar sık görülen bir hastalıktır.  Japonya’da beş kat yaygın iken İsrail’de 1/500.000 dir. Ancak, çok iyi sorgulanmadığı için tanısı konamayan bir hastalıktır. Bazen hastalığın fark edilmesi yılları alabilir. Cinsiyet farkı görülmez.

Narkolepsi uyku-uyanıklığın belirlenmesindeki kontrolün kaybolduğu bir bozukluktur. İdyopatik ve semptomatik olarak ikiye ayrılır. İdyopatik olanlarda nörolojik muayene ve kranyal görüntülemenin normal olması gereklidir. Semptomatik olanlarda patolojik süreç genellikle hipotalamik bölgeye yakın tümörler nedeniyle oluşur ve çok nadirdir.   Katapleksi ile beraber narkolepsisi olan kişilerin %90’ından fazlasında spesifik olarak HLA DR2/DQ1( HLA-DR15 ve HLA-DQ6) izlenmektedir. Bu aday gen toplumun < %30 görülür. Narkolepsisi olanların kardeşlerinde hastalık görülme riski 60 kez artar. Genetik komponent kesin olsa da bu komponent hastalık için ne gereklidir ne de yeterlidir. İnsanların dışında kedi, köpek, at ve Guernsey boğalarında da bildirilmiştir. Narkolepsi ve katapleksisi olan köpekler insanlar için çok değerli hayvan modellerini oluşturmaktadırlar.  Bu modeller ve insanda yapılan hipokretin gen ve reseptörlerin belirlenmesi katapleksi ile giden narkolepsinin lateral hipotalamusta hipokretin üreten nöronların kaybına bağlı olduğunu ortaya koymuştur. Hipokretin (oreksin), uyanıklığın devamı, uyku-uyanıklık siklusu, kas tonusu regülasyonu, lokomosyon, nöroendokrin ve otonomik mekanizmaların da içinde olduğu birçok farklı fonksiyona sahiptir. Uyanıklık, REM ve NREM arasındaki uygunsuz geçişleri önleyerek anahtar rolü oynayan hipokretin terimi, köken olarak hipotalamusun hipo- ve sekretinin –kretin’inden oluşmuştur. Katapleksisi olan narkoleptik hastalarda BOS’ta hipokretin düzeyi düşüktür veya hiç bulunmamaktadır. Hipotalamusta hipokretin salgılayan nöronların nörodejeneratif veya otoimmün bozukluğa bağlı olarak ortaya çıkabileceği yönünde görüşler belirmiştir. İnme, hipotalamik neoplazma (kranyofarengioma), hipotalamusu içine alan ADEM veya multipl skleroza sekonder semptomatik hipersomnilerde de BOS hipokretin düzeyi düşük çıkabilir. Çok nadir olarak Prader-Willi sendromu ve Niemann-Pick hastalığının C tipinde de (katapleksiye benzer epizodlarla birlikte) düşük BOS hipokretin düzeyleri bildirilmiştir. Başka uyku bozukluklarında da BOS hipokretin düzeyleri ölçülmüş, yapılan meta analizlerde idyopatik hipersomnilerin %8’inde, obstrüktif uyku apnesi olanların %3’ünde BOS hipokretin düzeyi düşük bulunmuştur. Huzursuz bacak sendromu ve Kleine-Levin sendromu olanlarda düzeyin normal olduğu saptanmıştır. 

