Adem Esen
BİR İNSAN HANGİ LİMANA ULAŞMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSA, ONUN İÇİN HER RÜZGAR UYGUNDUR.

İLETİŞİM (KONUŞMA) BOZUKLUKLARI

Şubat 1st 2012 ÇOCUK VE ERGEN PSİKOLOJİSİ

Yapılan bir araştırmaya göre uyku saatleri dışında kalan sürenin yaklaşık % 75 i sözlü iletişimle geçmektedir. Sözlü iletişimle geçen %75 in %30 u konuşarak, %45 i ise dinleyerek geçmektedir.

Arada bir hepimiz seslerin yerini karıştırır, cümlede yanlış yerde durur, uygunsuz vurgu yapar veya kelime ve hecelerde tekrarlar, geriye dönüşler, dil sürçmeleri; çeşitli sesler çıkartarak akıcılığı bozabiliriz. Konuşma çabaları çok şiddetli ve akıştaki bölünmeler çok olduğu zaman, dikkat çektikleri için dinleyiciler tarafından bozukluk olarak algılanır.

Konuşma, bir ip gibi dümdüz, kusursuz değildir. Bu yüzden her zaman aynı akıcılıkta olmalı şeklinde bir kural yoktur.

Konuşmanın akışını bozan ve niteliğini etkileyen her türlü olağandışı aksaklıklara konuşma bozukluğu denir.

İletişim; bir bireyin düşüncelerini karşısındaki birey ya da bireylerde aynen ya da ona çok yakın bir biçimde oluşturmasıdır.

Dil, düşüncenin sözel ya da sözel olmayan bir şekilde ifade edilmesidir.

Dil 3 alanda incelenebilir:

  • İçerik (semantik boyut)
  • Biçim (sentaktik boyut)
  • Kullanım (pragmatik boyut)

 

Dil gelişimini etkileyen faktörler:

Sağlık: Şiddetli ve uzun süren hastalıklar, çocuğun konuşmasını 1–2 yıl erteleyebilir. Hastalık sebebiyle başkalarıyla haberleşmesinin kısıtlanması da onun konuşmasını geciktirir.

Zekâ: 2 yaşına kadar çocuğun çıkardığı seslerle zekâsının ilişkili olmamasına karşın, 2 yaşından sonra dil gelişimi ile IQ arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü ağır basmaktadır. Erken konuşan çocuklar genellikle normal ya da normalin üstünde zekâlı çocuklar olmaktadır. Dil, zekâya bağlı olarak gelişir.

Sosyo-ekonomik koşullar: Dil gelişimindeki değişiklikler, sözcük dağarcığının sınırı, dilin doğru kullanışı ve ifade etme becerisi çocuk büyüdükçe gelişir. Sosyo-ekonomik durumu iyi olan ailelerin çocukları erken ve düzgün konuşur. Çevresel faktörlerin yanı sıra çocuğun okuduğu kitap sayısı, ebeveynin onunla meşgul olma derecesi ve oynadığı oyunlarında rolü söz konusudur.

Cinsiyet: Erkek çocukların cümleleri daha kısa ve daha çok yanlışlı, sözcük dağarcıkları da daha kısırlıdır.

Aile ilişkileri: Bakım evlerinde büyüyen çocuklar, ailede büyüyen çocuklara oranla daha çok ağlarlar, fakat daha az hecelerler. Burada sıkı kişisel ilişkilerin dil gelişiminde önemli bir etken olduğu görülmüştür. Ailede tek olan çocuk, düzgün ve iyi konuşma olanağına sahiptir; çünkü tek çocuk annenin ilgi merkezidir.

Konuşmaya teşvik: Kendileriyle konuşulan ve ilgi gösterilen çocuklar konuşmak için cesaretlendirilir. Yapılan çalışmalarda, okul öncesi çocuğu kitap okuduğunda, tv seyretmesine izin verildiğinde ve grup oyunları içine sokulduğunda çocuğun konuşmak için daha çok cesaretlendiği görülmüştür. Daha büyük çocuklar ise, gördükleri ve duydukları şeyleri anlatabilme, bir olayı eleştirebilme, kendi düşüncelerini ifade edebilme olanağı bulunca bu cesareti gösterirler. Çocuğun söylediği sözcük anlaşılmadığı yada komik görülüp gülündüğü zaman kırıklığa uğrar. Ancak çocuk büyüdükçe bu sözcükleri daha düşünerek kullanmaya yada tam olarak bilmediği sözcükleri kullanmamaya özen gösterir.

Dil eksiklikleri

Bütün çocuklar bazı telaffuz eksiklikleri gösterirler. Ancak, bu durumun uzun sürmesi halinde bir sorun olarak ele alınmalıdır. Çünkü bu eksiklikler tümüyle hatalı öğrenmeye dayanıyorsa, kısa sürede düzeltilebilir. Dil mekanizmasının eksikliğine bağlıysa, bu daha uzun süreli ve düzeltilmesi daha zor bir durumdur. Bu eksiklik, dil tutukluğundan, dudak ve dillerin şekilsiz olmasından meydana gelir. Yanlış öğrenmeye, kasların zayıflığına ya da az işitmeye bağlıdır. İkiye ayrılır.

Dil hataları: 18. Ayla 3-4 yaş arasında genellikle tüm çocuklar telaffuz hataları yaparlar. Çocuksu konuşmadan gelen hatalar genellikle yanlış öğrenmeden kaynaklanır. Aslında bazı ebeveynler sevimli oluyor diye çocuğu böyle konuşmaya teşvik ederler.

Dil bozuklukları: Dil bozuklukları daha çok, anne yada babanın aşırı otorite gösterdiği, ebeveynden birinin aşırı disiplinli, diğerinin pasif kaldığı yada annenin çocuğu hırpaladığı evlerde görülür.

Konuşma nedir? 

Fiziksel, psikolojik ve nöro-fizyolojik bir süreçtir. Düşüncelerin sesli sembollere dönüştürülmesidir.

Dil ve konuşma bozukluğu ile gecikmesi arasındaki fark: 

Dil ve konuşmada bozukluk, çocukta dilin ‘normal’ sınırlar içinde gelişmemesidir. Dil ve konuşma gecikmesi ise çocuğun dil becerilerini geliştirmesi ancak yaşıtlarına oranla daha yavaş ilerlemesidir.

Hangi durumlarda çocuğun konuşmasıyla ilgili endişe duyabiliriz?

  • 1 yaşında halen ismine bakmıyorsa, ‘hayır’ sözcüğünü anlamıyorsa,
  • 14-16 aylar arasında halen hiç kelimesi yoksa,
  • 3 yaşından itibaren ‘ne, nerede, kim’ gibi basit soruları yanıtlayamıyorsa,
  • 3 yaşından itibaren aile dışından birileri onun konuşmasını anlamakta güçlük çekiyorsa,
  • Konuşmaya eşlik eden nefes, ses veya yüze dair alışılmadık davranışlar varsa,
  • 5 yaşından itibaren konuşmada belirgin tekrar ya da duraklamaları varsa,
  • Seste soğuk algınlığına bağlı olmayan kronik boğukluk ya da kısıklık varsa,
  • 5 yaşından itibaren basit bir öyküyü olay sırasına göre anlatamıyorsa,
  • 7 yaşından itibaren daha karışık bir öyküyü anlatamıyorsa,
  • Sözcük gelişimi sınırlıysa,
  • Okul performansı kötüyse,
  • Sözel ve sözel olmayan beceriler arasında belirgin bir fark varsa,

 

 

 

 

Konuşma Bozukluğu

Eğer bir konuşma hoş olmayan sesle veya yaşına uygun olmayan, anlaşılmayan bir şekilde yapılır; dolayısıyla normalden çok farklılık gösterir ve dikkati konuşana çeker ise genellikle özürlü konuşma olarak kabul edilir.

“konuşma, diğer insanların konuşmalarından dikkati çekecek kadar sapma gösterdiği, iletişimi karıştırdığı ve konuşanda uyumsuzluk yarattığı zaman özürlüdür“.

Bireyin konuşma özürlü olarak kabul edilmesi için, aşağıdaki durumlardan birinde sorun yaşaması demektir. Bunlar:

  • Konuşmanın anlaşılır şekilde olmaması,
  • Konuşmanın duyulmasında yetersizlik olması,
  • Sesin bozuk ve tırmalayıcı olması,
  • Sesin çıkarılmasının, ritminin ve vurgularının bozuk olması,
  • Dil yönünden kelime dağarcığı ve gramer yetersizliklerinin olması,
  • Konuşmanın bireyin yaşına ve fiziksel yapısına uygunsuzluğu,

 

Tanılamada (teşhis) kullanılan testler

1- Sözlü-nesneli artikülasyon testleri

2- Resimli artikülasyon testleri

3- Yazılı artikülasyon testleri

SINIFLAMA

v     Gecikmiş konuşma,

v     Ses bozuklukları

v     Artikülasyon bozukluğu,

v     Kekemelik (ritim bozukluğu)

v     Diğer konuşma özürleri (yabancı dil ve bölgesel konuşma ayrılıkları, damak ve dudak yarıklığı, beyin özürü, afazi, dizartri ve disleksi)

 

Gecikmiş Konuşma

  • Kimi çocuğun konuşması kısıtlıdır,
  • Kiminin sözcük dağarcığında yetersizlikler görülür.
  • Bazılarında cümle kurmada güçlük ve gecikmeler olabilir.
  • Duygu ve düşüncelerini sözel olarak aktarma yerine vücut devinimleri ile ortaya koyarlar.
  • Çıkardıkları ses dinleyenler tarafından anlamsız bulunur,
  • Buna ek olarak fırlatma, atma ve vurma şeklinde istenmedik hareketler gündeme gelir.

Gecikmiş konuşmanın nedenleri;

A) zekâ geriliği

B) sağlık durumu

C) işitme kaybı

D) konuşma organlarının koordinasyonu

E) duygusal yapı ve aile çevresi

Gecikmiş konuşmanın sağaltımı

Gecikmiş konuşma özürlü çocuğun sağaltımının birinci ilkesi, çocuğa akranları düzeyinde bir konuşma kazandırmaktır. İkinci ilkesi ise, özrün nedenlerini ortadan kaldırmak için önlemleri almaktır.

1) çocukta konuşma gereksinimi yaratma

2) sesleri birbirine ulamayı öğretme

3) temel sözcük dağarcığı yaratma

4) konuşmayı bir iletişim aracı durumuna getirme

Selen kusurları

Ses kısıklığı: beden yorgunluğundan, soluk borusu, bronşlar ve akciğer hastalıklarından, gırtlağın yıpratılmasından, sıraca ve veremden oluşur. Öncelikle ses tellerinin iyice dinlendirilmesi gerekir.

Hımhımlık: havanın burundan az veya çok çıkması durumu.

Güçsüzlük: hafif sesle konuşma alışkanlığından kaynaklanır.

Ses titrekliği: Konuşurken sesin titreyerek tondan çıkması. Kısa aralıklarla güçlü sesler vererek ton tutma çalışması yapılır.

İnce ve keskin ses: haremağası sesi olarak da bilinir. Örnek ses yoksunluğu ve hormon eksikliğinden kaynaklanır. Kalın tonda çalışmalar yapılarak düzeltilir.

Artikülasyon bozukluğu

Artikülasyon, nefesin gırtlaktan çıktıktan sonra yutak, ağız ve burundan oluşan üçüncü küme organlarında (dil, diş, damak, dudak) konuşma dilimizin geleneksel seslerine dönüşüp biçimlenmesidir. Artikülasyon teriminin yanı sıra eklemleme, boğumlanma, oynaklanma veya telaffuz etme terimleri de kullanılabilmektedir.

Artikülasyon bozukluğu ile ilgili bazı bilgiler:

Damak ve dudak yarıklığına bağlı konuşma özürleri arasında en yaygın olanıdır. En yaygın ilkokulun ilk devre­sinde (1-2-3. Sınıflar) görülür. Erkeklerde kızlara göre daha fazla artikülasyon bozukluğu olduğu görülmektedir. Nedeni bilinmeyen işlevsel ses bozukluklar 6 ve 7 yaşındakilerde yaklaşık %2-3 oranında olduğu bilinmektedir. 17 yaşından sonra ise %0,5 ‘e düşer. Artikülasyon bozukluğu çocuklarda dört değişik türde görülür. Bunlar;

1)     Sesin düşürülmesi veya atlanması 

2)     Ses eklemesi 

3)     Sesin değiştirilmesi 

4)     Sesin bozulması

1-sesin düşürülmesi ya da atlanması:

Saat-sat Araba-arba
Hayvan-ayvan Kapı-apı
Havlu-avlu Hava-ava

 

2-ses eklenmesi:

Tren-tiren Saat-sahat
Recep-lrecep Psikoloji-pisikoloji
Spor-sipor  

 

3-sesin değiştirilmesi:

Para-paya Yüzük-yüsük.
Takvim-taklim Toprak-torpak
Defter-tevter Kamyon-kaymon
Sarı-sayı Köprü-körpü

 

4-sesin bozulması:

Gelir-geliy ya da gelüm
Karagöz-kağagöz

 

Nedenleri bulma

1.Yapısal bozuklukların muayenesi:

2. Zihin gücü yoklaması:

A. Ses belleği

B. Sayı tekrarı:

C. Hece tekrarı:

D. Anlamsız sözcük tekrarı:

E.sesçil (fonetik) ayırım gücü

3. Odyolojik inceleme:

4. Konuşma testleri

Belirtiler dört şekilde görülür.

1- Atlamalar; Atlama yanlışlarında sözcüklerin yalnız bir kısmı söylenir.

Hayvan – ayvan

Rehberlik -reberlik

Saat – sat

Araba –arba

2- Yerine koyma; Sözcüğün başı, ortası veya sonundaki bir sesin yerine, başka bir ses kullanılır.

Arı -ayı

Kitap -kipat

Davul -dayul

3- Eklemeler; sözcüklerdeki fazla sesleri içerir.

Aşağı -aşşağı

Atmış – altmış

Eşek – eşşek

Pencere -penicere

Saat –sahat

4- Çarpıtmalar; Sesler tam doğru olmamakla birlikte gerçeğine yakındır. Ses, konuşma dilinde olmayan yeni bir olarak çıkarılır.

