Adem Esen
BİR İNSAN HANGİ LİMANA ULAŞMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSA, ONUN İÇİN HER RÜZGAR UYGUNDUR.

OKULA BAŞLAMA

Ocak 18th 2012 ÇOCUK VE ERGEN PSİKOLOJİSİ

1) Anneler okula yeni başlayan çocuklarıyla ilgili nelere dikkat etmeliler?

Çocuğu, okula başlamadan önce okula gideceği konusunda bilgilendirmek ve psikolojik olarak okula hazırlamak çok önemlidir. Aileler okullar açılmadan birkaç ay önce çocuğa okula başlayacağını söylemelidirler. Çocuk, hangi okula gideceği, çocuğa okula başlamadan bir kaç ay önce okula başlayacağı konusunda bilgi verme, okulun nasıl bir yer olduğu, okulda neler yapacağı, arkadaşlar ve öğretmenlerle birlikte okuma-yazma öğreneceği konularında bilgilendirilmelidir.

Çocuğun hangi okula gideceği konusunda da fikrinin alınması önemlidir. Çocuk bu kararın alınmasında katkısının olduğunu düşünürse okulunu daha çok sever ve okula gitme konusunda motivasyonu daha çok artar. Ayrıca, ailesinin kendi kararlarına değer verdiğini düşünür ve böylece kendine güveni de artar. Okul açılmadan bir kaç hafta önce çocuğun okulu ziyaret etmesi, sınıfları, bahçeyi gezmesi sağlanmalıdır. Çocuk okul konusunda ne kadar çok bilgi sahibi olursa, okula başladığında yaşayacağı korku ve kaygı da o kadar az olur. Bu nedenle, yalnız okul konusunda değil, çocuğun maruz kalacağı olaylar, kişiler ya da durumlar konusunda önceden bilgilendirilmesi çocuğun ruh sağlığını koruyucu bir etkiye sahiptir.

2) Çocukların okula kolayca adapte olabilmeleri ve okulu sevebilmeleri için ne tip yöntemler            izlenmelidir?
İlkokula başlamadan önce çocuğun ana sınıfına veya kreşe gitmiş olması okula adaptasyon sürecini çok kolaylaştırır ve kısaltır. Çocuklar eğitim hayatına başlarken izlenebilecek en sağlıklı ve doğru yol günün belli saatlerinden tüm güne haftanın belirli günlerinden tüm haftaya doğru kademeli bir geçişdir. Örneğin, çocuğun kreşe haftada iki yarım gün başlayıp üç-dört aylık bir zaman içerisinde her gün tam gün okula gitmeye başlaması daha sağlıklıdır. Böylece çocuk okula daha kolay adapte olur.

Anneler çocuklarını okula hazırlarken, çocukların okula karşı negatif duygular beslememelerini ve önyargılı olmamalarını sağlamak için, okulun ve okumanın çocuğa kazandırabileceği şeylerden söz edebilirler. Örneğin, okulda yaşayacakları arkadaşlıkların ne kadar güzel olacağını anlatabilirler. Anne-babalar çocuğa kendi okul yaşamlarıyla ilgili güzel anılarını anlatarak da okulu sevdirebilirler. Kendi okul yaşamlarında öğretmenleriyle ve arkadaşlarıyla kurdukları iyi ilişkilerden ve okulda öğrendikleri bilgileri kendi yaşamlarında nasıl uyguladıklarından söz edebilirler. Bunun dışında okumayı öğrendikleri zaman ne tip kazançları olacağı konusunda çocukları bilgilendirebilirler. Tüm bunlar çocuğun okula ısınmasını ve okulun kaygı verici bir yer olmadığını algılamasını sağlamış olur.

Aileler çocuğun okula gitmeyi bir zorunluluk gibi algılamasına neden olacak şekilde konuşmalar yapmamalıdırlar. Anne-babalar çocukları hiç bir zaman okula göndermekle tehdit etmemeli ve okula gitmeyi bir ceza olarak sunmamalıdırlar; “Okula başla da senden kurtulayım” ya da “Çok yaramazlık yapıyorsun, seneye seni okula vereceğim göreceksin gününü” gibi cümleler çocuğun okula gönderilmeyi bir ceza olarak algılamasına sebep olur. Bunun dışında, ‘Seni öğretmenine şikayet edeceğim” gibi ifadeler de, çocuğun öğretmeni korkulacak, sürekli ceza verebilecek bir figür olarak algılamasına neden olabilir. Bu tarz sözler çocuğun öğretmenden soğumasına ve gereksiz yere ondan korkmasına neden olabilir. Bu nedenle, çocuğa okul ve öğretmenle ilgili söylenebilecek sözlere, verilen mesajlara çok dikkat edilmesi gerekir.