Başlangıç yaşı genellikle ergen ve genç erişkin çağ olmakla birlikte 3 ile 72 yaş arasında görülebilir. Hastalığın en önemli semptomlarından birisi, gün içi aşırı uyku ataklarıdır. Bu uyku atakları beklenmedik veya istenmedik yerlerde ve uygunsuz zamanlarda saniyeler veya dakikalar sürer. Özellikle çevresel uyaranın azaldığı kitap okuma, televizyon seyretme sırasında, bisiklet veya araç kullanırken veya sınıfta ders dinlerken ortaya çıkar. Kısa gündüz uykusu uyumak dinlendiricidir. Uyaranın çok olduğu dönemlerde de önüne geçilemeyen uyku atakları olabilir. Örneğin yemek yerken, dişçi koltuğunda müdahale yapılırken veya çok heyecanlı bir maçın son dakikalarını izlerken kişi uyuyabilir. Uyku atakları öncesi kişi çift görme ve bulanık görme sonrası uykuya dalar. Bu şikayetle genellikle ilk olarak oftalmologa giderler. Diğer semptom katapleksidir. Bilinçte değişiklik olmadan istemli kaslarda ani başlangıçlı paralizi ya da güç kaybı olmasıdır. Hastaların %65-70’i gülme, heyecanlanma, sinirlenme veya bir sürprizle karşılaşma sonrası ani kas tonusu kaybı ile düşme veya olduğu yere yığılma tarif eder. Postiktal konfüzyon olmaz, tüm olayı hatırlarlar. Semptomlar çok hafif olup fokal kalabilir ve sadece bazı kasları tutabilir. Solunum kasları tutulmaz.  Ağızda kayma, konuşmanın peltekleşmesi, ekstremitede lokalize zaaf veya dizlerinin çözülmesi gibi klinik belirtiler verebilir. Saniyeler sürer ve bilinçte değişiklik olmaz. Hastanın katapleptik atak sırasındaki muayenesinde yaygın hipotoni ile birlikte paralizi, derin tendon reflekslerinin kaybolduğu, kornea refleksinin azaldığı, ışık refleksinin korunduğu ve fazik kas seğirmelerinin olduğu görülür. Geçici iskemik atak, nöbet veya psikojenik bir atak zannedilebilir. Katapleksi sırasında rüya görülebilir ve bu durum hekim tarafından yanlış değerlendirilerek halüsinasyon zannedilip şifozreni tanısı bile konabilir. Narkolepsili hastaların %30’unda katapleksi hiç olmaz, olanlarda da aşırı uyku ataklarının öncesinde veya yıllar sonrasında ortaya çıkabilir. Narkolepsili hastaların %60’ında uyku paralizisi olur. Genellikle uykudan REM evresi ile uyanma ve bunun ardından tüm vücutta paralizisi olur. Olay sırasında aşırı korku duyar. Solunum ve göz hareketlerinin korunduğu uyku paralizisi saniyeler ile dakikalar arası sürer. Sadece dışarıdan basit bir dokunma ile uyku paralizisi sonlanır. Uyku paralizisinin REM uykusu sırasında oluşan motor inhibisyon ile aynı mekanizmadan kaynaklandığı düşünülmektedir.  Uykusuz kalmış sağlıklı bireylerde de narkolepsi olmadan uyku paralizisi olur. Depresyon hastalarında sık rastlanır.  Hipnogojik (uykuya dalarken) ve hipnopompik (uykudan uyanırken) halüsinasyonlar diğer klinik belirtilerdendir. Hastaların %12-50’sinde izlenir. Bu halüsinasyonlar uyku ve uyanıklık dönemi arasındaki geçiş sırasında canlı ve çoğunlukla ürkütücü olabilir. Uyku paralizisi ile birlikte olunca korku daha yoğun yaşanır. Basit veya kompleks görsel, işitsel veya taktil şekilde olabilir. Uyku paralizisinde çevrenin farkında olmalarına karşın bu halüsinasyonları gerçekten ayırt etmekte zorluk çekebilirler. Normal kişilerde de uyku yoksunluğu, ilaçlar ve alkol nedeniyle aynı tip halüsinasyonlar görülebilir. Hastaların %80’inde otomatik davranışlar vardır. Uyanıklığı mikro uykularla kesintiye uğradığı dönemlerde uzun süreli kendisinin hatırlamadığı ‘bellek boşlukları’ veya ‘film kopması’ olarak tariflenen kompleks davranışlar yapar. Araba kullanımı sırasında kaybolabilir.  Anlamsız cümleler söyleyebilir, acayip cümleler yazabilir, garip davranışlar sergileyebilir. Yanlışlıkla kompleks parsiyel nöbet veya psikojenik füg olarak değerlendirilebilir. Tanıyı koymak için tıpkı diğer nöroloji hastalıklarında yapıldığı gibi hikayeyi ayrıntılı dinlemek gereklidir. Katapleksi, narkolepsi için patognomoniktir. Ancak her hastada görülmez. Narkolepsiyi düşündüren öyküsü olan hastada objektif uyku laboratuar testlerinin yapılması ile tanı konur. PSG başka uyku bozukluklarının tanısı için de kullanılır. Gece yapılan PSG’de kısa uyku latansı ve bozulmuş uyku kalitesi ile birlikte NREM evre 1’de artma ve NREM evre 3-4’de ise azalma görülür. REM uyku süresinde değişiklik olmaksızın toplam uyku zamanı azalmış olabilir. Yapılan çalışmalarda narkolepsisi olanlar ve normal kişilerin toplam uyku zamanları arasında bir farklılığın olmamasına karşın narkolepsisi olanların gün içinde geceye göre daha fazla uyudukları belirlenmiştir. Tüm gece PSG ve sonraki gün ise multipl uyku latans testi (MULT) yapmak gereklidir. MULT narkolepsi tanısı koymakta ve uykululuğu değerlendirmede standart objektif bir testtir. MULT incelemesinde uyku latansı tipik olarak 5 dakika veya 5 dakikanın altına inmiştir. Genellikle uykuya giriş REM uykusu ile olur.

