Adem Esen
BİR İNSAN HANGİ LİMANA ULAŞMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSA, ONUN İÇİN HER RÜZGAR UYGUNDUR.

OKUL BAŞARISINDA AİLENİN ROLÜ

Ocak 18th 2012 ÇOCUK VE ERGEN PSİKOLOJİSİ

     Öğrencilerin okuldaki başarı durumu çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Bu faktörler; bireyden, aileden, okuldan ve çevreden kaynaklanan faktörler olarak sıralanabilir. Biz bu broşürümüzde aileden kaynaklanan faktörleri ele alacağız.  

     İlimizdeki öğrenciler üzerinde yaptığımız çeşitli araştırma ve incelemeler sonucunda okul başarısını etkileyen aileden kaynaklı faktörler sırasıyla aşağıya çıkarılmıştır.

     1- Ailelerin çocuklarına ev ortamında ders çalışacak gerekli yeri ve yeterli zamanı vermemeleri;

     2- Ailelerin çocuklarına okul ve diğer sosyal ilişkilerinde yeterli ilgi ve desteği göstermemeleri;

     3- Ailelerin çocukları üzerindeki beklenti düzeylerinin çok yüksek olması;

     4- Öğrenciler ile ailelerinin beklenti ve ilgilerinin farklı olması;

     5- Ailelerin çocukları arasında kıyaslama,ayırım yapması;başkaları ile çocuklarını kıyaslaması; 

     6- Aileler ile çocuklar arasında iletişim kopukluğu olması;

     7- Ailelerin çocuklarına sürekli ders çalışmaları için baskı yapması;

     8- Ailelerin çocuklarının arkadaşlık ilişkilerine sürekli müdahale etmesi;

     9- Ailelerin çocukların en ufak bir hatasını gördüklerinde onları eleştirmeleri;

olarak belirlenmiştir.

Çocukların Okul Başarısını Artırmak İçin

Anne ve Babaya Düşen Görevler

      Anne ve babalar çocuklarının okul başarısını artırmak, başarısızlıktan kaynaklanan aile içi problemleri çözebilmek ve çocukları ile daha iyi ilişkiler kurmak için aşağıda belirteceğimiz hususlara dikkat etmeleri kendileri ve çocukları için faydalı olacaktır. 

     1-Anne ve baba çocuğa evde olumlu ders çalışma koşullarını sağlamalıdır. Bunun için evde sessiz bir oda yada odanın sessiz bir köşesi çocuğun rahatça kendisini derse verebileceği bir şekilde düzenlenmelidir. Mümkünse çocuğa ait bir oda ve masa ayarlanmalıdır. Çocuktan ders çalıştığı sürece onun dikkatini dağıtacak başka şeyler yapması istenmemeli; eğer çocuk aile bireylerinin oturduğu odada ders çalışmak zorunda ise aile bireylerinin çocuğun ders yapmasını engelleyici faaliyetlerde bulunmaması gerekir.

     2-Çalışmaları ailesi tarafından desteklenmeyen, başarısızlıklarından dolayı sürekli eleştirilen sosyal ihtiyaçları yeterince karşılanmayan çocuklar kendisini değersiz bir kişi olarak görür; kendisini küçümser. Bu da onun var olan yeteneklerini gizlemesine neden olabilir. Bu tür çocuklar kapasiteleri uygun olmasına rağmen bunu kullanmayıp okuldaki başarılarını düşürürler.

     3-Anne ve baba öncelikle çocuğunu bağımsız bir birey olarak kabul etmeli,ona sevgi ile yaklaşmalıdır. Onunla iyi ilişkiler kurarak onun duygu ve düşüncelerini dinlemeli,onun bu duygu ve düşüncelerine saygı göstermelidir. İstediği okulda okumasına ve mesleğe sahip olmasına izin vermelidir.