Karagöz -kargöz/ kaygöz

Ekmek – emme

DSM – IV – TR TANI ÖLÇÜTLERİ

Sözel anlatım bozukluğu

Bireysel olarak uygulanan standart sözel anlatım gelişimi ölçümlerinden elde edilen puanlar standart sözel olmayan entelektüel yeterlilik ve dili algılama gelişimi ölçümlerinden elde edilen puanların önemli ölçüde altındadır. Bu bozukluk kullanılan sözcük sayısının çok sınırlı olması, sözcükleri anımsamakta yada gelişimine göre uygun uzunlukta ve karmaşıklıkta cümle kurmakta güçlük çekme gibi semptomlarla kendini gösterir.

Sözel anlatım zorlukları okul başarısını, mesleki başarıyı yada toplumsal iletişimi bozmaktadır.

Mental retardasyon, konuşmayla ilgili motor yada duyusal bir bozukluk yada çevre yoksunluğu varsa bile sözel anlatım sorunları genellikle bunlara eşlik edenlerden çok daha fazladır.

Karışık, dili algılama – sözel anlatım bozukluğu

ü      Bireysel olarak uygulanan standart dili algılama sözel anlatım gelişimi ölçümlerinden elde edilen puanlar standart sözel olmayan entelektüel yeterlilik ölçümlerinden elde edilen puanların önemli ölçüde altındadır. Semptomların arasında sözel anlatım bozukluğu semptomları olduğu gibi sözcükleri, cümleleri yada uzamsal terimler gibi özgül bir akım sözcükleri anlamakta güçlük vardır.

ü      Dili algılama ve sözel anlatım zorlukları okul başarısını, mesleki başarıyı yada toplumsal iletişimi bozmaktadır.

ü      Bir yaygın gelişimsel bozukluğun tanı ölçütleri karşılanmamaktadır.

ü      Mental retardasyon, konuşmayla ilgili motor yada duyusal bir bozukluk yada çevre yoksunluğu varsa bile sözel anlatım sorunları genellikle bunlara eşlik edenlerden çok daha fazladır.

 

Fonolojik bozukluk

ü      Yaşına ve lehçesine uygun, gelişimsel olarak çıkartması beklenen konuşma seslerini çıkartmama. (örn. Yanlış sesler çıkartma, bir sesin yerine başka bir ses söyleme, sesleri düzenleme boz, ses atlamaları eksiltmeleri yapma)

ü      Konuşma sesleri çıkartma ile ilgili zorluklar okul başarısını, mesleki başarıyı yada toplumsal iletişimi bozmaktadır.

ü      Başka bozukluklar varsa bile konuşma zorlukları genellikle bunlara eşlik edenlerden çok daha fazladır.

Kekemelik

Aşağıdakilerden birinin yada birden fazlasının sık ortaya çıkması ile belirli, konuşmanı olağan akıcılığında ve zamanlama örüntüsünde bozukluk olması:

ü      Ses ve hece yinelemeleri

ü      Sesleri uzatma

ü      Ünlemlemeler

ü      Sözcüklerin parçalanması.

ü      Duyulabilir yada sessiz bloklar ( konuşma sırasında doldurulan yada doldurulamayan ara vermeler)

ü      Dolambaçlı yoldan konuşma. (söylenmesi sorunlu sözcüklerden kaçmak için bu sözcüklerin yerine başka sözcükler kullanma)

ü      Sözcükleri aşırı bir fiziksel gerginlikle söylemek

ü      Tek heceli sözcük yinelemeleri

ü      Konuşma akıcılığı bozukluğu okul başarısını, mesleki başarıyı yada toplumsal iletişimi bozmaktadır.

ü      Başka bozukluklar varsa bile konuşma zorlukları genellikle bunlara eşlik edenlerden daha fazladır.

Ses Bozuklukları;

Sesin perde, şiddet ve kalitesinin bireyin yaş, cinsiyet ve kültürel geçmişine uygun olmaması şeklinde tanımlanabilir.

İlkokul çağlarında en sık

Rastlanan ses bozuklukları;

Nodül

Mutasyonel falsetto

Ses terapisiyle sorun çözümlenebilir.

Akıcılık bozuklukları;

Konuşmanın ritim ve hızında görülen problemlerdir.

Kekemelik, ses/hece ya da sözcük tekrarı, araya ses/hece ya da sözcük ekleme, duraklama ya da patlama şeklinde görülebilir.

Nedenleri

1- Yapısal (organik) nedenler:

Dudaklarda: en çok görülen yapısal bozukluk üst dudak yarıklığıdır (tavşan dudak). Dudak sesleri olan p, b, m, f, v sesleri bu durumda bozuk çıkarılabilir. Dudaklar olağandışı ince ya da kalın bir yapıya sahip olabilir.

Dişlerin noksanlığı, düzensiz oluşu, çıkış yerleri dişler olan sesleri bozabilir (ön dişleri dökülmüş çocuklar, takma diş kullananlar). Dişsiz bir ağızda genellikle s-ş-f harfleri iyi çıkmaz.

Çenelerimizin yapısı ve devinim yeteneği bazı seslerin çıkarılmasında önemlidir. Örneğin, ait çenenin gereğinden fazla geride olması, ön üst ve alt dişlerin tam üstte çakışır biçimde ya da alt ön dişlerin üst dişlerden daha öne doğru basacak biçimde oturma yapısı göstermesi durumunda artikülasyon bozukluğu ortaya çıkabilir. Alt çenenin aşağı yukarı, sağa sola devinim yeteneği sınırlı olursa artikülasyon olumsuz yönde etkilenebilir.

Burun kemiğinin eğri, çatlak ve burun mukozasında et parçasının olması da artikülasyon bozukluğuna neden olan etmenlerden biridir.

Dilimizin dil yatağı ya da boşluğuna oranla aşın büyük ya da küçük bir yapıda olması, dil bağının öne çok uzanmış olması, dil kasları ve sinirlerindeki bozukluklar, dil ucunun olağandışı kütlüğü ve dil yaraları artikülasyonu olumsuz etkiler.

Damağın aşırı derecede yüksek ya da düz olması, yumuşak damak diye isimlendirilen kısmın gereken yumuşaklıktan yoksun ya da felçli olması, küçük dilin yarıklığı, küçük dilin olağandışı küçük, dumura uğramış ya da ortadan bir yana fazlaca kaymış olması sesin bozuk çıkmasına neden olabilir.

 

2- İşlevsel nedenler:

Konuşma organları sağlam oldukları halde görevlerini yerine getiremedikleri durumlarda görevsel nedenler olduğu düşünülür.

İşitme özrü ya da işitme duyarlığındaki yetersizlik artikülasyonu olumsuz yönde etkilemektedir. İşitme özrü ses algısını etkiler. Etkileme derecesi işitme özrünün türü ve derecesine bağlıdır.

3- Psikolojik nedenler;

Çocuğun zihin düzeyinin konuşmayı zamanında ve doğru kazanabilmesini engellemesi, Çocuğun duygusal bir çatışma içinde olması, Ana-baba arasındaki geçimsizlik, Çekingen ve utangaç kişilik, Konuşmanın kazanılması için gereken algıya sahip olmamanın açtığı ses belleği ve ses ayırım gücünde zayıflık, Konuşmasında sonradan gerileme oluşan çocuklarda yapısal ve görevsel bulgular normal olursa konuşma özrünün nedenini psikolojik nedenlerde aramak gerekir

4- Diğer nedenler:

Bazı durumlarda zeka geriliği arttıkça özrün derecesi de artar. Öte yandan çocuğun zihinsel düzeyi artikülasyon bozukluğunun düzeltilmesi çalışmaları içinde çok önemlidir. Artikülasyon bozukluklarının bazıları tamamen yanlış öğrenmeye bağlıdır. Evde konuşulan dil çocuğun konuşma şevkinin kırılması, konuşmanın engellenmesi, konuşmayı pekiştirmeye olanak vermeyen ortam artikülasyon bozukluğuna neden olan etmenlerdir. Bazı durumlarda konuşma bozuklukları duygusal çatışmaya bağlı olarak gelişebilir. Düzeltilmesi en güç olan artikülasyon bozukları duygusal uyumsuzluk ya da çatışmaya bağlı olanlarıdır. Bu gibi olgularda sadece eklemleme düzeltme çalışmaları yapmak pek yarar sağlamayabilir. Bunun yanında eğitsel önlemler ve ruhsal sağaltım çalışmaları da gerekebilir.

Konuşma ve dil sorunlarının sebepleri neler olabilir?

1. Gelişimsel dil bozuklukları

2. İşitme kaybı

3. Mental retardasyon

4. Otizm veya yaygın gelişimsel bozukluk

5. Öğrenme bozukluğu

Disfonetik disleksi

Diseidetik disleksi

6. Uygun modelin olmayışı

7. Prematüriteye bağlı gelişimsel gecikme

8. Nörolojik yetersizlikler

9. Yapısal anomaliler

10. Konuşmanın çözümlenmesiyle ilgili bozukluklar

Sağaltım etkinlikleri ve aşamaları

A- Nedenlerin ortadan kaldırılması

B- Özrün farkına vardırılması

C- Özürlü seslerin düzeltilmesi

D- Düzeltilen seslerin konuşmada kullanılır hale getirilmesi

E- Sağaltımın sona erdirilmesi ve bireyin izlenmesi

A.Nedenlerin Ortadan Kaldırılması

Çocuğun özrü belirli bir neden ve nedenlere bağlı olarak gelişmiş veya gelişmekteyse alınması gereken önlemlerin başında bu nedenleri ortadan kaldırmak ya da etkisini azaltmak gelmektedir. Özrü yaratan ve ağırlaştıran nedenler olduğu gibi kalırsa, yapılacak düzeltme çalışmalarından kısa sürede iyi sonuç alınması beklenemez. Nedenlerin ortadan kaldırılması ya da etkinin azaltılması da bir anda ve bir kez yapılacak bir iş olarak düşünülmemelidir. Bu bakımdan sağaltım planlanırken; bu nedenlerin ve etkilerinin nasıl ortadan kaldırılacağı, etkilerinin nasıl azaltılacağı düşülmelidir. Bunun nasıl yapılacağı çocuktan çocuğa değişmekle birlikte bunlar çoğunlukla dolaylı olarak ele alınmaktadır.

B- Özrün Farkına Vardırma

Çocuğun çıkardığı hatalı sesi duysal ve kinestetik biofeedback yöntemleriyle tanıması, terapist tarafından çıkarılan veya dinletilen hedef ses arasındaki farkı algılaması sağlanır.

4 aşamadan oluşur:

— hedef sesin duysal ve kinestetik özellikleri anlatılır.

— çocuktan hedef sesi kelime, cümle içinde bulması istenir.

— hedef ses defalarca dinletilir (işitsel stimülus bombardımanı).

— çocuğun hedef sesle hatalı ses arasındaki farkı iyice öğrenmesi için hata bulma, hata düzeltme çalışmaları yapılır.

1.bireysel çalışma örnekleri

A) sözcük listesi kullanma

B) öykü anlatma

C) kasetçalar ile çalışma

D) resimleri zarfa koyma

2. Grup çalışma örnekleri

A) sözcük listesi kullanma

B) öykü anlatma

C)  resimleri zarfa koyma

Çocukta sesleri ayrımlama problemi yoksa bu evre atlanabilir.

C- Özürlü Seslerin Düzeltilmesi

Çeşitli yöntemler kullanılarak önce izole ses ve daha sonra hece, kelime ve cümle düzeyinde hedef sesin üretilmesi sağlanır.

Artikülasyon motor hareketleri ile ilgili ses çıkarma, kasları çalıştırma.

Doğru sesleri sistematik olarak farklılık gösteren fonetik bağlamlarda kullandırma.

Başka bir sesin modifikasyonu: çocuğun düzgün çıkarabildiği başka bir ses modifiye edilerek hedef sese ulaşılabilir.

Modelleme: terapist hedef sesin nasıl çıkarılacağını gösterir.

Biofeedback: çeşitli bilgisayar programları yardımıyla uygulanır. Genellikle diğer yöntemlerle birlikte kullanılır.

Motokinestetik eğitim: hedef sese ulaşmak için, terapist ilgili kasları elle maniple eder.

D- Düzeltilen Sesin Konuşmada Kullanılır Hale Getirilmesi

A)  Sesin sözlük içinde kullanılması

B)  Sesin konuşmada kullanılması

C)  Öz-esas konuşma kalıpları

D)  Konuşma ödevleri

E- Sağaltımın Sona Erdirilmesi Ve İzleme

Öğretmen bir parçayı yüksek sesle okur. Çocuk parçada güçlük çekilen sesin bulunduğu sözcüklerin altını çizer.

Öğretmen ana-baba bir parçayı okur, çocuk izler. Okurken ya da ana-baba kasten yanlış yapar. Çocuktan bu yanlış­ları yakalaması istenir. Çocuk yakaladığı yanlışların altını çizer. Sonra öğretmen ya da anne kontrol eder. Ne kadar doğru yakalayabildiği saptanır.

Çocuğa, kendisininkine benzer özrü olan, başkalarının konuşmalarını ve onların yanlışlarını bulup kaydetmesi görev olarak verilebilir.

Teyp kullanılır. Çocuğa bir metin okutturulur. Sonra kaseti dinler ve kendi yanlışlarını bulması istenir.

Çocuktan yanında kağıt kalem bulundurup nerede, ne zaman yanlış yaparsa onları kaydetmesi istenir. Bu kayıp­ları sonra ana-baba, öğretmen ya da uzmana gösterir.

Bu çalışmalarla çocuğun kendi yakaladığı ya da başkaları tarafından fark edilen yanlışların bir listesi yapılır. Sonra bu yanlış sözcükleri içeren listeden “öz-esas konuşma­lar” için alıştırma sözcükleri hazırlanır.

EĞİTİCİYE ÖNERİLER:

 1- Nedenleri ortaya çıkarmak:

Çocuğun probleminin giderilmesi için doğru bir tanılama gerekir. Tanılama ile birlikte nedenlerin ortaya çıkarılması da önemlidir.

Nedeni yapısal bir bozukluk ise ilaç tedavisi

İşitme engeli ise işitme cihazı kullanılmalı

Zihinsel ise zeka seviyesine göre terapi düzenlenmeli ve çocuğun mevcut kapasitesinden en iyi şekilde yararlanılması gerekir.

2- çocuğun probleminin farkına varılması;

Çocuğun probleminin farkına vardırmak ve terapiye istekli hale getirmektir. Çocuğun bozuk çıkardığı sesler çocuk ve eğitimci tarafından beraberce listelenir. Böylece çocuk hangi sesleri çıkartamadığını bilir ve bu seslerle çalışma yapacağının farkına varır.