Narkolepsi hastalığı hem hasta hem de aile için çok önemli sosyal, ekonomik ve eğitime ait sorunlar oluşturabilir. Zekâlarında bir sorun olmamasına karşın bu potansiyellerini gösteremezler. Eğitim, meslek ve evliliklerinde sıkça sorunlar çıkar. Bu kişileri değerlendiren aile bireyleri ve arkadaşları bu durumları genellikle tembellik, hırslı olmamak, olgunlaşma ve psikolojik sorun olarak açıklamaya çalışırlar.

Tedavi: İlaç dışı tedavide yapılması gerekenler yeterli uyku uyumak, iyi uyku hijyenini sağlamak ve programlanmış kısa gündüz uykuları uyumaktır.

İdyopatik Hipersomni: Heterojen bir gruptur. Sabah uykudan uyanmada zorluk, kısa gündüz uykuları ile kendine gelememe halidir. Bazı hastalarda buna ilave uyku paralizisi ve hipnogojik halüsinasyonlar vardır.  Yapılan incelemelerde (PSG ve MULT) objektif hipersomnolansın dışında anormallik görülmez.

Reküren hipersomniler olarak Kleine-Levin sendromu, menstruasyona bağlı hipersomni, idyopatik reküran (endozepin) stuporu diğer hipersomniler arasında sayılabilir.

Parasomni

İstenmeyen ve hoş olmayan, çoğunlukla uykuda yaşanan basit veya kompleks motor, otonomik veya davranışlarla karakterize olan durumlardır. Ancak uyanma, kısmi uyanma ve uyku evre geçişi sırasında da görülebilir. Otonom sinir sistemi ve iskelet sistemi bulguları ön planda etkilenir.  Taşikardi, pupillerde dilatasyon, terleme olur. Primer ve sekonder olarak iki gruba ayrılır. Normal insanlarda da NREM ve REM’de parasomniler görülür.

Primer parasomniler

REM  
Normal Kabus
  Uyku paralizisi
  Hipnogojik ve hipnopompik halüsinasyonlar
Anormal REM uyku davranış bozukluğu
  REM ile ilişkili sinüs arresti
  Uyku ile ilişkili ağrılı ereksiyon
NREM  
Normal Hipnogojik düşler
  Uykuda sıçrama
Anormal Konfüzyonel uyanma
  Uyurgezerlik
  Propriospinal miyoklonus
Diğer (her uyku evresinde görülebilen durumlar)  
  Bruksism
  Enürezis
  Ritmik hareket bozukluğu
  Periyodik ekstremite hareket bozukluğu
  Posttravmatik stres bozukluğu
  Uykuda konuşma

 

NREM Uykusu Parasomnileri

Konfüzyonel uyanma: Çocuklarda sık görülür. Klinik olarak yavaş başlayıp kötüleşir. Yatakta çırpınma hareketleri ve durdurulamayan, teskin edilemeyen ağlamalar olur. ‘Uyku sarhoşluğu’ varyasyonu olarak düşünülebilir. Erişkinlerde prevalansı %4’tür. Yorgun bir günün ardından sıklıkla uyuduktan bir saat sonra görülür. Tetikleyici olarak kulak infeksiyonu, grip, ateş, tıkanmış burun, uyku apnesi sayılabilir. Süresi 5 ile 15 dakika arasındadır, ancak 45 dakikaya kadar uzayabilir. Uyku teröründen ayırmak gereklidir. Uyku terörü ani başlangıçlıdır. Konfüzyonel uyanma, yüksek düzeyde stresli dönemde sessiz, uyumlu, duygularını açığa vurmayan okul çağı çocuklarında sıktır. Nadiren tedavi gerekir..