Bütün bunların dışında bazı çocukların okula başlama dönemleri kardeşlerinin doğduğu döneme denk gelebilir. Bu konuda da anne-babaların dikkatli olması gerekmektedir. Çocuk kendini kardeşi doğduğu için okula başlatılıyor, yani ev ortamından kardeşi nedeniyle uzaklaştırılıyor, aileden dışlanıyor gibi hissedebilir. Yeni bir kardeşin eve gelmesi çocuğun okula başlama dönemiyle örtüşüyor ise, anne-babanın çocuğun böyle düşünebileceğini göz önünde bulundurarak çocuğa verdikleri mesajlara dikkat etmeleri ve mümkünse çocuğun okula başlama tarihini ileri bir tarihe atmalıdırlar.

3) Okula adapte olamayan çocuklarda ne tip sorunlar görülebilir?
Okula adapte olamayan çocukların bazılarında okul korkusu diyebileceğimiz bir sorun ortaya çıkar. Çocuk okula gitme konusunda isteksizlik gösterebilir. Hatta kimi çocuklarda çok sık ağlamalar veya sabah okula giderken huysuzlanmak, inatçılık yapmak gibi şikayetler görülebilir. Okul korkusu bazı çocuklarda kusma, mide bulantısı, karın ağrısı, baş ağrısı, diyare ya da uykusuzluk gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Anne-babaların okula yeni başlayan çocuklarında gördükleri bu tip belirtileri yalnızca fiziksel, organik bir rahatsızlık olarak değerlendirmemeleri, bunun okula adaptasyon güçlüğü nedeniyle ortaya çıkabilen psikolojik bir sorun da olabileceğini göz önünde bulundurmaları gerekir. Bunun dışında, okula gitme konusunda bir sorun yaşamadığı halde, okuldaki düzene uyum sağlamak konusunda sorun yaşayan çocuklar da vardır. Bu tip çocuklar okuldaki kurallara uyum sağlamada sorun yaşarlar. Öğretmenlerine ya da arkadaşlarına karşı saldırganca eğilimleri olabilir. Bu tip uyum sorunlarının arkasında gelişim bozuklukları olabileceği gibi uyum, davranış bozuklukları veya duygusal sorunlar da olabilir. Bazı çocuklar ailesine karşı duyduğu öfkeyi ya da güvensizliği okuldaki öğretmen ve arkadaşlarına yönlendirerek bu sıkıntılarını, bu duygularını açığa çıkarma olanağı bulabilirler. Bu saldırgan ve uyumsuz davranışlarının altında aileye karşı olan öfke ve güvensizlik duygularını ifade etme isteği yatıyor olabilir. Ancak gerek okul korkusu gerekse okul uyumsuzluğu konularında ailenin bir uzmandan yardım almasında yarar vardır. Bu tip bir sorunla karşılaşan ailenin en kısa zamanda bir psikoloğa başvurmalarını öneriyoruz; çünkü okul yaşamının başlangıç döneminde bu tip sorunlar yaşayan çocukların bu sorunlardan bütün öğrenim yaşamları olumsuz etkilenebiliyor. Ayrıca, tamamen bu soruna bağlı olarak bir takım psikolojik sorunlar da geliştirebiliyorlar.

4) Çocukların derslerine, ödevlerine ne kadar müdahale etmek yada yardım etmek                       doğrudur?