3- özürlü sesin düzeltilmesi;

Artikülatör kaslar: çene -dudak – dil -ağız kasları gereği gibi işlemiyorsa; yeni sesin konuşmada kullanılır hale getirilmesi, Üfleme çalışması; kibrit, mum söndürme, kağıt üfleme, pervane döndürme, sakız çiğneme

Yalama çalışması: dudaklara reçel, bal gibi tatlılar sürerek yalama çalışmaları ile dudak kasların geliştirilmesi. Islık çalma, dil yuvarlama, dişleri birbirin vurma çalışması, Dudaklarını enlemesine, uzunlamasına açıp -kapama

Daha sonraki aşama:

Çocuğun yanlış çıkardığı sesin doğrusunu çok dinlemeli, duymalı, sesin doğrusu işitme merkezinde yer etmelidir.

Sesin çalışması. Ele alınan yeni ses uyarı, taklit, fonatik değiştirme ve doğru sesli sözcükleri kullanarak öğretilebilir.

Ayna karşısında doğru çıkarma çalışması,

Hece çalışması,

Kelime çalışması,

Atasözleri,

4- Artikülasyon çalışmasının sonlandırılması:

Bu aşamalar izlenerek aile, öğretmen ve terapistin yardımı ile artikülasyon bozukluğu olduğuna karar verilen çocuklar konuşmayı daha kolay ve kısa zamanda kazanabilirler. Her çocuk yardımla ve düzenli çalışma ile konuşmasını düzeltebilir.

ANNE -BABAYA ÖNERİLER

 

Çocukta yapısal bir bozukluk olup olmadığını bir tıbbi kuruluştan yararlanarak öğrenebilir.

Eğer artikülasyonun nedeni aile ortamı, duygusal sorunlar ise çocuğun psikolojik yardım alması yararlı olur.

Anne -babalar bir uzmanla diyoloğa geçseler bile bununla yetinmeyip, evde çocuklarıyla bireysel olarak ilgilenmelidirler.

Yapısal bozukluk ve duygusal çatışmaya dayalı olmayan artikülasyon bozukluk ailenin özverisiyle düzeltilebilir.

Sevecen, sabırlı olmalı ve hatalı seslerin birden düzeleceğini düşünmemelidir.

İlk çalışma olarak aile çocuğun, ağız, dudak, dil, vb. Artikülatör organlarındaki kasları çalıştırma alıştırması yaptırmalıdır. *aile çocuğun hatalı çıkardığı sesleri tespit ederek içinde bu seslerin bulunduğu kelimelerden oluşan bir listeyi çocukla beraber hazırlayarak çocuğun listedeki kelimelerden haberdar olması sağlanabilir. Burada amaç, çocuğun dikkatini doğru sese çekmektir.

Çocuk okula gidiyorsa Türkçe, sosyal bilgiler gibi derslerde okuma çalışması yaptırabilir.

Çocukla beraber oluşturdukları kelime listesi ile ilgili resimleri beraberce toplayarak bir dosya oluşturulabilinir

Aile çocuğa evdeki rutin işlerde de görev vererek, bu işleri yaparken çocuğun hatalı çıkardığı sese dikkati çekebilir.

Alıştırmaya önce ses ile başlanır. Çocuk sesi doğru telaffuz ettikten sonra basit hecelere geçilir. Cümle önce kısa ve basit sonra atasözleri, bilmecelere geçilebilinir.

Alıştırmalar çocuğun anlayabileceği gibi tane tane ve normal ses düzeyinde olmalıdır.

Alıştırmalar yapılırken çocuğu sıkmamak ve onu ödüllendirmek önemlidir. Bu mesafe iyi ayarlanmazsa çocuk hiç konuşmama yolunu da seçebilir.

ÖĞRETMENE ÖNERİLER:

 Çocuk terapiye devam ediyorsa:

Çocuğa ait gerekli bilgileri toparlayabilir. Çocuğun iyi bir şekilde gözleme fırsatına sahip olan öğretmen, öğrencileri konuşma özellikleri yönünden de değerlendirmeye çalışmalıdır.

Çocuğa verilen ödevlerin yerine getirilmesinde sınıfta gereken kolaylığı sağlamaktır. Uzmanla işbirliği yaparak onun tavsiyelerini yerine getirebilir.

Çocuk terapiye devam etmiyorsa:

Öğretmen aceleci davranmamalıdır. Önce çocuğun artikülasyonunun çeşidinin ve çıkardığı hatalı seslerin bilinmesi gerekmektedir. Bu nedenle çalışmaya hatalı sesin doğru olarak çıkarılması ile başlayıp doğru çıkarmaya başladığı sesi kelime içinde kullanması sağlanabilinir.

Öğretmen artikülasyon bozukluğu olan çocukta hatalı çıkardığı seslerden oluşan isteklerde bulunur.

Örn: “r” harfinde artikülasyon bozukluğu olan çocuğa, Git Rasim beyden tebeşir iste yoksa Türkan hanımdan iste 

Öğretmen ara sıra şarkı, masal, öykü okuyarak ya da dinlettirerek çocuğun çıkardığı hatalı sesin doğrusunu öğrenmesi anlama ve dikkatinin çekilmesi sağlanabilinir.

Çocuğa sınıf içi rutin görevler verilerek çocuğun günlük konuşmalarına dikkat ederek yanlış çıkardığı seslere yoğunlaşmalıdır.

Artikülasyon bozukluğu eğitiminde sık görülen sorunlardan bir tanesi de sürece katılan öğretmenlerin ilk anda çok fazla çaba harcayarak bıkkınlığa uğramaları ya  da başarı seviyelerini yüksek tutmak istemeleri dolayısıyla istenen hızda ilerleme sağlayamamalarıdır. Bütün bunlar öğretmeni etkilediği kadar öğrenciyi de etkiler. Çünkü bu gibi durumlarda öğrenci kendini baskı altında hissedebilir panik, engellenmişlik ve öğrenilmiş çaresizlik yaşayarak psikolojik açıdan sorununu çözebilecek hale bir türlü gelemeyebilir.

AİLE EĞİTİMİ

Bir çocuğun doğumu aileyi gerek yapısal, gerek gelişimsel gerekse fonksiyonel olarak etkiler. Çocuğun doğumuyla duyulan mutluluk ve sevinç bu değişimlerin olumsuz etkilerinden kendini korur. Çocuğun doğumuyla mutluluğun yerini yoğun bir yas duygusu alabilir. Hangi engel grubundan olursa olsun engelli çocuğa sahip anne babalar ret, kızgınlık, uzlaşma/pazarlık ve kabul gibi belli dönemlerden geçerler.

Özel eğitime gereksinim duyan çocuğun  eğitimi söz konusu olduğunda atılacak ilk adım bu çocukların geldiği ailelerin eğitimi olmalıdır. Çünkü çocuğun gelişmesinde istenilen davranışların, alışkanlıkların ve tutumların geliştirilmesinden etkili çevre aile çevresidir.

Engelli çocuğun ailesinin eğitiminin önemi ve nedenleri

1. Dünyada ve ülkemizde yapılan birçok araştırma sonuçlarına göre engelli çocukların %90’ından fazlası fakir, sosyal ve eğitim seviyesi düşük ailelerden gelmektedir. Genellikle çocukları için ne yapacaklarını bilememektedirler.

 2. Bu ailelerde engelli çocuğa karşı sağlıksız tutumların sık sık görüldüğü saptanmıştır. Bunların yaygın olanları şunlardır.

A) engelli çocuklar aşırı derecede korunmaktadır.

B) çocuklar çeşitli nedenlerle ihmal edilmektedir.

C) çocuklar çok beceriksiz bulunmaktadır. Bu nedenle engelli çocukların gerçekçi benlik kavramı kazanmaları mümkün olamamaktadır.

D) çocuklardan çok şey istenmekte ve beklenmektedir.

E) kabul edilmemektedirler. Açık ve gizli olarak reddedilmektedirler.

F) çocuğun varlığı açık ve gizli olarak reddedilmektedirler.

G) günah ürünü olarak görülmektedirler.

H) ailede, şaşkınlık, panik, geçimsizlik konusu olarak kabul edilmektedirler.

I) yok edilmektedirler

Bu tutumların değiştirilmesinin tek yolu eğitimden geçmektedir.

Aileler çocuklarının durumlarını bilmezler.

Engelli çocuğa sahip aileler çok karmaşık duygulara sahip olurlar.

Aileler gerçekleri kabul etmekte zorluk çekerler. Eğitimin yararlı olabilmesi için okulda yapılan Çalışmaların evde devam ettirilmesi gerekir.

Eğitim sürecinde ele alınacak konular şu konulardan oluşturulabilir.

1. Engelin durumu ve nedenlerinin basit ve şematik olarak açıklanması.

2. Gerekli temel gereksinimlerin; bedensel, psikolojik, sosyal, duygusal temel ihtiyaçları, nerede ve ne zaman karşılanacağı öz bakım becerileri çalışmaları engelin tür ve derecesine göre karşılaşılan sorunlar çocukla nasıl ilişki kurulacağı ve sürdürüleceği anne baba kardeş ve yakınların tutumları vb.

 Aile eğitiminin gerçekleşmesinde uygulanacak yöntemler

1. Bireysel eğitim: sorunlarını başka birinin yanında açmada zorlanan ailelerle teke tek eğitim.

2. Grupla eğitim: Önce aynı engeli olan çocukların ana-babalarıyla bir araya gelerek oluşturduğu veya oluşturacağı eğitim gruplarıdır. Katılacak anne – babalar için ayrı gruplar – cinsiyet grupları-veya karma gruplar olarak düzenlenebilir.

3. Yayın yoluyla eğitim radyo ve tv kanalıyla eğitim

Bu eğitim aracılığıyla;

  • Aile bireyleri doğru, yeterli düzeyde bilgi kazanarak güçlenecektir.
  • Engelli çocuk kabullenebilecektir.
  • Okul-aile-öğretmen arasında işbirliği sağlanacaktır.
  • Engelli çocuğun gerçekçi bir benlik kavramı kazanmasına ve onunda durumunu kabul ederek toplumun sağlıklı bir üyesi olmasına yardımcı olacaktır.
  • Eğitimin engelli çocuğun hayatında, onun yetenekleri düzeyinde gelişmesinde en etkili araç olduğunu görmesini sağlayacaktır.

 

Anne Ve Babaların Yapacağı İşler

Ana ve baba olarak çocuğunuzun eğitimine çevrede, evde ve sınıfta sayısız yardımda bulunabiliriz bu işe aşağıdaki adımları atarak başlayın.

1.çocuğunuzun öğretmenini tanıyın. Çocuğunuz için gerçekten yapabileceğiniz yardımlar için söz verin. İstekle ne kadar zaman çalışabileceğinizi düşünün.

2.çocuğunuzun gelişmesinde ve büyümesinde çok büyük bir yük altında olduğunuzu kabul etmelisiniz.

3.çocuğunuzun öğrenimine faydalı olması için evdeki olaylardan, işlerden nasıl faydalanabileceğinizi bilmiyorsanız, öğretmenlerden rehberlik yardımı yapmanızı isteyiniz

4.eğitimciyle ortaklık ilişkilerinizi sağlamlaştırın.  Çocuğunuza yardım için yalnız değilsiniz. Çocuğunuzu hazırlama bazı çocuklar kendilerinden daha küçük çocuklar gibi hareket ettiklerinden dolayı evden ayrılmaları onları korkutabilir. İlk birkaç gün içinde sınıfta bulunmanın faydalı olup olmayacağını öğretmenle konuşun çocukların huzur ve güven içinde olabilmeleri için okulda birazcık ev, evde de birazcık okul havası olmalıdır. Eve okul havası vermek için sınıfta olan bazı resimleri veya öğretmenin resmini evde duvara asabilirsiniz. Çocuğunuzun sınıfta davranışını etkileyecek, evde meydana gelen önemli olayları öğretmene anlatınız.

Beceri Alanlarını Tanıma

Ana-babalar olarak beceri alanlarını tanımak için öğretmenden yardım isteme ihtiyacını duyabilirsiniz. Bu yardım çocuğunuzun ciddi şekilde zayıf olduğunu gördüğünüz dil, hareket. Sosyal ve kendi kendine yardım becerileri alanlarında olabilir. Sınıf öğretmeninin neyi nasıl yaptığını görmek için öğretmenden rica edin. Günlük ev işlerini anlatarak çocuğunuzun kullanmakta zorluk çektiği becerilerinin bu işlerden hangileri ile düzeltilebileceğini öğretmene sorunuz.

Ek gayretler

Tüm çocuklar değişik deneyler yaparak ve eşyaları ortaya dökerek öğrenirler. Bunun anlamı diğer çocuklar gibi sizin çocuğunuzun da öğrenmesi için mümkün olduğunca ev işlerine katılmasının gerekliliğidir. Günlük işlerde aktif olması için daha fazla gayret sarf ederek çocuğunuza yardımda bulunabilirsiniz. Çocuk için evde gerçekten yapabileceğiniz yardımları öğretmenle tespit ediniz.

Ev faaliyetleri

Bu faaliyetler zevk vermelidir. Kendinize ve çocuğunuza gücünden fazla yük yüklemeyiniz. Evde çocuklarla yapmayı sevdiğiniz ve çocuğun evde yapmayı sevdiği işler hakkında öğretmenle konuşunuz. Çocuğunuza yardım için onu sevmenin ona yardım etmenin günlük rutin işleri öğretmenin en iyi yol olduğunu sık sık hatırlayınız.

Bağımsızlığa teşvik

Çocukların kendiişlerini kendilerinin yapması eğitim için çok önemlidir. Onların işini büyüklerin yapması, onları tembelliğe ve durgunluğa sevk eder.

Çocuğun vücut hareketlerinde hantallık varsa bir yere çarparak yaralanmasından korkarsınız. Dolayısıyla çocuğunuzu emin bir yerde tutmayı düşünebilirsiniz. Bunu yapmak sizin düşüncenize uygundur, ama çocuğun kendi dünyasını tecrübeyle öğrenmesine engeldir.

Övgü ve teşvik

Çocuğun gösterdiği başarılar takdir edilmeli ve övülmelidir. Yapılan davranışın sonucu yanlış bile olsa gayretinden dolayı kutlanmalıdır. Övgünün devam etmesi çocuğun denemeye devem etmesine neden olacaktır. Ancak övgünün yerinde ve hak edilmiş olması şarttır. Engelli çocuklarda samimi olmayan övgüleri anlamada diğer çocuklar gibidirler.