Uyku terörü:  Uykudan korkunç bir çığlık ile aniden ve çok korkmuş bir şekilde ağlayarak uyanır. Başını duvara çarpma, etrafta koşma veya yataktan düşme gibi motor bulgular olabilir. Genellikle selim olmakla birlikte kendini ağır yaralayabilir. Uyanık görünmesine karşın konfüzyondadır. Sabah uyandığında olanların hepsine karşı amneziktir. Uykuda yürüme ile beraber görülmesi sıklıkla rastlanan bir durumdur.

Uykuda yürüme: Çocuklarda prevalansı %1-17 arasında iken erişkinlerde yaklaşık %4’dür. Sakin yürüyüş ile ajite koşma arasında değişen derecelerde kompleks davranışlar sergilerler. Uyanıkmış gibi görünür, buzdolabından yemek alıp yer, kapıların kilitlerini açar, evi terk eder. Genellikle konuşması anlaşılmazdır. Bu kişileri uyandırmak oldukça zordur. PSG en iyi tanı koydurucu araçtır.   

Ritmik hareket bozukluğu: Eskiden ‘jactatio capitis nocturna’ diye bilinen genellikle baş ve boyun kaslarının tekrarlayıcı stereotipik hareketleridir. Başı anteroposterior olarak vurma/çarpma ile yaralanma olur. Diz ve ellerinin üstünde iken vücutta sallanma, bir yandan diğer yana yuvarlanmalar gözlenir. Nadir olmakla birlikte subdural hematom, korneal abrazyon, retinal peteşiler olabilir. Epilepsi ayırıcı tanıda düşünülmelidir.  

REM Uykusu Parasomnileri

REM uyku davranış bozukluğu: Erişkin yaşta görülen bir parasomnidir. REM uykusunda beklenen atoninin olmaması ile canlı rüyalara eşlik eden ve çoğunlukla tehlikeli motor hareketlerin eşlik ettiği ataklardır. Atakların sıklığı değişken olmakla birlikte haftada birkaç kez ile gecede birkaç kez olabilir. En tipik olarak kendine ve yatağı paylaştığı kişiye zarar veren hareketler yapar. Kendisine saldırılması, kendisinin saldırması veya kaçmaya çalıştığı şeklinde kabusu sabah en ince detayına kadar hatırlar. Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülür. Görülme yaşı 50 yaş sonrasıdır. PSG’de REM evresinde artmış kas aktivitesinin gösterilmesi ve EEG’de nöbet aktivitesinin olmaması tanı koydurucudur. İdyopatik olabileceği gibi nörodejeneratif hastalıklarda da ( Parkinson hastalığı, Lewy cisimcikli demans ve multisistem atrofi  ve diğer tip demanslarda) görülebilir. Başka nörolojik hastalıklardan sonra ortaya çıkabilir. İnme, subaraknoid kanama ve Guillain-Barré sendromu sayılabilir. Patofizyolojik olarak dopaminerjik striatal fonksiyon bozukluğu olabileceği ileri sürülmektedir. Akut formlarında ani alkol veya sedatif-hipnotiklerin bırakılması neden olarak görülür. Trisiklik antidepresanlar, MAO inhibitörleri ve serotonin gerialım inhibitörlerinin kullanımı sırasında da ortaya çıkan olgular vardır. Tedavide klonazepam etkindir. Yatarken 0.5-1 mg (0.25-4mg) alınması yeterlidir.  Ancak uzun dönem yaşlı kişilerde benzodiazepin kullanımının kognitif fonksiyonlara kötü etkisi olabilir. Diğer alternatif tedaviler karbamazepin, L-dopa ve dopamin agonistleridir. Klonazepama göre etkinlikleri daha azdır.

Kabus:  Rüya gördüğü sırada REM uykusundan gecenin ikinci yarısında korkmuş olarak uyanır. Uyanık ve rüyanın tüm detayını hatırlar ve anlatır. Uyku terörü gecenin ilk yarısında NREM uykuda ve otonomik bulgularının çok belirgin olması ve ertesi sabah olayı hatırlamaması ile kabuslardan ayrılır.

REM ile ilişkili sinüs arresti : Asistoller 9 saniyeye kadar uzayabilir. Patofizyolojisinde otonomik fonksiyon bozukluğu vardır.