Anne-babaların okul ve ders ile ilgili konularda eleştirel ve baskıcı tutumlardan uzak durmaları gerekir. Çocuğun ödevlerini zamanında yapmaması, derslerine çalışmaması durumunda sürekli yargılanması, sorgulanması ve eleştirilmesi çocuğun hem derslerinden soğumasına, hem okula karşı negatif duygular beslemesine neden olur. Anne-babanın ders konusundaki yaklaşımı mümkün olduğunca olumlu olmalıdır. Çocuğa derslerini yapması konusunda zaman zaman hatırlatmalarda bulunmak doğaldır ancak bunu yaparken anne-babanın kullandığı üslup önemlidir. Örneğin, okuldan geldikten sonra direk televizyon karşısına oturan bir çocuğa annenin ‘Ödevin yok mu senin, ödevini yapsana’ ya da ‘Ödevlerini bitirmeden televizyon seyretmek yok demedim mi ben sana’ gibi ifadeler kullanmasındansa çocuğa, ‘Sanırım ödevlerini çizgi film izledikten sonra yapmaya karar verdin, değil mi ?’ gibi bir soru sorarak hatırlatması çok daha olumlu bir etki yaratır. Bu şekilde çocuğa sorumluluğunu hatırlatmış oluruz. Ancak bunu çocuğu aşağılamadan, onu küçümsemeden, eleştirmeden ve baskı yapmadan yapmış oluruz. Anne-babanın çocuğun dersleriyle ilgili alacağı sorumluluklar konusundaki yaklaşımı daha çok çocuğu bu konuda yönlendirmek, cesaretlendirmek ve sorumluluklarını eline almasını sağlamak şeklinde olmalıdır. Sürekli çocuğu aşağılayarak ya da yargılayarak, suçlayarak sorumluluk sahibi olmadığını dile getirmek ne çocuğa ne de aileye birşey kazandırmaz. Anne-baba ödevlerin yapılması konusunda bir sorun ortaya çıktığında çocuğun yerine ödevi yapmak ya da sorunu çözmek yerine çocukla birlikte ve çocuğu yönlendirerek o sorunun çözümüne ulaşılmasını sağlamalıdır. Özetle, anne-babanın dersle ilgili konularda hedefi çocuğun yerine çocuğun sorunlarına çözüm üretmek değil, bu sorunlara bulunacak çözümler konusunda çocuğa yol göstermek olmalıdır. Anne-baba çocuğa yardım edebileceğini çok açık ve net bir biçimde ifade etmeli ama çocuğun yerine hiç bir şekilde sorumluluk almayacağını da ifade etmelidir. Ayrıca, anne-babaların unutmaması gereken başka bir şey de ders konusunda anne-babanın her sorumluluk almasının çocukta şu tip bir düşünceye yol açacağı olmalıdır; Nasılsa annem-babam sorumluluk alıyor, dolayısıyla benim sorumluluk almama gerek yok ya da nasılsa ben bu sorumluluğu alabilecek kadar güvenilir bir kişi değilim, ya da sorumluluğu üstlenecek kadar büyük değilim, becerikli değilim, annem-babam bu sorumluluğu verebilecek kadar bana güvenmiyor, demek ki ben güvenilir bir insan değilim diye düşünebilir. Bu da çocuğun kendine olan güveninin azalmasına, kendisiyle ilgili kararları kolay verememesine ve yaşamıyla ilgili görev ve sorumlulukları yerine getirememesine neden olur.




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

Bowlby’nin geliştirdiği Bağlanma teorisine göre; Bağlanma, gelişen çocuk ile dışarıdan ihtiyacını gideren veya ilgi gösteren kişi arasındaki duygusal tonu yansıtır. Bu kişi, primer olarak infantın bakımından sorumludur ve bebek duygusal enerjisini ona yönlendirir.

Spesifik stabil bir figüre bağlanma, sağlıklı gelişim için önemlidir. Bowlby’e göre bağlanma anne ile olan “doyum ve zevkin olduğu, sıcak, yakın ve devamlı [...]

Önceki Yazılar

GİRİŞ

İnsanlar dünya üzerinde varoluşlarından bu yana iki temel duyguyla yüz yüze gelmişlerdir: Korku ve kaygı. Kaygı, insanın en temel duygularından birisi olarak hepimizin zaman zaman yaşadığımız ve yaşamımızı çeşitli şekillerde etkileyen bir durumdur.

Kaygı genel olarak olumsuz bir duygu olarak değerlendirilse de aslında hayatımızı sürdürmemiz için son derece gereklidir. Bir miktar kaygı duymazsak ne ders çalışırız, [...]

Sonraki Yazılar

Arşivler
 
Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Şub »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031