KEKEMELİK

Kekemelik; konuşmadaki akıcılığın bozulması, bunlara verilen psikolojik (konuşmaktan çekinme, konuşurken hata yapmaktan korkma) ve motor reaksiyonlarla (vücudun çeşitli yerlerinde oluşan tikler), konuşmadaki uzatmalar, tekrarlar ve duraklamalarla kendini gösterir. Bunlar genellikle:

 Hece-ses uzatma (v-v-v-ver),

 Kısa kelime tekrarı (al-al-al),

 Ses uzatma (ssssssabah),

 Durma –bloklamalar (okk-ula ge-geldim), şeklinde olabilir. 

Kekemelik; konuşmanın akıcılığı ile ilgili bir iletişim bozukluğudur. Akıcı konuşmada ritm ve zamanlama büyük önem taşır. Hız, vurgulama ve doğru yerde duraklamalar açısından farklılıklar olsa da akıcı konuşmada sözcükler ve sözcük grupları kendiliğinden akar. Akıcılıkta ortaya çıkan bozukluklar, uygun olmayan duraklamalar, tekrarlar ve benzer problemler konuşmanın doğal akışını etkiler.

İşte ses, hece ve sözcüklerde uzatmalar, tekrarlar veya duraklamalarla ortaya çıkan konuşmanın akıcılığının bozulduğu bu durum ”kekemelik“ olarak adlandırılır. Artık, kişinin ne konuştuğundan çok nasıl konuştuğu dikkat çekmeye başlar. Konuşan kişi de dinleyenler gibi durumu fark ettiğinde, konuşma güçlüğüne korku ve endişe de eşlik eder. Bazı durumlarda belirgin yüz ve vücut hareketleri konuşma çabası ile birlikte görülebilir.

Kekemelik, sözel iletimi sıklıkla ve önemli ölçüde bozan konuşma kusurları anlamında kullanılmaktadır. Kekemeliğin en açık görülen özelliklerinden biri kelimelerin, cümlelerin ve özellikle hecelerin tekrarıdır. Bazen harflerin çıkarılmasında da zorlanılabilir. Bir başka sorun da kekemelerin bütün gayretlerine rağmen hiç ses çıkaramama ile karakterize yaşanan bloklardır.

Bazen bu takılmalara eşlik eden görsel belirtiler de ortaya çıkar. Konuşma anında burun deliklerinin fazla açılması, dudakların çarpılması ya da gerilmesi, çenenin olağan dışı hareket ettirilmesi, göz kırpmalar, boyun kaslarında gerilmeler, kol ve ellerin gerilmesi, bacakların gerilmesi, ayakların tekmelemesi, karın kaslarının fazla devinmesi gibi durumlar. Bu görsel belirtilerin eklenmesiyle konuşma daha çok dinleyenin ne konuşulduğundan çok “nasıl” söylendiğine dikkatini çeker hale gelir.

Özellikleri

Normal sayılmayacak şekilde seslerin, hecelerin, sözcüklerin ve cümlelerin tekrar edilmesi. Ol-ol olmaz gibi.

Sözcüklerin bitirilmeden bırakılması

Düzensiz solunum ve kararsız konuşmaya bağlı olarak sözcüklerde alışılmadık vurguların ortaya çıkması. Patlamalar gibi.

Seslerin olağan dışı uzatılması.  Fff fare gibi.

Konuşmada güçlük yaşandığı anda bazen fazladan sözcükler ve sesler eklenir. Aman, ya, yani gibi

Kekemeliği olanlar hangi sözcük ve seslerin onlar için problem oluşturacağını bilirler ve bu durumdan sözcük oyunlarıyla kaçmaya çalışacaktır. Sözcükler konuşulan konuya uygun olmayacak şekilde dolambaçlı yollarla söylenebilir. Yada sözel iletişime girmeyip sessiz kalmayı tercih ederler.

Kekemelik genellikle dil gelişiminin erken dönemlerinde ortaya çıkar.(2-6 yaş)

Not: 2-6 yaş arasında çocuğun düşünme hızı sözcükleri çıkarabilme hızından fazladır. Bu nedenle çocukta geçici bir kekemelik, konuşma gelişiminin doğal bir sonucu olarak görülebilir. Bu hemen kekemelik olarak etiketlenmemelidir. Çocuk konuşurken duraklar, ses, hece ve sözcük tekrarı yapar, ama kendisi bunun farkında değildir. Küçük çocukların dili öğrenme süreçlerinde bu türden konuşma sorunları yaşamaları doğaldır. Çocuğun çevresindekiler konuşmasını düzeltmesi için baskıda bulunmazsa, çocuğun dikkati konuşması üzerine çekilmezse bu durum kendiliğinden düzelir.

Ne zaman yardım istenmeli?

Çocuk konuşması ile ilgili kaygı yaşıyorsa,

Çocuk konuşma ile mücadeleye girişmiş görünüyorsa yada zorlandığında konuşmasının akıcığı bozuluyorsa,

Konuşma ile ilgili kaslarda artan bir gerginlik dikkatinizi çekiyorsa yardım almalısınız.

Hangi davranış ve tutumlar zarar verir?

  • Acımak, merhamet göstermek
  • Endişeli kaygılı bakmak
  • Sabırsız ve öfkeli görünmek
  • Akıcı olmayan konuşmadan ötürü cezalandırma tahdidinde bulunmak, suçlamak.
  • Hırpalamak, hor görmek
  • Akıcı konuşmadan çok, akıcı olmayan konuşma üzerinde odaklanmak.
  • Akıcı olmayan konuşmayı kesmesini söylemek
  • Durup tekrar başlamasını söylemek
  • Konuşmaya başlamadan önce düşünmesini önermek.
  • Onun yerine cevap vermek yada takıldığı yerleri tamamlamak.
  • Konuşmadan önce derin bir nefes almasını söylemek.
  • Zorlandığı sözcükleri kullanmaktan kaçınmasını önermek
  • Çocuğun yaşına uygun olmayan beklentiler belirlemek.

 

Çocuğa verilebilecek uygun tepkiler nelerdir?

  • Sabırla onu dinleyin, konuşmasını olay yapmayın.
  • Bazı kelimeleri söyleyememek, takılmak, ona çok sıkıntı verebilir. Böyle zamanlarda bir şey söylemek ihtiyacı duyabilirsiniz. Bu durumda, ses tonunuzda acımak, olumsuz bir yorum, kaygı yada şaşkınlık ifadesi bulunmaksızın, hatta belki de hafifçe gülümseyerek, ‘’bu kelime uğraştırdı seni’’, ‘’bazen zor oluyor değil mi?’’ gibi sözler söyleyin. Bu gibi sözlerle onun çabasını fark ettiğinizi ve kekelediği için onu suçlamadığınızı ifade edin.
  • Konuşmasını düzeltmekten, ‘’daha yavaş konuşursan kekelemezsin’’, ‘’yüzünü öyle yapma’’ gibi iyi niyetli ama suçlayıcı olabilecek olumsuz ifadelerden kaçının.
  • Yaşadığı konuşma güçlüğü hakkındaki duygularını onunla konuşmaktan çekinmeyin. Çocuğunuz konuyu açtığı zamanlarda onun duygularını tanıyın ve paylaşın, akıcı olmayan konuşma hakkında konuşmak tabu değildir. Herkesin bazı güçlükleri olabileceğini ifade edin.
  • Çocuk konuşurken dikkatle dinleyin. Gözleriniz onda olsun, bakışlarınıza endişeli ve gerilimli bir ifade yüklememeye özen gösterin.
  • Çocuk konuşurken bitirinceye kadar dinleyin, sözünü kesmeyin, bitirdikten sonra acele cevap vermeyin. İletişiminiz telaşlı bir hava içinde geçmesin.
  • Kendi arzusuyla konuşmaya başlarsa, ona gerektiği kadar zaman tanıyın.
  • Onunla konuşurken ses tonunuza da dikkat edin. Bazen kelimelerle ifade etmediğiniz duyguları ses tonunuz ele verir.
  • Herhangi bir yere gidecekseniz onu önceden hazırlayın. ‘’nereye gidiyoruz, kime gidiyoruz, orada ne kadar kalacağı? gibi’’ açıklamalarda bulunun. Bu durum çocuğun hissedebileceği endişeyi azaltacaktır.
  • Ayıplanma, utanma, alay edilme gibi konularda onunla sabırla konuşun ve ona her insanı güçlü ve zayıf yönlerinin olabileceğini açıklayın. Bu konuda açıklamalarınız defalarca olabilir. Benlik saygısını yitirmemesine özen gösterilmelidir.

 

Özetle

  • Çocuğun nasıl söylediğinden çok, ne söylediğini dikkatle dinleyin, konuşmaya müdahale etmeden göz ilişkisini sürdürün.
  • Çocukla konuşurken kısa, kurallı ve basit cümleler kullanın, ifadeler açık ve kolay anlaşılır olsun.
  • Siz konuştuktan sonra, çocuğun size cevap verebileceği yeterli zamanı tanıyın.
  • Çocuğun hangi ortamlarda daha akıcı konuştuğunu gözlemleyerek belirleyin. Bu ortamlar onun kendisini daha rahat ve güvende hissettiği ortamlar olabilir, bu ortamları arttırın.
  • Çocukta duygusal çatışma ve gerilime neden olan durumları gözleyip belirleyin, mümkün olduğunca bunlardan sakının.
  • Çocuk akıcı konuşmadığında akıcı konuştuğundaki gibi davranın. Onu baskı altına almaksızın konuşması için cesaretlendirin. Sakin bir konuşma ve dinleme ortamını sağlamaya çalışın.

 

Kekemeliğin niteliği:

Kekemelik genellikle 3-7 yaş arasında oluşan bir konuşma bozukluğudur. Bu yaşlar konuşmanın kazanıldığı yaşlardır. Çocuk çoğunlukla kekemeliği okul öncesi çağda geliştirmeye başlamaktadır. İlk çocuklukta geliştirilmeye başlanılan kekemelik derecesi yaş ilerledikçe artar. Bazen birden bire, bazen çok hafif belirtilerle başlayabilir. Gelişimi yavaş yavaş olur, bu nedenle genelde aileler ne zaman başladığını pek bilemez.

Kekemelik derece ve süregelme açısından farklılıklar gösteren bir konuşma bozukluğudur. Kekeleyen kişi her zaman ve sürekli kekelemez, kişinin rahat ve akıcı konuştuğu zamanlar da vardır: şarkı söylerken, kendi kendine konuşurken, çalışma sırasında konuştuğunda, spor etkinliği sırasında, karanlıkta konuştuğu zaman kekelemez. Aynı zamanda kekemeliğin şiddeti de değişebilir: Kişinin yaşam biçimi, heyecan, yorgunluk ve stres gibi etkenler nedeniyle kekeleme derecesi zaman zaman azalabilir ve çoğalabilir.

Kekemelik cinsiyetlere göre de farklılık göstermektedir. Genel olarak kızlara oranla erkeklerde daha sık rastlanmaktadır. Kekemelik erkeklerde kızlara göre daha uzun süren bir sorun olmaktadır. Erkek çocukların fizik, sosyal ve dil gelişimi kızlara göre daha yavaştır, bu onları kızlarla eşit olmayan yarışmaya ve kıyaslamaya zorlar. Bunun sonucu erkeklerde daha çok güvensizlik ve duraksama görülmektedir. Diğer yandan kız çocuklarına her yaşta daha ılıklı davranıldığı için onlarda daha az görülür.

Kekemelik uygarlıktan etkilenen ve uygarlıkla arttığı söylenilen bir özürdür. Örneğin Amerikalı kızıl dereli kabilelerinin bazılarında hiç kekeleyen bulunmadığı gibi dillerinde kekemelik karşıtı sözcükte bulunmadığını gösteren araştırmalar vardır. Kekemelik oranı toplumdan topluma, kültüre ve hatta aynı toplumun içinde sosyo-ekonomik düzeye göre bu oran değişebilmektedir. Bizde 760 öğrenciyi kapsayan bir araştırmada oran %2 olarak bulunmuştur.

Çocukların çoğu 2-4 yas arasında kekemeliğin sınırına gelir. Bazı çocuklarda bu sınır 6-7 yaşa kadar uzanabilir.

Kekemelik gelişimsel bir özürdür. Gelişimi içinde kekemelik belli bazı dönemlere ayrılıp incelenebilir. Çoğunlukla kabul edileni “birinci dönem kekemeliği” ile “ikinci dönem kekemeliği” diye adlandırılan ikili ayrımdır.

Birinci dönem kekemeliği kekemeliğin başlangıç dönemi diye adlandırabileceğimiz bu dönem konuşmanın yalnızca sesine ilişkindir. Çocuğun konuşmasında tutulma, duraksama, yineleme dinleyenler tarafından fark ediliyor, fakat çocuk bunların farkında değil ve çekinmiyorsa böylesi özürler birinci dönem kekemeliğindir denilebilir. Çevremizde bu tür konuşmalara çok rastlarız. Onun için böylesi belirtiler gösteren her çocuk kekeme değildir. Bunun ölçüsü sudur; konuşmadaki duraksama, tutulma yineleme ve uzatmalar dinlerken bir tek kişinin değil de çok kişinin dikkatini çekiyorsa ve dinleyenin dikkatinin ne konuşulduğundan çok nasıl konuşulduğuna çeviriyorsa o bireyin konuşması birinci dönem kekemeliğe girebilir.

İkinci dönem kekemeliği bu dönem konuşmasında, duraksama, tutulma uzatma ve yinelemelerden başka birtakım yüz, el, kol ve vücut devinimlerinin eklenmesiyle konuşma daha çok nasıla dikkat çeker hale gelir. Konuşanda ne söyleyeceğinden daha çok nasıl söyleyeceğine dikkat eder haldedir. Bu dönem kekemeliğinde konuşmanın akıcılığının bozulmasının yanı sıra öncede söylenildiği gibi bir takım görsel belirtilerde ortaya çıkar. Konuşma anında burun deliklerinin fazla açılması, dudakların çarpılması ya da gerilmesi, alt çenenin olağan dişi hareket ettirilmesi, göz kırpmalar boyun kaslarında gerilmeler, kol ve ellerin gerilmesi, bacakların gerilmesi, ayakların tepirlenmesi, karin kaslarının fazla devinmesi gibi durumlar.

Hangi yaşlarda ortaya çıkar?