     4-Okulda çocuğun başarılı yada başarısız olmasının en önemli nedenlerinden biri ailenin tutumudur. Özellikle ailenin öğrencinin yapabileceğinden çok şey beklemesi, bunu öğrenciye yansıtması öğrenciyi başarısız kılmaktadır. Ailenin çocukla ilgili birtakım gerçekçi olmayan beklentiler geliştirmesi ve bunu çocuğa yansıtması çocukta çok büyük kaygı yaratır. Bu kaygı çocuğun kendine olan güvenini azaltır, çocukta başarılı olamama korkusu geliştirir. Çocuktan başarılı olmasını beklemek, çocuğa göre onun kişilik değerinin başarıyla değerlendirilmesi manasına gelmektedir. Çocuğun kişilik değerini ana-babasının gözünde başarılı olmasına bağlaması çocuğun kaygısını daha çok artırır. Bu kaygı okul başarısının düşmesine neden olur.    

     5-Anne ve baba hiçbir zaman çocuğunu kardeşleri, ağabeyi, yaşıtı olan akraba çocukları ve başarılı olan arkadaşlarıyla kıyaslamamalıdır. Böyle bir kıyaslamadan acıya kapılan çocuk okulda mücadeleyi bırakabilir. Önemli olan çocuğu başkalarıyla değil; kendisi ile kıyaslamaktır. Çocuğun dünü ve bu günü arasındaki olumlu ve somut farkları görebilmek ve çocuğa yansıtabilmektir.

     6-Ana-babalar genellikle çocuklarını dinlediklerini düşünürler. Oysaki çocuk kendileriyle konuşurken sürekli ikaz, hatırlatma, önerilerde bulunma, fikir yürütme gibi müdahalelerle aslında çocuğu dinlememektedirler. Bunu fark eden çocuk ya susar yada küserek içine kapanır. Bu da anne baba ve çocuk arasında iletişim kopukluğuna yol açar.

     Çocuğun bir sorununu dile getirmesi sırasında çocuğa konuşabileceği bir ortam ve sessizlik alanı hazırlamak, işlerimizi bir süre erteleyip çocukla konuşmak gerekir. Konuşma esnasında anne ve babaların kendi duygu ve düşüncelerini belli etmemeleri, çocuğun olaydan dolayı yaşamış olabileceği duyguları onunla birlikte dile getirerek paylaşması gereklidir.

     7-Anne ve baba çocuğa sürekli ders çalışması için baskı yapmak yerine çocuğa zamanı iyi kullanmasını ve görev bilincini öğretmelidir. Başarıda önemli olan çok çalışmak değil etkili ve verimli çalışmaktır. Çocuğun devamlı ders çalışması yerine; çocuğun diğer sosyal faaliyetlere (resim, müzik, spor) zaman ayırması çocuk açısından yararlı olacaktır.   

     8- Anne ve baba çocuğun arkadaş seçimine ve arkadaşları ile olan ilişkilerine çok sık müdahale etmemeli; doğru seçimler yapabilmesi için ona destek olmalıdır. Çocuğun arkadaş ortamına yapılacak müdahale ve baskılar, çocuğun anne ve babaya karşı tavır takınmasına ve aileden uzaklaşmasına neden olur.

     9- Eleştiride bulunmak, çocukta daha iyisini yapmalısın, ben kötüyüm ya da siz de mükemmel değilsiniz gibi düşüncelere yol açar. Baskıcı, otoriter ve eleştirici tutum çocuğun kendine olan güvenini ortadan kaldıran, onun kişiliğini hiçe sayan bir tutumdur.

      Suçlayan, cezalandıran ve eleştiren ana-babaların çocuklarının kolayca ağlayan çocuklar olduğu görülür. Baskı altında büyüyen çocuklarda genellikle isyankar davranışlar yanında aşağılık duygusu gelişebilir. Böyle çocuklar ileride başkaları tarafından yönetilmeye elverişli bir kişilik oluştururlar.  

