Adem Esen
BİR İNSAN HANGİ LİMANA ULAŞMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSA, ONUN İÇİN HER RÜZGAR UYGUNDUR.

TELEVİZYON VE ÇOCUK İSTİSMARI

Ocak 18th 2012 ÇOCUK VE ERGEN PSİKOLOJİSİ

Çocuk haklarının ihlali ya da çocuğun istismarından söz edildiğinde genellikle çalıştırılan, dövülen, cinsel tacize uğrayan veya savaşa gönderilen çocuklar akla gelir. Eğer çocukta fiziksel hasar, büyüme yetersizliği, gelişimsel gecikme ya da davranış bozukluğuna dair işaretler varsa bunlar istismar için bir delil olarak kabul edilir. Genellikle istismar, çocuklar üzerindeki etkisi kalıcı ya da uzun süreli olduğunda daha kolay anlaşılmakta ve tepki görmektedir. Görsel ve yazılı basına yansıyan da genellikle bu türden ihmal ve istismar vakalarıdır. Elbette bu türden çocuk istismarı vakalarının bilinmesi, önlenmesi ve halkın bu açıdan eğitilmesi önemlidir. Ancak bazen çocuklar üzerindeki etkisi açısından yukarıda sözü edilen türden istismarlar kadar açık olmayan fakat yaygın biçimde çocukların kötüye kullanıldığı ya da çocuklardan yarar sağlanan durumlar da vardır. Ne yazık ki, bunlar farklı bir biçimde ortaya konduğu için dikkati çekmemekte ya da kolayca gözden kaçmaktadır. Bu yazıda bunlardan birine, televizyonda çocuk istismarına dikkat çekilmek istenmektedir.

Çocukların yer aldığı bazı dizi filmler, reklamlar, eğlence ve yarışma programlarında çocuklar çok açık bir şekilde istismar edildiği, temel hakları ihlal edildiği halde çoğumuz bu programları oldukça masum, hoş ve eğlenceli bulmaktayız. Çocukların televizyonda bu şekildeki istismarı belki çoğu durumda çocuklar üzerinde kalıcı ya da uzun süreli olumsuz bir etki yaratmamaktadır; ancak, medya ve aynı zamanda çocukların ana-babaları onların en temel haklarını ihlal etmekte ve çocuklar üzerinden yarar sağlamaktadırlar. Son zamanlarda, buna en iyi örnek oluşturan programlardan biri de “Çocuktan Al Haberi” yarışma programıdır. Bu program, her şeyden önce ne programa katılan ne de programı izleyen çocukların yararı gözetilerek hazırlanmış bir programdır. Program, hem çocuklara hem de yetişkinlere yönelik bir “yarışma” programıysa sadece yetişkinler çocukların “yanlış” yanıtlarına gülerek eğlenmekte, küçük izleyiciler ise olan bitenden çok fazla bir şey anlamamaktadır. Eğer program, sadece yetişkinlere yönelik ise o zaman da bilinmelidir ki çocuklar, ne herkesi eğlendirecek, ne de üzerlerinden para kazanılacak “sirk maymunu” durlar.

Programa katılan çocuklar, sorulan soruları kendi bilişsel gelişimlerinin izin verdiği düzeyde anlamakta ve buna uygun biçimde yanıt vermektedirler. Genellikle komik bulunan bu yanıtlar sunucu tarafından alaycı biçimde karşılanmaktadır. Eğer çocuk, soruyu bilemeyeceğini ya da o ana kadarkileri bilemediğini fark edecek bir “meta” bilişsel beceriye sahip ise kendini baskı altında hissettiği için ya sıkılıp gitmek istemekte ya da ağlamaktadır. Tüm bunlara rağmen, çocuğun programa devam etmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Çocuğun doğru yanıt vermediği durumlarda soruyu açmak amacıyla sunucunun yaptığı konuşmalar ise bazen onu utandırmakta bazen de sıkmaktadır. Ayrıca çocuğun kendi isteği doğrultusunda sunucuyla özgürce kurmak istediği iletişime de programda düzeni sağlamak adına keyfi şekilde müdahale edilmektedir. Böylece, çocuğun görüşlerine saygı gösterilmesi, keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmaması ve anlam veremeyeceği durumlara sokulmaması gibi temel hakları ihlal edilmiş olmaktadır.

Programda çocuklara soruları soran sunucu ile çekim sırasında soruları soranın farklı kişiler olması da o programa Berna Laçin’ le konuşmak için çıkmak isteyen çocuklar açısından bir aldatmadır. Yine program sırasındaki bazı isteklerinden çocukların yanlış bilgilendirildiği ve ana-babalarından ayrı oturtulduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak, bu tipik örnekte çocuklar, programın yapımcıları tarafından reyting amacıyla, ana-babaları tarafından ün elde etmek ve yarışmaya katılanlar tarafından da tatil kazanmak amacıyla istismar edilmiş olmaktadırlar. Bu istismarın belirgin bir duygusal ya da fiziksel hasarı olmayabilir; ancak, toplumumuzdaki bir grup yetişkinin çocuğa bakış açısını yansıtması ve çocuk haklarının “çağdaş” bir araçla ihlalini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Bunların yanı sıra belki en çok şaşırılması ve düşünülmesi gereken de çocuklarımız konusunda en duyarlı olmasını beklediğimiz okulöncesi eğitim kurumlarının, kurumları adına böyle bir programa katılmaları ve bu yolla reklamlarını yapmaya çalışmalarıdır.

Bir gelişim psikoloğu ve araştırmacı olarak gazetede bu programı öven ve başvuran ana-babaların çok sayıda olduğunu ifade eden yazıyı okuyunca ister istemez şunu düşündüm. Çocuklardan veri toplayarak yaptığımız araştırmaların sonuçlarını yine çocukların beden ve ruh sağlıklarını iyileştirmek, gelişimlerini güçlendirmek için kullanırız. Bu amaç açıklıkla ortaya konmasına rağmen çocuklarıyla bir araştırma yapmak istediğimizde ana-babalar ve eğitimciler acaba niçin çocuğa hiç yararı olmayan bir TV programına gösterdikleri ilgiyi araştırmacılardan esirgerler.




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

GİRİŞ

İnsanlar dünya üzerinde varoluşlarından bu yana iki temel duyguyla yüz yüze gelmişlerdir: Korku ve kaygı. Kaygı, insanın en temel duygularından birisi olarak hepimizin zaman zaman yaşadığımız ve yaşamımızı çeşitli şekillerde etkileyen bir durumdur.

Kaygı genel olarak olumsuz bir duygu olarak değerlendirilse de aslında hayatımızı sürdürmemiz için son derece gereklidir. Bir miktar kaygı duymazsak ne ders çalışırız, [...]

Önceki Yazılar

Çocuğun psikolojik ve sosyolojik gelişimi anne-baba tutumları ile ilişkilidir. En sağlıklı ve etkin tutum yeteri kadar sevgi, hoşgörü ve disiplini içermelidir.

Eğitimciler çocukların gelecekte uyumlu ve başarılı olabilmeleri için en sağlıklı eğitim yollarının geliştirilmesi çabası içindedirler. Her ne kadar kişilik gelişiminin insanın yaşamı boyunca süregeldiğini kabul etsek de, kişilik gelişmesi ve yapılanmasında temelin çocukluk döneminde atıldığı [...]

Sonraki Yazılar

Arşivler
 
Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Şub »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031