Kekemelik, genellikle dil gelişiminin erken dönemlerinde ortaya çıkar ( 2-6 yaş). Bazı durumlarda, okul çağında, nadiren yetişkinlikte de ortaya çıktığı görülebilir. Çocukluk hastalığı olarak bakılır. İstatistiklere göre yarıya yakını kendiliğinden geçer, diğer yarısı kalır. Kekeleyenler içinde bir kaç hafta, bir kaç ay süren ve geçenler vardır. Geçmeyip kalanlar yaklaşık % 50 civarındadır. % 75 kadarı 3,5 yaşından önce başlar. Erkeklerde daha sık rastlanır. Erkeklerde rastlanan kekemelik küçük yaşlarda ½ oranındadır. İlkokulda bu oran 1/5 olarak değişir. Kızlarda erkeklere oranla spontan iyileşme daha fazladır. Batı kültüründe okul nüfusunun % 10’ unda kekemelik görülmektedir. Uzakdoğu ve doğu Asya ülkelerinde de sayılar aynıdır. İlkel kavimlerde ise bu oran aynı hatta daha fazladır. Davranış standartlarının yüksek olduğu toplumlarda kekemelik fazla, kriter davranış standardı, çocuktan beklenti, rekabet anlayışı fazladır. Daha toleranslı, rekabet ve cezanın az olduğu toplumlarda kekemelik daha az görülmektedir.

Hangi durumlarda çoğalıyor?

Telefonla konuşurken (sadece konuşma ön planda olduğu için), kalabalık önünde, söylenmesi zor sözcüklerde, zaman baskısı olduğunda, sabırsız dinleyicilerle, (siz konuşurken başka şeylerle ilgilenen, sürekli saatine bakan, devamlı gözlerini kaçıran, konuşmacının sözünü tamamlayan dinleyici) söyledikleri anlaşılmayıp tekrarlatılınca, sosyal tedirginliğin fazla olduğu durumlarda kekemelik şiddetlenir. Çift dil bilenlerin bazıları, bir dilde kekeliyor, bir dilde kekelemiyor veya kekelemesi azalıyor.

Kekemeliğin semptomları

1- engelleri

A- tekrarlar: tekrarlanan birden fazla sözcük olabilir. Tek sözcük, hece, ses olabilir. Bazen ses ve heceyi ayırt etmek zor olabilir.(p-p….peki, ol-ol…….olmaz, ben de- ben de –ben de geleceğim gibi) bunlar hep ilk hece ilk ses ilk sözcüktür. Genellikle sözcük ve daha uzun ifade tekrarlanıyorsa tehlike az, ses ve hece tekrarlanıyorsa tehlike var demektir. Bu da daha yerleşik bir kekemeliktir.

B- uzatmalar: sesleri uzatma şeklindedir. Örneğin ünlülerin hepsi ve ünsüzlerin bir kısmı uzatılır.( fffff….fare, aaaa….aldım)

C- patlamalar: düzensiz solunum ve kararsız konuşmaya bağlı olarak sözcüklerde alışılmadık vurgulamaların ortaya çıkmasıdır. Aslında bir çeşit uzatmadır. Patlamalı kapantılı sesler patlatılıyor. Basınç biriktirip o süreyi uzatıyor, kapalı fazın fazla uzatılması ve çok beklediği için de basınç artıyor ve ses aspirasyonla çıkıyor.(p…p…pantaloon)

D- sessizlik: gereğinden fazla duraklamak, uygunsuz yerde duraklamalar, sözcük başında bazen de sözcük arasında olabiliyor.(vurgulu heceden sonra duraklama olabiliyor.)

2- süresi

Bu semptomların süresi de çok önemlidir. Yüz sözcük veya yüz cümle alınıp kaç defa takılmış, kaç engel olmuş ve bunların her birinin süresi toplanıp ortalamaları alınır. Kekelemenin ortalama süresi aşağı yukarı 1 saniyedir.(orta derecede kekeleyen)

3- sıklık

Kullandığı sözcük ya da hecenin kaçta kaçında kekelediği önemlidir. Ortalama olarak kullandıkları sözcüklerin %10 unda, hecelerin % 15 inde kekelerler. Bu durumdan duruma değişir. En hafifi %5, en ağırı %25-%75 tir.

4- dağılım

Hangi sözcüklerde hangi seslerde kekeliyor, belli bir düzeni var mı? Buradaki amaç tutarlılık kavramının belirlenmesidir. Aynı paragrafı tekrar tekrar okutunca aynı seslerde, hecelerde, sözcüklerde kekemelik olup olmadığı belirlenir. % 65 – % 70 tutarlılık vardır, genelde aynı sözcüklerde kekelerler. Belli ses korkuları belli hece korkuları var mı?

5- ek semptomlar

Belli bir sesin çıkartılması ve konuşma sırasındaki gerginliğin atılmaması, nefesin engellenmesine ve tıkanmasına yol açar. Karşılıklı konuşmayı kontrol edebilmek için gösterilen mücadelenin işaretleri açık olarak görülebilir. Konuşmanın akıcılığı ve ritmi bozulmakla birlikte yüzde gerilim, kaş-göz oynatma, başın ani hareketleri, bütün bedende istenmeyen jestler gözlenebilir ve her ses birimi bu tıkanmalardan etkilenebilir. Konuşmada güçlük yaşandığı anda bazen fazladan sözcük ve sesler eklenir: aman!, ya! , yani!, sey! Gibi .

*fizyolojik semptomlar: Kekemelerin bir takım fizyolojik semptomlarının heyecan ve egzersiz sonucunda ortaya çıktığı görülmüştür. Hızlı kalp atışı, fazla adrenalin salgılanması, artan refleksler, kan dağıtımında değişiklik, beyin dalgalarında değişiklik. Konuşma organlarıyla ilgili fizyolojik semptomlara baktığımızda yanlış soluma, nefes alırken konuşmaya çalışma, larinks kaslarında aşırı hareketli ve telaşlı durum ve koordinasyon bozukluğu. Bazı çalışmalar kekemelerin el becerilerini ve artikülasyonunu da yavaş bulmuştur.

Kekemelikte 2 temel evre vardır. Bunlar:

 1- Primer evre kekemelik

Bu dönem 2-2,5 yaşlarından 6-7 yaşlarına kadar uzanabilmektedir. Kekemelik sürekli olmayıp epizotlar halindedir. Bu dönemde çocuk kekemeliğinin farkında değildir ve genellikle konuşmaktan kaçınmaz ve akıcılıktaki bozulmalara psikolojik tepkiler vermez. Aileye verilen eğitimle bu sorun aşılabilmektedir. Primer evre kekemelikte kekelenen hece sayısı %10’dan büyüktür.

 2- Sekonder evre kekemelik

7’li yaşlardan sonra ortaya çıkan ve çocuğun konuşmasındaki bozukluğun farkına varıp psikolojik tepkiler vermeye başladığı dönemdir. Bu dönem kekemeliği tedavi gerektiren bir evredir. Yaş ilerledikçe çocuk kekemeliğinin farkına varır ve bu şekildeki konuşmaya reaksiyon vermeye başlar. Önceleri eforsuz olan uzatma ve tekrarlar daha hızlı, düzensiz, yoğun ve eforlu olmaya başlar. Konuşma ritmindeki bozukluğa gösterilen tepki kişiler arası farklılık göstereceğinden ileri yaşlardaki kekemelik arasında büyük farklılıklar görülür. Sekonder evre kekelemelikte kekelenen hece yüzdesi %5’ten büyüktür.

Epidemiyoloji

2-6 yaş arası çocukların ortalama %5’inde kekemelik vardır. Fakat bunların %80’i kendiliğinden ya da aile eğitimi ile düzeldiği bilinmektedir.

Sekonder evre kekemeliğin görülme sıklığı %1’dir.

Erkek çocuklarda kızlara oranla daha sık görülür. Bu oran çeşitli yayınlarda değişiklik göstermektedir. Ama genel olarak 1/3 ve ¼ gibi olduğu bilinmektedir.

Kekemelikte kalıtımın rolü

Aile çalışmalarında fizyolojik bir bağ bulunamamış fakat ailede kekemelik bulunması çocukta davranışın ortaya çıkmasında güçlü bir etken olarak göze çarpmıştır.

Howie (1981)’ in tek ve çift yumurta ikizleri üzerinde yaptığı çalışmalarda çıkan sonuçlar şöyledir:

6 ve 16 ikiz grubu üzerinde yapılan araştırmada 1 ikiz kekelerken, diğerlerinde böyle bir bulguya rastlanmamıştır.

Andrews’un (1990) yaptığı çalışmada:

3810 ikiz üzerinde çalışılmış, %71’inde belirti görülmezken %29’unda görüldüğü sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak; aile çalışmalarında görülmüştür ki; ailede kekemeliğin bulunması, bulunmamasına oranla çok daha fazla risk taşımaktadır.

Kekemelik ve zekâ

Yapılan araştırmalarda ulaşılan sonuçlar göstermiştir ki; zekânın kekeleme veya akıcı konuşma üzerinde direk etki yaratmak değil de; dil süreçleri, duyusal-motor beceriler ve algılamada farklılık yarattığı gözlenmiştir.

Okul performansı

Okul performansında anlamlı bir farklılık yoktur. Sadece sözlü ve yazılı sınav performanslarında değişimler görülmektedir. Beklendiği üzere sadece sözlü sınavlarda dezavantaj olabilmektedir.

Çocuğunuz kekemelik davranışı gösteriyorsa

Kekemelik davranışı gösteren çocukların tedavisinde iyi sonuç alınabilmesi için terapist ile anne-babanın işbirliğine ihtiyaç vardır. Öğretmen için okuldaki iletişiminde, anne-baba için evdeki iletişiminde aşağıdaki önerilere uymamız, uymanız yararlı olacaktır.
1. Kekemelik konusunda kendi olumsuz duygularınızı giderin. Sizin geriliminiz ona da yansıyacaktır. Çocuğunuzu “normal çocuk” gibi kabul edin. Unutmayın ki hecelerin %10’unda kekeliyorsa, %90’ını da kekelemeden söylemektedir. “ileride ne olur?”Diye endişelenmek yerine; ona nasıl yardım edeceğinizi düşünün.
2.çocuğunuzun üzerindeki konuşma baskısını azaltın.

A. Çocuğunuz konuşurken onu dikkatle dinleyin. Gözleriniz onda olsun. Yüzünüzde endişeli veya gerilimli bir ifade olmamasına özen gösterin.

B. Çocuğunuz konuşurken sabırla bitirinceye kadar bekleyin. Sözünü kesmeyin. Bitirdikten sonra acele cevap vermeyin. Çocukla olan diyalogunuz telaşlı bir hava içinde geçmesin.

C. Sürekli soru sormaktan vazgeçin. Sorularınız “evet, hayır” veya kısa ifadelerle yanıtlanabilir olsun. Kendi arzusuyla konuşmaya başlarsa ona istediği kadar zaman tanıyın.

D. Onunla konuşurken kullandığınız ses tonuna da dikkat edin. Bazen kelimelerle ifade etmediğinizi ses tonunuz ele verir.

3. Çocuğunuzun üzerindeki genel stresi azaltın.

A. Gündelik hayatınız çok konuşmalı mı geçiyor? Dinlenmeye ve gevşemeye zaman kalmıyor mu? Çocuğunuz ne yalnız kalmalı, ne de aşırı bir telaş ve koşuşma içinde yaşamalı. Sakin bir yaşayışı olmalı.

B. Davranış ve tutumunuz çocuğu utanç, suçluluk ve yetersizlik duyguları içine itmemeli. Çocuk kendisini reddedilmiş, itilmiş, hor görülmüş hissetmemeli. Bu gibi duyguların oluşturduğu endişeler sonradan kekemelik olarak ortaya çıkabilir.
4. Çocuğunuza zaman ayırın.

A. Çocuğunuzla elinizden geldiğince birlikte olmaya çalışın. Nasıl konuşursa konuşsun sizin için değerli olduğunu, konuşma şeklinin ve düzeninin önemli olmadığını çocuğa hissettirin. Çocuğunuza uygun bir ses tonuyla ve hecelemeden, akıcı bir üslupla bol bol okuyun. Seçtiğiniz kitap ve konuların içeriğinin çocuğun akademik düzeyine uygun olduğu kadar; grameri, dilinin ağırlığı açısından da çocuğun durumuna uygun olmasına dikkat edilmeli.

B. Okuma konusunu bitirdikten sonra, çocuğun cümleleri tekrarlamasına bazen de hikâyeyi kendi sözleriyle size anlatmasına izin verin. Kitap hakkında soru sormaktan kaçının.
Kitap okumak yerine masal, hikâye, hatıra da okunabilir, anlatılabilir. Çocuklar küçüklük hikâyelerini dinlemeyi çok severler.

C. Çocuğunuzun dil ve konuşmayla ilgili deneyimleri zevk verici olsun. Konuşmasını kızmak, azarlamak, cezalandırmakla değil mutluluk veren olaylarla destekleyin.

D. Duygu ve heyecanlarını sözle ifade etmesine imkan tanıyın, söylediklerini önemseyin. İfadede güçlük çekiyorsa ona yardımcı olun. Ama asla ifade ve sözcüklerini çocuğun ağzından alıp siz söylemeyin.

5. Çocuğunuzun konuşmasına siz iyi bir model olun.

A. Gerek konuşurken, gerekse de okurken konuşma ve okuma hızınızı yavaşlatın. Bu konuda kendinizi eğitmeniz gerekebilir. Cümleler ve kelimeler arasındaki zamanı uzatmakla işe başlayın. Sonra kelimeleri de yavaş söylemeye gayret edin. Asla heceleyerek okumayın.

B. Konuşmanızı yavaşlatmanız yanı sıra zahmetsiz ve yumuşak tarzda konuşmaya çalışın. Çocuğunuzun da öğrenmesi gerekecek olan budur.

6. Çocuğunuzun kekelemesine uygun tepkiler verin.

A.“uygun tepki” çoğu zaman hiç tepki vermemek, kekelemiyormuş gibi sabırla çocuğu dinlemek, konuşmasını alay yapmamaktır.

B. Ancak bazı kelimeleri söyleyememek, takılmak çocuğa çok sıkıntı verebilir. Böyle zamanlarda sizden tepki gelmemesi daha da kötü olabilir. Bir şey söylemek ihtiyacı duyabilirsiniz.