      Sevgili anne-babalar, çocuklarımızı kaybetmek yerine kazanmaya çalışalım bununda en kolay yolu onlarla iyi bir iletişim kurmak, onları anlamak, dinlemek ve makul ihtiyaçlarını karşılamaktır.    

ÖĞRENCİLERİN DERS ÇALIŞMA ALIŞKANLIĞI KAZANMALARINDA

ANNE BABALARA DÜŞEN GÖREVLER

          Eğitim, insanlar ve toplumlar için vazgeçilmez bir süreçtir. Bu süreç doğumla başlar, ölüme kadar sürer. Bu süreç içerisinde anne ve babalar çocuklarına dünyayı ve yaşamayı öğretirler.

          Anne ve babalar bebeklik döneminde çocuklarının davranışlarını daha çok kabul edicidirler. Bebeklerinin hayatı tanırken gösterdikleri hatalarına kızmazlar ve onları cezalandırmazlar, çektikleri zorluklardan dolayı bebeklerine karşı daima hoşgörülüdürler ve onlara yardımcıdırlar.

          Anne ve babalar çocuk hazır olduğu zaman kendi kendine öğrenebilsin diye çocuklarına özgürlük tanırlar. Neyi ne zaman öğreneceğinin sorumluluğunu, yeteneklerine güvendikleri için kendisine bırakırlar. Çocuklarının yetenekleri konusunda kuşkuları yoktur.

          Ancak, çocukları yürümeye ve konuşmaya başlayınca ana ve babalara bir şeyler olur. Etkili öğretmenliklerini yitirmeye, ödül ve ceza vererek çocuklarını zorlamaya ve başka çocuklarla karşılaştırmaya başlarlar. Bu davranışların çocuğun okula başladığı dönemde de sürdürülmesi çocuğun derslerinde başarısız olmasına ve kendi yeteneklerini ortaya koyamamasına, içine kapanık, pasif bir kişiliğe sahip olmasına neden olmaktadır.

          Bunun yerine çocuğa sorumluluk bilinci aşılamak doğru olacaktır. Bunun için çocuğa kendi kendini yönetme fırsatı verilmeli, onu davranışlarının sonuçlarıyla baş başa bırakmalıdır. Çocuğa küçük yaştan itibaren yaşına, yeteneğine ve cinsiyetine uygun görevler vererek güven duygusunun pekiştirilmesine çalışılmalıdır. Örneğin, okul öncesi döneminde kendi başına yemeğini yemeye başlayan, kendi yatağında uyuma alışkanlığı yerleşen, dişlerini fırçalayıp oyuncaklarını toplamayı öğrenen bir çocukta okula başladığında verilen ödevi alıp evde yapma sorumluluğu da kolayca gelişecektir. 

          Anne baba olmanın en büyük erdemliliği, topluma yararlı bireyler yetiştirmektir. Topluma yararlı bireyler yetiştirmenin esası da ana babanın birer eğitimci gibi davranmalarıdır. Bu yüzden ana babalara önemli görevler düşmektedir.

          Toplumumuzun temelini oluşturan çocuklarımız ülkemizin geleceğidir. Öğrenmenin en yoğun olduğu, temel alışkanlıkların ve zihinsel yeteneklerin en hızlı geliştiği ve biçimlendiği dönemin, okulöncesi çağı olduğu bilinmektedir. Hayatın ilk yıllarında alınan eğitimin ve geçirilen deneyimlerin; gelişim, ileri yaşlardaki öğrenme, yönlendirme ve akademik başarı üzerine çok önemli ve olumlu etkileri olduğu bir gerçektir. Yapılan bilimsel alıştırmalar ve çağdaş eğitim alanındaki uygulamalar, 17 yaşına kadar olan zihinsel gelişimin %50 sinin 4 yaşına, %30 unun 4 yaşından 8 yaşına, %20 sinin ise 8 yaşından 17 yaşına kadar oluştuğunu, nitelikli, sağlıklı ve istenilen davranışlara sahip nesilleri yetiştirmek için eğitime çok küçük yaşlarda başlanılmasının gerekli olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle 0-6 yaş dönemi; çocuğun gelişiminin en kritik, en ilginç, en çok dikkat isteyen ve ziyan edilmemesi gereken bir dönemdir.