Sekonder parasomniler ise uykuda spesifik organa bağlı olarak anormal veya aşırı otonomik/fizyolojik olayların görülmesidir.

Solunumla İlişkili Uyku Bozukluğu; uyku ile ilişkili solunum sorununun neden olduğu aşırı uyku veya insomniaya giden uyku bozukluğu ile karakterizedir. Bu sorunlar değişmez bir şekilde hipersomniaya neden olur.

Obstrütif Uyku Apne Sendromu; uyku apnesi, hava akımının burun ya da ağızda kısa süre durmasıdır. Apneik dönem 10 saniye ya da daha uzun sürer. Genellikle eğer hasta saatte en az 5 apne ve gece boyunca 30 apne epizotu yaşıyorsa patolojik olarak değerlendirilir.

Uyku apnesi tehlikeli bir durumdur. Bazı açıklanamayan ölümlerden ve çocuk ve bebek ölümlerinden sorumlu olduğu düşünülmektedir. Uyku apnesi, her epizotta aritmi ve geçici kan basıncı değişmelerini içeren kardiyovasküler değişmeler göstermektedir. En karakteristik tablo, gün içinde uyanık kalmakta yetersiz ve yorgunluk yaşayan orta yaşlı ya da yaşlı erkek, bazen depresyon ve duygudurum değişikliklerinin olması ve gündüz uyku ataklarıdır. Eğer hikâye eş ya da yatak partnerinden alınmışsa solumuna eşlik eden yüksek sesli ve aralıklı horlama bildirir.

Bu bozukluğu olan obez hastaların Pickwick sendromu olduğu söylenir. Uyku apnesinden şüphelenilen hastaların laboratuar kayıtlarının alınması gerekir. EEG, EMG, EKG ve çeşitli solunum traselerini içeren tüm gece kayıtları yararlı olmaktadır.

Obstruktif uyku apnesinde sürekli nazal pozitif hava basıncı (nCPAP) bir tedavi seçeneği olmaktadır. Diğer yaklaşımlar kilo verme, nazal cerrahi, trakeostomi ve uvuloplastidir.
Hastalardaki uyku apnesini normale çevirmede hiçbir ilaç etkin değildir. Uyku apnesi varsa veya şüpheleniliyorsa hasta alkolüde içeren sedatif ilaçlardan kaçınmalıdır, çünkü durumu şiddetlenerek hayatı tehdit edebilecek hale getirebilir.

Merkezi Alveolar Hipoventilasyon; belirgin apneik epizotların bulunmadığı, solunumsal anormalliğin görüldüğü veya uyku sırasında çok bozulduğu ventilasyon azalması ile belirlidir. Uyku sırasında ölüm görülebilir (ondine seyri).

Sirkadiyen Ritm uyku Bozukluğu; istenilen ile yaşanan uyku periyodlarındaki düzensizlik ile oluşan geniş bir aralıktaki durumlardır.

Gecikmeli Uyku Evresi Tipi; bozukluk başlıca yakınma olarak istenilen alışıldık saatte uykuya dalamama şeklinde görülür ve uyku başlangıçlı insomniaya benzer. Uykusuzluğa bağlı gün içinde uykulu olma durumu sıklıkla bulunur.

Jet Lag Tipi; doğu-batı yönündeki seyahatin uzunluğuna ve bireysel hassasiyete bağlı olarak 2–7 gün arasında kendiliğinden düzelir, özgül bir tedavi gerektirmez. Bazı bireyler semptomlarını seyahatten önce öğün ve uyku zamanlarını uygun şekilde değiştirerek önleyebilirler.

Değişen Mesai saatleri Tipi; sirkadiyen ritm uyku bozukluğu tekrarlayan ve hızlı değişen çalışma düzeni olanlarda, bireysel olarak bozulan düzenlerde ortaya çıkar. En sık görülen semptom karışık insomnia ve somnolanstır, fakat birçok peptik ülser gibi somatik semptom eşlik edebilir.

Yeni düzene geçirildikten sonraki birkaç günde semptomlar genellikle en kötüdür, fakat bazı bireylerde bozulmuş uyku-uyanıklık paternleri uzun süre kalabilir.