C. Bu gibi durumlarda ses tonunuzda acımak, olumsuz bir yorum, kaygı ya da şaşkınlık ifadesi bulunmaksızın, hatta alaysız bir tarzda hafifçe gülümseyerek “bu kelime uğraştırdı seni”, “bazen zor oluyor değil mi?” Gibi sözler söylemeniz gerekebilir. Bu gibi sözler çocuğun gayretini tanıdığınızı ve kekelediği için onu suçlamadığınızı ifade edecektir.

D. “konuşmasını düzeltmekten, daha yavaş konuşursan kekelemezsin, yüzünü öyle yapma” gibi iyi niyetli ama olumsuz ifadelerden kaçının. Bu gibi davranışların çocuğu kekelemesinin sorumlusu yapmak gibi suçlayıcı etkisi vardır.

E. Kekelemesi hakkındaki duygularını onunla konuşmaktan çekinmeyin. Kekelemesinin üzerinde durulmamalıdır. Ancak çocuk duygularını açtığı takdirde onun duygularını tanıyın, paylaşın. Kekelemesi hakkında konuşmak tabu değildir. Yalnız “kekelemek” yerine “konuşma zorluğu” ifadesini kullanırsanız onu damgalamaktan kurtulursunuz. Herkesin bir takım zorlukları olabileceğini ifade edin.

NEDENLERİ

Yapılan ilk araştırmalarda (1900’lü yılların başı) kekemeliğin fiziksel yanına bakılmış fakat fiziksel bir özür olmadığı görülmüştür. Bunlar doğum koşulları, fiziksel gelişme, dil gelişimi, genel sağlık, sağ-sol el kullanma gibi faktörlere bakılmış fakat anlamlı bir fark bulunamamıştır.

1900’lü yılların başlarında konuşma patolojisinin yeni gelişmeye başladığı dönemlerde daha çok serebral dominans üzerinde durulmuş; sağ veya sol el kullanımına bakılmış fakat yapılan araştırmalarla bunların kekemelik üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı sonucuna varılmıştır. Son araştırmalar göstermektedir ki; beyin aktiviteleri bakımından kekelemelerle akıcı konuşanlar arasında anlamlı fark yoktur, yukarıda görülen fark konuşma sırasında yaşanılan stresten kaynaklanmaktadır.

 

Psikojenik Etkenler: bu modelde kekemeliğin çözülmemiş yada bastırılmış çatışma, korku yada isteklerden kaynağını alan bir tür nevroz yada duygusal bir sorun belirtisi olduğu ileri sürülmektedir.  Kekeme çocukların ailelerinde ebeveynlerinin aşırı titiz, kuralcı ve beklentileri yüksek bireyler olduğu görülmektedir.

Öğrenme modeli: bu modele göre kekemelik çevresel yada duygusal etkenlerin başlattığı bir uyarı-pekiştirme durumudur. Erken yaşlarda başlayan geçici kekemelik durumlarında ailenin çocuğa düzgün konuşması için baskı yapmaması ve çocuğun kendi konuşmasına dikkat etmesine yol açmamaları önerilmektedir.

Bu güne dek kekemelikte belirli bir biyolojik ve nörolojik etiyoloji saptanmamıştır. Konuşma gelişimi 2-5 yaşlarında çok hızlıdır. Çocuklarda kekemeliğin ortaya çıkması en sık bu dönemde olur. Kekemeliğin oluşumunda hem dil gelişimi, hem konuşma ile ilgili motor işlevler ve bilişsel süreçlerin etkili olduğunu düşündürmektedir. Genetik çalışmaları kekemelikte kalıtımın rolünün büyük olduğunu göstermiştir.

Özet olarak, çevresel etkenlerin birleşip genetik yatkınlığı olan çocuğu etkilemesi ile kekemeliğin oluştuğu söylenebilir.

Kekemelerin yaklaşık %80 inde düzelme gözlenir ve bunun yaklaşık %60 ı kendiliğinden olur. Düzelme oranı kızlarda erkeklere oranla daha yüksek ve hızlı olup genel olarak 16 yaş öncesidir. Küçük yaşlarda olan kekemelikte düzelme süresinin kısa olduğu saptanmıştır.

Şunlar kekemeliğe sebep olabilir:

  • Travmatik yaşantılar ve korkular:
  • Hayvandan korkma
  • Trafik kazaları
  • Bir kavgaya tanık olma
  • Hastalık ve ameliyatlar
  • Sesle korkutma
  • Yangın, deprem, tüp patlaması, bina çökmesi … Gibi olaylar
  • Aile içi sorunlar:
  • Çocuğa uygulanan şiddet
  • Anne- baba arasındaki şiddet
  • Evdeki kavga ve huzursuzluklar
  • Hatalı anne- baba tutumları:
  • Baskıcı, aşırı disiplinli aile tutumları
  • Aşırı koruyucu aile tutumları
  • Alaycı, aşağılayıcı aile tutumları
  • Kayıp ve ayrılık nedeni ile:
  • Boşanma nedeniyle anne veya babadan ayrılma
  • Beklenmedik seyahatler nedeniyle ayrılık
  • Ölüm nedeniyle sevdiği birinden ayrılık
  • Evcil hayvanın ölümünden duyulan üzüntü

 

Daha öncede denildiği gibi, kekemeliğin nedenleri konusunda birlik yoktur. Bu bakımdan, ortaya atılmış görüşleri olabildiği kadar birleştirerek açıklama yoluna gidilecektir.

1- Kekemelik yapısal nedenli bir özürdür: Bu nedeni öne sürenler kekemeliği bedensel fizyolojik ya da nörolojik bir nedene bağlamaya çalışırlar. Örnek verecek olursak; Arıstotle kekemeliği dildeki bir özüce, yapısal bir bozukluğa bağlamaya çalışmıştır. Colombat’ göre kekemelik beyin sinirleriyle, ses çıkarma organlarını devindiren sinir ve kaslar arasında yeterli uygunluk ve beraberlik olmayışından ileri gelmektedir. Schultes kekemeliğin hançeredeki ses bantlarında oluşan bozukluktan ileri geldiği görüsündeydi. Bu görüsü savunanlara göre kekeme olan insanlar aslında kekemeliğe uygundurlar. Eğer çevre koşulları kekemeliği önleyecek durumdaysa önemli değildir. Fakat çevre koşulları çocuğun bünyesiyle bağdaşırsa kekemelik gelişir. Bu gruptakiler kekemeliği soyla da bağdaştırırlar. Bunlara göre kekeme kişinin soyunda kekeme vardır. Solaklık kekemeler arasında daha çoktur. İkizler arasında kekemelik daha çok görülür.

2- Kekemelik öğrenilmiş bir davranıştır: Bu görüsü savunanlara göre; kekemelerle kekeme olmayanlar arasında kalıtım, fizik gelişimi, sağlık, zeka yönünden hiç bir ayrıcalık yoktur. Kekemelik öğrenilen bir davranıştır. Konuşmanın kendisi öğrenilen bir süreçtir. Kekemeler konuşmanın akıcılığındaki tutukluğun yanlış değerlendirilmesi sonucu, bu özrün zorla kazandırıldığı bireylerdir. Konuşma gelişimindeki bu kritik dönemde, ana-baba, öğretmen ve diğer yetişkinler tutulma ve duraklamaya karsı aşırı duyarlılık gösterir, endişelenir ve telaşlanırlar. Bunu çocuğa da aktarırlar. Çocuk kekemelik belirtilerini benimser ve bilinçli hale getirir. Sonrada kekeme olur çıkar.

3- Kekemelik bir kişilik bozukluğudur: Bu kümede, çoğunlukla ruh bilimciler ve ruhsal sağaltımcılar toplanmaktadır. Bunlara göre kekemelik kişilik bozukluğunun belirtisidir. Kekemelik konuşma bozukluğu değildir. Kekemelik benlik ve rol çatışmasıdır. Birey kekeleyerek konuşmakla düzgün biçimde konuştuğunda doyuramadığı bir takım ruhsal gereksinimlerini doyurmaktadır. Kekemelerde belirli bazı kişilik özellikleri vardir. Bebeksi, zorlayici, çekingen, endiseli, güvensiz, bagimli, yalniz, utangaçtirlar. Kekemelerin aileleri asri titiz kuralcı olmakta ve kekemelikte ruhsal etkenlerin payı büyük ölçüde görülmektedir. Eğer bir çocuğu kekeme yapmak istiyorsanız, onu çok kesin kurallara göre hiç yanılgısız ve yalanışsız davranması için zorlayın. Konuşma öğrenilmiş olan işlevlerden biridir. Şayet öğrenilme döneminde, işlev iyice pekişmeden, güçlenmeden bir baskıyla karsılaşırsa konuşma bozuk olur. Bu birinci dönem kekemeliği biçiminde görülür. Konuşma kazanıldıktan sonra herhangi bir baskı karşısında çözülür, bozulursa bu ikinci dönem kekemeliği biçiminde görülür.

4- Bir direniş belirtisi olarak kekemelik bu görüşte olanların hareket noktası, insanoğlunda değişikliğe karşı bir direnmenin var olusudur. Değişiklik fizyolojik organik olduğu gibi ruhsal ve sosyal olabilir. Eğer birey direnmeye neden olan bir durumun etkisi altındayken konuşmaya zorlanır ya da kişi kendini konuşmak için zorunlu hissederse, direnme etkisini onun konuşmasında gösterir.

5- Kekemelik tek bir nedene bağlanamaz bu görüşte olanlara göre kekemelik her zaman bir tek nedene bağlı olarak açıklanamaz. Rıper’ e göre kekeme çocuklar duygusal çatışmaları olan bir geçmişe, konuşmada olağan sayılacak tutukluğu kekemelik diye tanılayan bir aileye; kendilerini kekemeliğe kadar götürebilecek uygun bir bünyeye; konuşmalarının akıcılığını engelleyen bir çevreye ve sınırlı hoş görüye sahiptirler.

TANI

Kekemelikte dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri; olayın tam tarihi, yeri ve zamanının belirlenmesidir. Bu tam olarak belirlenmelidir ki kekemeliğin niteliği ve nedenleri hakkında tam bir değerlendirme yapılabilsin. Bu belirlenmeden sorunla ilgili tam bir tedavi önermek doğru olmaz. Ayrıca çocuğun normal işitebilme ve konuşmada kullanılan kasları tam olarak kullanabilme düzeyine bakılmalıdır.

Olay araştırılırken, o dönemde meydana gelen önemli bir olay (taşınma, yakın kaybı, psikolojik travma…) Gerçekleşmiş mi ona bakılır. Çocuğun o dönemde hastalık, aşırı korku, kaza gibi psiko-sosyal stres döneminden geçip geçmediği araştırılır. Bu tür olaylarla ilişki kurmaya çalışılır.

KEKEMELİK DE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Kekemelikte özrün düzeltilmesi “tanılama” ve “sağaltım” alt başlıkları altında açıklanacaktır.

Tanılama özrün düzeltilmesi, konuşmanın geliştirilebilmesi için özürlü bireyin tanınması ve özre ilişkin doğru bir tanının konulabilmesi önemlidir.

Kekemeliğe özgü olarak kekemeliğin; gelişim biçimini, olasılı nedenlerini, devam etmesini ve ağırlaşmasını etkileyen koşulları, sağaltımında yardımcı olabilecek koşulları ortaya çıkaracak türden bilgilerin toplanılmasına yardımcı olabilecek koşulları ortaya çıkaracak türden bilgilerin toplanılmasına özen gösterilmeli. Bunu sağlayabilmek için çocuğun kendisiyle ve çevresiyle gerektiği kadar görüşme yapılmalıdır. Bu incelemeler sırasında kekemeliğin belirtileri, kekemelikle birlesen diğer olumsuz özelliklerin neler olduğu, kekelenen durum ve koşulların neler olduğu, kekemeliğin ağırlık derecesi, yakınların kekemeliğe ve çocuğa karşı tutumu, çocuğun duygusal uyumu ve gelişimi, sağlık durumu gibi bilgiler toplanmalıdır.

Her incelemede olduğu gibi bu tür inceleme sonunda da uzman; çocuğun hangi dönem kekemesi olduğu, kekemeliğin olasılı nedenlerini, kekemelikle birlesen başka özellik olup olmadığını, kekemeliği ağırlaştırıcı konular varsa neler olduğu, çocuğun ve ailenin sağaltıma karsı tutumlarını, sağaltımın ne kadar yararlı olabileceğini belirten bir özet rapor hazırlanmalıdır.

Sağaltımın ne kadar yararlı olabileceğini kestirmek için yukarda belirtilen hususlara ilişkin bilgilerin yeterli ve doğru olmasına çalışılmalıdır.

Sağaltım kekemeliğin nedenini yapısal bozukluğa bağlayan ya da o görüşte olan uzman sağaltımda o yöne ağırlık verecektir. Kekemeliği bir kişilik bozukluğu olarak gören uzman ise ruhsal sağaltım savunur ve onu uygular. Kekemeliği başlatan nedenler ruhsal olmasa bile sonradan, Kekemeliğin bir ruhsal sorun haline düştüğü açıktır. Bu bakımdan kekemeliğin düzeltilmesinde ruhsal sağaltım ile konuşma sağaltımın birlikte düşünülmesi gerekmektedir.

Konuşma sağaltımı ve ruhsal sağaltım yöntemleri kekemeliğin birinci ya da ikinci dönem oluşuna, ağırlık derecesine, bireye ve sahip olunan olanaklara bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.

Sağaltımda bir genel kural kekemeliği yaratan, sürdüren ağırlaştıran etkenlerin ortadan kaldırılması ya da etkilerinin azaltılmasına çaba göstermesidir.

Kekemeliğin sağaltımı birinci ve ikinci dönem olusuna göre farklılıklar gösterir.

Birinci dönem kekemeliğin sağaltımı birinci dönem kekemeliğiyle 5-6 yas çocuğu konuşması arasında ayrım yapmak oldukça güçtür. Bazen aile çok fazla titizlik gösterir. Çocuklarının konuşmasında görülen olağan sayılabilecek akıcılık bozukluğunu kekemelik sanır. Bu gibi durumlarda, aileyi çocuklarının kekeme olmadığı konusunda inandırmak gerekir.

Sağaltımın amacı birinci dönem kekemeliğinde sağaltımdaki amaç; kritik olan bu konuşma döneminde çocuğun en az zararla atlatmasını sağlamaktır.

Çoğu durumlarda çocuk konuşmasında akıcılık bozukluğu olduğunu ya da kekelediğinin farkında değildir. Bu gibi durumlarda ikinci amaç çocuğa konuşmasında bozukluk olduğu hissettirilmemelidir.