          Öncelikle anne babalar çocuklarının akademik yaşamda başarılı olmaları için onların ilgi ve yeteneklerini, algılama ve öğrenme kapasitelerini bilmeli ve çocuklarından buna yönelik bir beklenti içinde olmalıdırlar. Çocuğunu tanıyan anne babalar, çocuğun eğitiminde ve eğitiminin takibini yapmakta bilinçli olacaklardır. Anne babalar, çocuklarının okulda başarılı olmasını istiyorlarsa çocuklarına iyi bir ‘Model’ olmalıdırlar.

          Anne babalara, çocuğunun ders çalışma alışkanlığını kazanmasında önemli görevler düşmektedir:

          * Öncelikle çocuğunuza ders çalışması için evde; ısı, ışık bakımından yeterli, gürültüsüz, çocuğu ders çalışmaya motive edecek uygun bir ortam hazırlayın.

          * Çocuğunuzdan ders çalıştığı sürece, onun dikkatini dağıtacak başka işler yapmasını istemeyin.

          * Çocuğunuzun başarısında önemli etkenlerden bir tanesi de düzenli ve uyumlu bir aile hayatıdır. Çocuğunuzun düzenli yemek yemesine ve uykusunu almasına özen gösterin.

          * Çocuklarınıza sürekli ders çalışmaları için baskı yapmayın. Çocuklarınızı resim, müzik ve spor gibi diğer sosyal faaliyetlere de yönlendirin.

          *  Çocuğunuz derslerle ilgili bir şey sorduğunda onu iyi dinleyin ve alaycı, aşağılayıcı, hor görücü olmadan yumuşak bir ses tonu ile cevap verin.

          * Anne baba olarak, çocuğunuz ders çalışırken ya da sınava hazırlandığı sırada, onun çalışma isteğini artırmak ve onu çalışmaya teşvik etmek için kaygı yükseltici yaklaşımlardan kaçının. “Bu kadar çalışmayla kazanamazsın…”, “Bu kafayla gidersen zor kazanırsın…” gibi ifadeler kullanmakla çocuğunuzun daha çok çalışmasını sağlayamayacak aksine onun kendine olan güvenini azaltacaksınız. Bunun sonunda ortaya çıkan kaygı, başarıyı olumsuz yönde etkileyen kaygıdır ve çocuğunuz için bununla başa çıkmak oldukça zor olacaktır.

          Bazı öğrenciler ev ödevlerini yapma konusunda isteksiz olabilirler. Bazı çocukların gözünde ev ödevleri her gece sıkıntı ve stres yaratan bir durumdur. Ödev yaparlarsa zamanlarını hep buna harcamış olurlar, yapmazlarsa kendilerini suçlu hissederler. Öğretmenleri tarafından azarlanır, sınıfta utandırılır ve evde aile içi tartışmalara neden olur. Aile içinde kızgınlıklar, küskünlükler, karşılıklı olumsuz duygulara sebep olur.

          Anne-babalar bu sorunla nasıl baş etmeli? Anne-babalar çocuklarının ödevi yapmalarını direkt olarak kendi sorunu imiş gibi öne çıkarmamalıdır. Ev ödevi çocuğa sorun çıkarınca ana-babanın en etkili aracı etkin dinlemedir. Çocuğunu sakin bir şekilde dinlemeli, duygularını açığa çıkarmasına fırsat vermelidir. Anne-babalar çocukların duygularını paylaşmaya çalışmalıdırlar. Şöyle ki, “seni duyuyorum, duygularını anlıyorum, onları kabul ediyorum, sana bu sorunla baş etmende ve kendi çözümünü bulmanda yardım etmek istiyorum…” Eğer çocuk ev ödevini yapmıyor ve bunu sorun da yapmıyorsa anne-baba da sorun yokmuş gibi davranmalı, kesinlikle çocuğa baskı yapmamalı, onun yerine ödev yapılmamalıdır. Buradaki amaç, çocuğun sorumluluk duygusu geliştirmesi, davranışlarının sonucunu görmesi ve dolayısıyla kendi sorununu kendi çözebilme yeteneği geliştirmesidir.