BTA Dissomania noktürnal Miyoklonus; uyku sırasında belli bacak kaslarındaki ani ve çok stereotipik kasılmalar şeklinde oluşur. Hastalar bacaklarındaki kasılmaların farkında değildirler. Bu durum 65 yaşın üstündekilerde %40 oranında görülmektedir. Tekrarlayan bacak hareketleri başparmak ekstansiyonu ve bilek, diz ve kalça fleksiyonu ile her 20–60 saniyede bir ortaya çıkar. Sık uyanmalar, dinlendirici olmayan uyku ve gündüz uykulu olma hali başlıca semptomlarıdır. Etkin bir tedavisi bulunmamaktadır.

Huzursuz Bacak Sendromu; birey oturduğunda ya da yattığında bacaklarında rahatsızlık hisseder. Dizesteziler nadiren ağrılı olurlar, fakat uykuyu bozacak şekilde karşı konulmaz bacak hareketleri oluşturur. Sendrom uykuyla sınırlı değildir, fakat uykuya dalmayı güçleştirir. Orta yaşlarda pik yapar ve popülâsyonun %5’ in de görülür. Belirli bir tedavisi yoktur. Semptomlar hareket ve bacak masajı ile azalır.

Kleine-Levin Sendromu; göreceli olarak nadir görülen bir durumdur. Normal uyku ve uyarılmış uyanıklığın ortaya çıktığı tekrarlayan uzun uyku periyotlarıdır (hastanın uyandırılabileceği). Hipersomnik epizotlar sırasında oluşan uyanık dönemler sosyal ilişkiden yoksun ve ilk fırsatta yatağa dönmekle belirlidir; diğer yandan hastalar apati, huzursuzluk, konfüzyon, oburca yeme, cinsel inhibisyonun kaybı, sanrılar, varsanılar, açık yönelim bozukluğu, bellek bozukluğu, enkoheran konuşma, eksitasyon veya depresyon ve şiddet gösterirler.

Bazı hastalarda nedeni belirlenemeyen ateş görülmektedir. Kleine-Levin sendromu yaygın değildir. Çoğu olguda, yıl boyunca birkaç hafta süren hipersomnia periyotları yaşanmaktadır. Bazı istisnalar dışında ilk atak 10–21 yaşları arasında oluşur. Nadiren dördüncü ve beşinci dekadlarda başlayanlar bildirilmiştir. Sendrom değişmez bir şekilde kendini sınırlar, erken başlangıçlı olgularda 40 yaşından önce kalıcı remisyon spontan olarak gelişir.

Menstruasyonla İlişkili Sendrom; Bazı kadınlar menstrüel dönemleri öncesinde aralıklı hipersomnia, değişen davranışsal paternler ve oburca yeme davranışı yaşarlar.

Uyku Sarhoşluğu; uykudan uyanıklığa geçişte açık farkındalığın olmadığı, uzanmış ve abartılı yaşanan anormal bir uyanmadır. Bu durum konfizyona yol açar ve sıklıkla bireysel ve sosyal güçlüklere, bazende suç davranışına götürebilir. Tanı için temel olan uyku yoksunluğunun bulunmayışıdır. Nadir bir durumdur ve ailesel eğilimi olabilir.




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

Somatoform bozuklukların temel özelliği hastada yapılan tıbbi incelemeler ve değerlendirmeler sonucunda organik bir nedenle açıklanamayan fiziksel belirtilerin bulunmasıdır. Bu durum bazen hastada hiç bir organik patolojinin olmaması, bazen de belirtinin şiddetinin var olan organik patolojiye göre aşırı olması ve bu patoloji ile açıklanamaması şeklinde görülmektedir. Somatoform bozukluk tanısı koyabilmek için hastanın yakınmalarının hastada belirgin bir [...]

Önceki Yazılar

 

GİRİŞ

Yeme bozuklukları; beslenme yetersizliği, aşırı beslenme, depresyon, madde bağımlılığı, anksiyete gibi ciddi sorunlara neden olabilen, yeme alışkanlıklarındaki sapmalardır. En sık karşılaşılan çeşitleri anoraksıya nevroza, bulimiya nevroza ve obezitedir.

ANOREKSİYA NERVOZA

Anoraksıya nevroza da en önemli bulgu tartı alımından aşırı kaçınmadır. İştah kaybı yoktur. Çocuklarda görülen anoraksıya nevrozda bulgular, daha ileri yaşlarda görülenlerden farklıdır. Menstruasyonda düzensizlik, sekonder seks [...]

Sonraki Yazılar

Arşivler
 
Nisan 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30