Birinci dönem kekemeliğinde sağaltım çoğunlukla dolaylı olmaktadır.

Dolaylı sağaltım çalışmaları bu tür çalışmalar çocuğun çevresindekilere yöneltilen ya da yöneltilmesi gereken çalışmaları kapsamaktadır.

1- Ana babayı kaygıdan kurtarma çocuğun kekelediğini düşünüp telaşa kapılan ailenin bu telaş ve kaygıdan kurtulması önemlidir. Çocuğun konuşmasına konulan tanı aileye ustalıkla söylenilmelidir. Örneğin;”evet çocuğunuz kekeliyor. Fakat kekemeliği çok değişik. Biz buna birinci dönem kekemeliği diyoruz. Aslında bu tam kekemelik sayılmaz. Zaten konuşması akranlarından çok az farklı. Bu farkı daha da azaltabiliriz” denilebilir.

Aileye konuşma gelişimi hakkında bilgi verilmelidir. Örneğin;

  • Her çocuğun kendine özgü konuşma gelişim hızı olduğu söylenebilir.
  • Çocuğun aile içindeki yeri ve sırası, cinsiyeti, zekâsı, ana babanın konuşma becerisi ve düzeyi çocuğun konuşma gelişimini etkiler. Bunlar çocuğun kendi elinde olmayan durumlardır. Bu etmenlerden dolayı çocuğu sorumlu tutmak yararsız ve yersizdir.
  • Soğukkanlı ve kararlı aileler telaşlı ailelere göre çocukların konuşmasında daha yararlıdır.
  • Büyükler çocuğa konuşmayı sevilir hale getirmelidir. Çocuklar konuşmaya özendirilmelidir.
  • Akıcı konuşma bir anda olmaz. Zaman gerektirir. Bunun içinde biraz sabırlı olmak gerekir.

 

2) ana-babanın beklenti düzeyini gerçeğe indirme: Aile, daha bebek dünyaya gelmeden bir beklenti içinde olmaktadır. Kafalarında bir tür ideal bebek tasarlamaktadırlar. Bundan dolayı da bebek olduğu gibi değil de olması gerektiği gibi görülür, görünmek istenir. Bu konuda yapılabileceklerden birisi, aileye çocuğu tanıtılmalıdır. Sağlık durumunu, fizik gelişimini, zihin, duygusal, sosyal gelişimini, ilgilerini fark ettirmek, ona o gözle bakmalarını sağlamak gerekir. Bu konuda diğer yapılabilecek, çocuğun gelişmesi ve eğitimi konusunda kendilerinin sahip oldukları olanakları düşünmektir. Aileye, sahip olduğu olanaklarla gerçekte çocuğun istenilen düzeye çıkarılıp çıkarılmayacağının düşündürülmesidir.

3) çocuğun tüm gelişiminde hızlandırıcı önlemler alma: Çocuğun, konuşma özgürünün üstesinden gelebilmesi onun tüm gelişimiyle sıkı sıkıya ilgilidir. Çocuğun bedenen sağlıklı olmasına özen gösterilmelidir. İstirahatı, beslenmesi düşünülmelidir.

Doğrudan sağaltım çalışmaları

Bundan önce açıklanan çalışmalar ve alınan önlemlerde uzman daha çok ikinci plandadır. Birçok olgularda böylesi dolaylı yöntemler etkili olur ve çocuk dönemi sağlıklı olarak atlatır. Fakat bazen etkili olmaz. Çocuğun kendisiyle çalışmak gerekir. Bu gibi durumlarda aşağıdaki hususların dikkate alınması yararlı olur.

(1) çocuğun kekemeliği düzeltilmeye değil tüm konuşması düzeltilmeye çalışılmalıdır. Çocuğun dikkatini konuşması üzerinden başka tarafa çekmek yararlı olur. Çocukta kekemelik dışında konuşma güçlükleri varsa düzeltilmelidir ( ekleme bozukluğu, ses bozukluğu gibi ). Çocuğun kendine güveni artar. Çocuğun kişiliğini güçlendirmek yararlıdır. Birinci dönem kekemelerinin birçoğu, onlara yeni beceriler ve sosyal yandan kabul görecek özellikler kazandırmak düzeltilebilmektedir.

(2) oyun sağaltımına yer verilmelidir. Birinci dönem kekemeliğinde oyun sağaltımının yeri büyüktür. Uzman çocukla iyi ilişki kurar. Kendini sevdirirse başarılı ilk adimi atmıştır. Uzman çocukla herhangi bir oyun oynarken kendi kendine yüksek sesle oyunla ilgili konuşmaya baslar. Bu sırada uzman, çocuğun konuşmasındaki akıcılığın temelini yakalamaya çalışır. Akıcılığın temeli, çocuğun kekeleme belirtisi göstermeden konuşabildiği konuşma hızıdır. Temel hız saptandıktan sonra uzman, konuşmasını yavaş hızlandırır. Çocuktan da hızlandırmasını ister. Çocuk kekeleme belirtisi gösterirse uzman konuşmayı durdurur ve yeniden temel hiza döner. Bunun dörtken fazla yapılması gerektiği söylenir. Çocukla yapılacak çalışmalarda, çocuğun gerginliğinin azaltılması ve rahatlatılması önemlidir.

İkinci dönem kekemeliğinin sağaltımınında değişik yöntemleri kullanılmaktadır.

Sağaltımın amacı

Çağdaş konuşma sağaltımında kekemelik için saptanan değişik amaçlar söyle maddelenmiştir.

1)     Bireyin genel güvenini ve moralini geliştirmek

2)     Durumsal ve sessel kaygısını azaltmak

3)     Kekemeliği pekiştirici etkileri azaltmak

4)     Konuşmanın mevcut akıcılığını geliştirmek

Yukarıdaki amaçlar dikkate alındığında, yapılacak sağaltım çalışmaları iki kümede toplanabilir.

1-kekemeliğin belirtilerini ortadan kaldırma

2-ruh sağaltımı

Kekemeliğin belirtilerini ortadan kaldırma bu yaklaşımın hareket noktası, her kekemenin bu belirtiden kurtulmak istediği ve arayış içinde olusudur. Belirtileri ortadan kaldırmaya yarayacak çalışmalar söyle sıralanabilir.

1-kekemeliği oluşturan, sürdüren, ağırlaştıran etmenler ortadan kaldırılmalı

2-çocuk problemin farkına vardırılmalı, özürü yenmesi için istekli hale getirilmeli

3-kekemeliğin belirtileri fark ettirilmelidir.

4-kekemelik çocuğun ve çevrenin hoş görü düzeyine indirilmelidir.

5-özellikle solunum araştırmaları üzerinde durulabilir. Genellikle, kekemelerin konuşma sırasında soluklarını iyi kullanamadıkları görülür. Soluklarını iyi kullanır hale geldiğinde konuşması olumlu yönde değişiklik gösterecektir.

6-kekemeye söylenenleri yineleterek onun konuşma hızını, vurgusunu da değiştirmek elimizdedir. Uzman, çocuğun durumuna uygun tümceler seçerek çocuğun söylenilenleri yinelemesini ister. Böylelikle çocuk öykünme yoluyla konuşmasını düzeltecektir.

Ruh sağaltımı kekemeliğin belirtilerini ortadan kaldırmak önemlidir. Fakat kendi başına yeterli değildir. Kekemenin kendisine, konuşmasına, çevresine karşı olan tutumunu değiştirmek gerekir. Ruh sağaltımı ile konuşma sağaltımının iş birliği önemlidir. Konuşma sağaltımı esas alınarak aşağıdaki çalışmalar yapılabilir.

1-özrünü tanıtma; çocuk ayna karsısında konuşturularak, konuşmasını banda kaydedip tekrar kendisine dinletilerek çocuğa özrü tanıtılır.

2-kendini tanıma ve anlamasına yardım etme; kekeme çocukta kendini daha çok kekeleyen bir kişi olarak görme alışkanlığı olduğundan diğer özelliklerinin farkında değildir. Bunlar çocuğa fark ettirilirse çocukta konuşma düzelecektir.

3-boşalmasına yardımcı olma; kekemelerin konuşmasındaki özgüründen dolayı sürekli bir gerilim içinde oldukları bilinmektedir. Onları bu gerilimden kurtarmak için dikkatleri başka yöne çekilebilir.(resim, şiir, düzyazı vs)

4-başkalarını tanıma ve anlamada yardımcı olma; kekeme çevresindekileri hep kendiyle alay eden, küçük gören, hor gören insanlar olarak görebilir. Çocuğa çevresindekilerinim iyi yönlerinin olabileceği buldurulmalıdır.(eğitsel kol çalışmalarına katılma, gezi gözlemler gibi)

5-çocuğa güç kazandırma; çocuğun kekemeliğinden dolayı yitirmiş olduğu güven duygusu, başka özellikleri güçlendirilerek sağlanabilir.

6-konuşma etkinliklerine katılım sağlama; çocuğa konuşma başarı hazzı tattırılmalı. Sesli düşünme etkinlikleri yapılmalı. Yüksek sesle konuşma ve okuma çalışmaları yaptırılmalıdır.

7-uzman, ana baba ve sınıf öğretmeniyle yapılacak işbirliği çok önemlidir.

 

Kekemelik belirtilerini ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar

 1. Kekemeliği oluşturan, sürdüren, ağırlaştıran etmenleri ortadan kaldırma:

Kekeleyen bireylerde konuşmalarındaki problem yüzünden sürekli bir gerilim gözlenmektedir. Onları bu gerilimden kurtarmak için dikkatleri farklı yönlere çekilir. Kekemeliğinden dolayı yitirmiş olduğu özgüvenini, başka özellikleri güçlendirerek tekrar kazanması sağlanır.

2. Özellikle solunum çalışmaları üzerinde durulur:

Genellikle kekeme bireylerin, konuşma sırasında soluklarını iyi kullanamadıkları görülür. Bu probleme yönelik okuma ve anlatma egzersizleri yapılır ve bireyin kısa sürede nefes alıp vermeyi düzenlemesi, nefesi doğru kullanması öğretilir.

3. Toplum içinde okuma ve konuşma çalışmaları:

Kekeme birey konuşma problemi dolayısıyla çevresiyle ilişkilerini sınırlı tutar. Kalabalık bir ortamda, kekeleyeceği endişesiyle okuma veya konuşmadan kaçınır. Bu endişeleri gidermeye yönelik merkezimiz tarafından çeşitli etkinlikler düzenlenir: tiyatro çalışmaları, gruplar halinde futbol maçları, geziler, toplum içinde şarkı söyleme, konuşma yapma, yüksek sesle düzgün okuma alışkanlığı kazandırma, vs gibi.

4. Başkalarını tanıma ve anlama çalışmaları:

Kekeme birey çevresindekileri kendisiyle hep alay eden, konuşma güçlüğünden dolayı dışlayan, küçük gören, hor gören insanlar olarak algılar. Bu düşündüklerinden dolayı da sürekli sinirli tutumlar sergiler. Ancak buradaki çalışmalarda herkes aynı problem yüzünden merkezimizde bulunduğu için bu düşünceleri zamanla ortadan kalkar ve genel bir rahatlama görülür.

Kekemelikte alınacak tedbirler

Kekemeliğin gelişimini. Önlemek için aşağıdaki noktalara. Dikkat etmek gerekir.

  • Çocuğun, konuşması üzerinde dikkatini toplamamak
  • Konuşurken çocuğun, heyecanlanmasına, normal dışı ve her zamankinden farklı davranışlar göstermemek
  • Çocuğun konuşmasındaki tekrarlama ve yanlış telaffuz etme (kelimeleri yanlış söyleme) gibi kusurlara hemen müdahale etmekten kaçınmak
  • Dilde, aile fertlerinin kötü örnek olmamalarını sağlamak
  • Solak olan ve dolaklık yerleşmiş çocuklar üzerinde baskı yapıp sağ elini kullanmaya zorlamamak.
  • Eğer çocuk kekeleyerek ilgi ve dikkati üzerine çekmek yoluna gidiyorsa üzerinde durmamak ve normalin üzerinde ilgi göstermemek. Normal konuştuğu zaman hissettirmeden kollamak ve o saman ilgiyi biraz artırmak,
  • Çocukları heyecan ve endişe yaratan durumlarda konuşmaya zorlamamak.
  • Çocuğun konuşması hususunda kendine güven duymasına yardım etmek. Onu dinlemek, konuşması için ona zevk vererek fırsatlar ve ortam hazırlamak
  • Kekeleyen çocuk, kekelediğine aldırmazsa ve onu kabul ederse kekemelik ortadan kalkar.
  • 10- çocuk kekelerse dahi, onu bir kekeme olarak görmemek ve üzerin­de durmamak, tıpkı normal bir konuşma gibi kabul etmek. Sabırsızlık, heyecan, aşırı dikkat göstermeye ve nasihat vermeye kalkışmamak.
  • Çocuğa, ailesinden gelmiş bir kekemeliğe sahip olduğu fikrini
  • Ev içinde huzur kurmaya çalışmak. Çocuk kendisini rahat ve em­niyet içinde hissettiği zaman kekemelik geliştirmesine sebep yoktur.
  • Çocukla normal konuşmayı değiştirerek konuşmamak.”Nefes al, sonra konuş”, “konuşmadan evvel düşün”,  “dur yeniden başla” gibi telkin ve emirlerle çocuğun konuşmasını kesmemek.
  • Çocuğun başarılarını görmek ve takdir ederek değerlendirmek
  • Sıhhat bakımından çocuğu sağlıklı olarak yetiştirmek

 

Tedavi Teknikleri

v     Konuşma örüntüsünün şekillendirilmesi:

v     İkna etme:

v     Gevşeme:

v     Psikoterapi:

v     Iowa gelişmesi:

v     Bryngelson gönüllü kekemelik ve objektif tutum:

v     Johnson algısal ve değerlendirici olarak yeniden yöneltme:

v     Van riper: ortadan kaldırma, uzatma ve hazırlayıcı ku­rulumlar:

v     İlaç tedavisi:

v     Davranış terapisi:

v     Sistematik duyarsızlaştırma:

v     Ritmik veya metronom zamanlı konuşma:

v     Geri bildirim (feedback, dönüt, geri iletim) yöntemi:

v     Pasif hava akımı oluşturma:

v     Düşük enerjili konuşma:

v     Aşama: düzeyi yöntemi

v     Sağaltım çalışmalarında amaç:

v     Bireyin genel güvenini ve moralini geliştirmek,

v     Durumsal ve sessel kaygısını azaltmak,

v     Kekemeliğin pekiştirici etkisini azaltmak,

v     Konuşmanın var olan akıcılığını geliştirmek.