          Çocuğun okula ve derse ilişkin konularda kendi sorumluluğunu almasına yardımcı olunmalıdır. Çocuğun yaşadığı sorun ana-baba tarafından kendi sorunlarıymış gibi algılanmamalıdır.

          Çocuğun okul probleminin ona ait olduğunu ne kadar çok kabul ederseniz, ona o kadar yardım etmiş olabilirsiniz. Bu, çocuğun kendine olan güven duygusunun gelişmesine yardımcı olabilecektir.           

          Anne babalar, eğer çocuğunuz başarısız ise başarılı olan arkadaşları, kardeşleri ya da akraba ve komşu çocuklarıyla kıyaslamayın. Kıyaslama yapılan başarısız çocuk, anne babası tarafından sevilmediğini ve kendisine değer verilmediğini hissedecektir. Bu duygu anne babaya karşı kızgınlık duygusu yaratır, beklenilenin aksine çocuk ders çalışmayarak anne babasını cezalandırır. Bu nedenle çocuğunuzu başkalarıyla kıyaslamak yerine çocuğunuzun başarılarını görmeye ve onu takdir etmeye başlayın. Aslında gayret ederse başarılı olabileceğini, onu sevdiğinizi, başarılı olabilmesi için ona yardım edeceğinizi ifade edin. Böylece çocuğunuz yalnız olmadığını ve kendisine değer verdiğinizi hissedecektir

          Karne döneminde, karne ile gelen çocuğun durumuna bakılır:

          Çocuk karne notlarına ilişkin bir sıkıntı, duygu vs. dile getiriyorsa bu durumda çocuk dinlenmelidir. Çocuk karne notlarına ilişkin (başarısızlık) bir sıkıntı, duygu, düşünce vs. dile getirmiyorsa bu sorunun kendisine ait olduğu ana-baba tarafından suçlama olarak değil kendilerinin bundan duydukları duyguları dile getirmeleri, böylece çocuğun sorunu kabul etmesi, daha sonra etkin dinlemeye geçilmesi gerekir.

          Düşük notla değerlendirilen çocukların eleştiriye değil ilgiye,  şefkate ihtiyaçları       

Vardır. Yardım önerisine cevabı “evet” olacaktır.




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

 

İlköğretim çağındaki kız ve erkek tüm çocukların ilköğrenime devam etme zorunluluğu olduğu halde, sürekli devamsız öğrenciler sorunu yaşamakta olduğumuz bir gerçektir. Bu yazımızda araştırma sonucu elde edilen verilerle birlikte tespit edilen sürekli devamsızlık nedenleri ve buna bağlı olarak çözüm önerileri dikkatlere sunulmuştur.

            Sürekli Devamsızlık Nedenleri:

1)Çocukların nüfusa kayıtlarının geç yapılmasından dolayı, doğum tarihlerinin nüfus cüzdanın çıkarıldığı [...]

Önceki Yazılar

Bowlby’nin geliştirdiği Bağlanma teorisine göre; Bağlanma, gelişen çocuk ile dışarıdan ihtiyacını gideren veya ilgi gösteren kişi arasındaki duygusal tonu yansıtır. Bu kişi, primer olarak infantın bakımından sorumludur ve bebek duygusal enerjisini ona yönlendirir.

Spesifik stabil bir figüre bağlanma, sağlıklı gelişim için önemlidir. Bowlby’e göre bağlanma anne ile olan “doyum ve zevkin olduğu, sıcak, yakın ve devamlı [...]

Sonraki Yazılar

Arşivler
 
Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara   Şub »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031