Aileye ve öğretmenlere öneriler

• çocuk kekemeliğiyle ilgili olumlu ya da olumsuz duygular yaşıyor olabilir; bu konuda konuşmak istiyorsa onunla konuşun. Kekemeliğin farkında olduğunuzu, onu kabul ettiğinizi hissettirin.

• çocuk sizinle konuşmaya istekli değilse ya da bazı kaygıları varsa, konuşmaya zorlamamak en iyisi. Ancak, onunla iletişime her zaman hazır olduğunuzu belirtebilirsiniz.

• konuşurken çocuğa yeterince zaman tanıyın, aceleci ya da sabırsız olduğunuz izlenimini asla vermeyin. Konunun aniden değiştirilmesi ya da konuşmanın sık sık kesilmesi de aceleci davranıldığının göstergesidir. Bunlardan kaçının. Zaman sınırlamaları, akıcı konuşmayı engeller.

• o konuşurken sorun yaşadığında cümleyi onun yerine tamamlamayın, sözcük eklemeyin. Seçtiğiniz sözcükler kimi zaman onun söylemek istediğini karşılamayabilir, bu da sorunu daha da arttırabilir.

• çocuktan “zor” olan sözcük yerine “kolay” olanını kullanmasını istemeyin, bu sadece o sözcüklerle ilgili korkuyu arttırır.

• “yavaş ol”, “rahatla”, “konuşmadan önce düşün” gibi önerilerden uzak durum. Bu öneriler yapıcı öneriler değildir, öğrenciye yardımcı da olmayacaktır.

• onun nasıl söylediğinden çok ne söylediğine odaklanın ve onu sözel etkinliklere katılım konusunda yüreklendirin.

• ona nasıl bakıyor olduğunuz ya da ne yaptığınız en az ne söylediğiniz kadar önemlidir. Hepimiz iletişim kurarken yüz ifadelerini ve beden dilini dikkate alırız, çocuklar ise sözel olmayan bu tarz iletişime karşı çok daha duyarlıdırlar. Bu nedenle onunla iletişiminizde rahat bir beden dili kullanın, dudak ve ağız hareketlerine bakmaksızın göz kontağını sürdürün.

• eğer çocuk kekemelikle ilgili terapi ya da destek eğitimi alıyorsa, aile ve uzmanlarla işbirliği içinde olun.

• siz konuştuktan sonra, çocuğun size cevap verebileceği yeterli zamanı tanıyın.

• çocuğun hangi ortamlarda daha akıcı konuştuğunu gözlemleyerek belirleyin. Bu ortamlar onun kendini daha rahat ve güvenli hissettiği ortamlar olabilir, bu ortamları arttırın.

• onun yaşantısı için süreklilik gösteren, sağlıklı bir program oluşturun, yeterince uyuması, dengeli beslenmesi gibi ihtiyaçlarını gündelik yaşamında dikkatle ele alın.

• çocukta duygusal çatışma ve gerilim yaratan durumları gözleyip belirleyin, mümkün olduğunca bunlardan sakının.

• çocuk akıcı konuşmadığında da akıcı konuştuğundaki gibi davranın. Onu baskı altına almaksızın konuşması için cesaretlendirin. Sakin bir konuşma ve dinleme ortamını sağlamaya çalışın.

Kekemelik bir tabu değildir, dünyanın sonu demek de değildir, iletişimde yaşanan, önüne geçilebilen ve kontrol edilebilen bir güçlüktür. Kekeme çocuğa yardımcı olmanın anahtarı sorunu bilmektir.

Kekeme çocuklarda aile eğitimi

İlk olarak; çocuğun konuşmasındaki takılma ve tekrarlamaları sorun edilmemelidir.

Konuşma çocuk açısından ödüllendirici hale getirilmelidir.

Aile, çocuğa iyi bir dinleyici olmak için elinden geleni yapmalıdır.

Konuşmanın, aile ve çocuğun kişisel bir paylaşımı olması için, aile elinden geleni yapmalıdır. Ebeveynler konuşurken kendini çocukla paylaşmalıdır ki o’da konuşurken kendisini ebeveynlerle paylaşsın!

Aileler nasıl yardımcı olabilir?

Ebeveynlerin konuşması çocuğu her zaman etkiler. Bu yüzden de ailelerin çocuklarını uyarmak veya söylemelerinden ziyade; kendi hareketleri ile örnek olmaları, göstermeleri daha etkili olmaktadır. Bu yüzden: ebeveynler sürekli endişelenmemelidir. Ailenin rahat ve sakin olması çocuğu da etkileyecek ve rahatlatacaktır.

Ebeveynler kekemeliği olan çocuklarıyla konuşurken, şunlara dikkat etmeleri yararlı olabilir

Konuşurken zaman zaman duraklamalıdır,

Yavaş konuşulmalıdır,

Kısa -basit cümleler kurulmalıdır,

Çocuğun ilgisi olan konularda konuşulmalıdır.

1- konuşurken aralarda kısa duraklamalar yapma

2- yavaş konuşma

3- konuşması hakkında konuşun

Sürekli endişelenerek çocuğunuzun gelişimini yavaşlatmayın, bunun yerine kendinizin ve çocuğunuzun konuşmasını yavaşlatın.

Tüm aileler tarafından kekemeliğin bütünsel bir süreç olduğu unutulmamalıdır.

Her şey bir anda olmaz.

Çocuğunuza zaman tanıyın…

Ailelerin yapmaması gerekenler

Bazen hiçbir şey yapmamakta yararlı olabilir. Aileler aşağıdaki davranışları yapmamaya özen göstermelidir:

Konuşmayı düzeltmek, çocuğu ve konuşmasını sürekli kritize etmek,

Ailenin diğer üyelerinin alaycı olması,

“rahatla”, “yavaş konuş” şeklinde konuşmaya müdahale etmek,

“kısa cümleler kur!” Gibi uyarılarda bulunulmamalıdır; göstererek, örnek olunmalıdır.

Sorunun çözümü

Aile + birey + uzman yardımı=çözüm

Çözümün gerçekleşmesi için yukarıdaki tüm öğelerin çaba sarf etmesi ve soruna ciddiyetle eğilerek sistemin bütünlüğünü koruması gerekmektedir.

Sınıf Öğretmenine Düşen Görevler Birinci Dönem Kekemeliğinde Öğretmen Şunlara Dikkat Etmelidir.

1)çocuğu kekeme diye damgalamayınız.

2)çocuğun konuşması üzerine aşırı titizlik göstermeyiniz.

3)çocuğu konuşmada acele ettirmeyiniz.

4)hiç bir zaman çocuğa “dur, acele etme”,”yeniden basla”,”önce derin bir nefes al” gibi uyarılarda bulunmayınız. Bütün bu uyarılar çocuğun dikkatini konuşması üzerine toplar.

5)çocuk konuşurken onun dudak hareketlerine değil gözünün içine bakiniz.

6)sınıfta rahat bir hava oluşturun

7)hızlı konuşmaktan, askerce emirler vermekten sakinin

8)alayı ve acı şakaları disiplin yolu olarak kullanmayınız.

9)çocukla samimi ve candan ilgilenin

10)çocuktan yapabileceğinin üzerinde şeyler beklemeyin.

11)sınıfın kekeme çocuğa karşı durumunu kontrol edin.

12)sınıfta yapılacak koro çalışmaları, toplu söylenen marslar, ritmik etkinliklere kekemenin de katilimi sağlanmalıdır.

13)çocuğun başarılı olduğu işlerle kendini sınıfa kabul ettirmesine yardımcı olunuz.

14)sınıfta yapılan küme çalışmalarında ona görev veriniz.

15)çocukların yanında başkalarıyla onun özümü hakkında konuşmayınız.

16)aileyi tanıyıp onlarla is birliği yapınız.

İkinci Dönem Kekemeliğinde Öğretmene Düsen Görevler.

1)kekeme, kekemelik gibi sözcükleri kullanmaktan sakininiz.

2)onun konuşmasını olduğu gibi kabul ediniz. Siz kabul ederseniz bunu çocukta kabul eder.

3)çocuğun en az kekelediği durum ve koşulları saptayınız.

4)çocukla problemi hakkında konusunuz.

5)çocuğun kekemeliğine kendinin gülebilmesini sağlayınız.

6)çocuk kekelemeden konuştuğunda farkına varınız ve beğeninizi belli ediniz.

7)konuşurken çocuk belli bir tutulma gösterirse çocuğun dikkati başka yöne çekilmelidir.

8)çocuk konuşurken bir sözcük yada seste tutulursa onu tamamlamak için yardim etmeyiniz

9)her türlü konuşma pekiştirme etkinliklerine sınıfta yer veriniz.

Diğer konuşma özürleri

1) yabancı dil ve bölgesel konuşma ayrılıkları

2) damak ve dudak yarıklığı

3) beyin özürü

Gerginlik (spastisity)

Ataklık (athetosis)

Dengesizlik (ataxia)

4) afazi (aphasia)

5. Dizartri

6) disleksi (dislexia)

Fonksiyonel disfoniler 

Organik bir neden olmadan, orolarengofarengeal kasların doğru kullanılmaması sonucunda (hatalı ses kullanımı) karşılaşılan disfonilerdir. Hastanın sesinde değişiklik vardır fakat organik bir lezyon yoktur. Bunların en önemlileri “konversiyon afoni” ve “mutasyonel falsetto”dur. “konversiyon afoni”; konversiyon reaksiyonlarının bir parçasıdır. Yoğun psikolojik baskı altında hastanın geçirdiği birtakım panik veya senkop ataklarıdır. Hasta afoniktir. Evde yoğun baskı altında olan bayanlarda çok sık görülür. Vls muayenesinde; vokal foldların fonasyona çabaladığını fakat bir noktadan sonra tam olarak kapanamadığı görülür. Nöromüsküler sistemde meydana gelen inhibisyon sonucu vokal foldlar biraraya gelmekte fakat tam olarak kapanmamaktadır. Ses eğitimiyle ve sesin doğru kullanımını öğreterek ses oluşturmak mümkündür. Bu hastalara vejetatif hareket yaptırılır (öksürtmek, öğürtmek gibi) ve foldların birbirine istemsiz olarak teması sağlanır. Böylece çıkan sesin üstünde çalışılarak hasta yeniden konuşur hale getirilir.”mutasyonel falsetto”; puberteden sonra erkek çocuklarda normalde kalınlaşması gereken sesin değişmemesidir. Çok ince frekanslarda bir ses (falsetto) ortaya çıkar. Tedavisi ses eğitimidir.

 

Nodül

Nodüller çok tipik olarak, vokal foldda ön 1/3 ile arka 2/3′ün birleşme yerinde meydana gelirler. Oluşum nedeni, tamamiyle sesin hatalı kullanımıdır. Vokal foldlardaki hiperfonksiyon sonucunda nasırımsı yapılar oluşur. Nodüller çok yakın zamanlara kadar cerrahi olarak tedavi edilirdi. Fakat günümüzde, tedavide ses eğitimi ve şan pedagojisinden yararlanılmaktadır. Eğer nodül bu şekilde tedavi edilemiyorsa cerrahi müdahale düşünülür. Vokal fold nodülleri daima bilateraldir. Nodüller, çok tipik olarak iki hasta grubunda görülür. İlk grup ilk ve orta okul yaşlarındaki çocuk hastalardır. Bunlarda, çok sık geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları ya da sesin çok yanlış kullanılması (bağırarak konuşmaları) gibi çevresel faktörler karşımıza çıkar. Pubertede birçoğu spontan olarak kaybolur. İkinci grup ise orta yaş genç bayanlardır. Bu hasta grubunda, kişilik özelliklerine bakıldığında; kariyer hırsı, mükemmeliyetçi bir yaşam tarzı, yaşamlarını gergin yürütme özelliklerine rastlanmıştır. Yaşantılarından kaynaklanan gerginlik vücuda yansıyıp, sesin kullanımını da olumsuz yönde etkiler. Bununla birlikte nodüller; en sık ses sanatçılarında görülür. Günümüzde spikerlerde, öğretmenlerde, din görevlilerinde ve mesleğinde sesini çok kullanan kişilerde de yaygın olarak tespit edilir. Bayanlarda, premenstürel dönemde, vücuttaki hormonal değişiklik ve sıvı retansiyonuna bağlı olarak nodüller belirginleşir. Buna karşın menstürasyon sonrası dönemde nodüller geriler ve kaybolur. Bu nedenle ses sanatçılarına menstürasyon dönemlerinde seslerini kullanmamaları önerilir. Nodüllerin oluşumundan önce vokal foldlar üzerinde sekresyon birikimi görülür. Bunlar nodül oluşacağının işaretleridir. Nodüller fibrotik, sert görünümlü ya da geniş tabanlı, yumuşak görünümlü olabilir. Geniş tabanlı, yumuşak nodüllerin düzeltilmesi daha kolaydır. Karşı vokal foldda temas sonucunda reaktif kitle oluşturan küçük kist veya polipler nodüllerle karıştırılabilir.




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

Kleptomani (Çalma Hastalığı)

Kişinin kullanmak için veya parasal değeri için gerek duymadığı nesneleri çalmaya yönelik yoğun istek duyması ve bu isteğe tekrar tekrar karşı koyamamasıdır. Hırsızlık girişiminden önce giderek artan bir gerginlik duyar. Hırsızlık girişimi sırasında ise haz alır, doyum bulur veya rahatlama sağlar. Çalma girişimi kızgınlığı gösterme veya intikam alma amacını taşımaz. Bu girişimin kendisine [...]

Önceki Yazılar

Karşı gelme bozukluğu (KGB)nun temel özellikleri tekrarlayıcı olarak negativist, karşı gelen, söz dinlemez tutumlar ve otorite figürlerine karşı düşmancıl davranışlardır ki bu işlevlerinde bozulmaya neden olur. Davranım bozukluğu (DB) nun temel özellikleri başkalarının haklarına ve yaşına uygun sosyal norm ve kurallara uymamada tekrarlayıcı ve ısrarlı davranışlardır. Tablo 1’de Karşı Gelme Bozukluğu ve Davranım Bozukluğunun DSM-IV [...]

Sonraki Yazılar

Arşivler
 
Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca   Nis »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829