Adem Esen
BİR İNSAN HANGİ LİMANA ULAŞMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSA, ONUN İÇİN HER RÜZGAR UYGUNDUR.

İNSANIN NORMAL PSİKOLOJİK GELİŞİM SÜREÇLERİ

Aralık 27th 2011 ÇOCUK VE ERGEN PSİKOLOJİSİ

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ

Psikolojinin konusu, canlı varlıkların duyuş, düşünüş ve davranışlarıdır. Psikolojinin amacı da duyuş, düşünüş ve davranışların bağlı bulunduğu kanunları bulmaktır.

Psikoloji, başkaları tarafından görülebilir davranışları olduğu kadar, başkaları tarafından doğrudan gözlenemeyecek olan iç yaşantıları da kapsar. Aslında gözlenebilen davranışlar ve iç yaşantılar, ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlıdır.

Ayrıca psikoloji, toplumsal ve fiziksel çevresi içinde davranmakta olan insanı, çeşitli ilişkileri ile inceleyen bir bilim olarak anlatılabilir.

Gelişim psikolojisi, bireyi doğuştan yaşlılığın sonuna kadar bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal açılardan gelişimini inceleyen bir psikoloji bilimsel akademik dalıdır.

Klinik psikoloji, psikolojik sorunları, davranış bozuklukları olan kişilere hizmet verirler. Önce duygusal bozukluklara psikopatolojik açıdan tanı koyarlar ve bunları psikoterapi ile tedavi ederler. Yoğun psikoterapiye gereksinimi olan kişiler, genellikle klinik psikologlara gönderilirler.

Danışma psikologları, daha çok ruh sağlığı uzmanları gibi çalışırlar. Davranış bozuklukları olan kişilere olduğu kadar, bir takım sorunları olan normal kişilere, hatta ruh sağlığı üstün olanlara, kendilerini daha iyi tanıma, daha anlamlı bir yaşam sürme, okul yada meslek seçimi gibi önemli bir karar alma hususlarında psikolojik yardım sağlarlar.

Bir pozitif bilim olmak amacı güden psikolojide ‘’insanlar nasıl olmalıdır’’ değil, ‘’insanlar nasıldırlar’’ sorusunun cevabı bulunmaya çalışılır.

İNSANIN GELİŞİMİ

Çocuk zaman ilerledikçe hem büyür, hem de gelişir. Büyüme nicesel artış (boy, kilo) anlamına gelir. Gelişme büyümeye göre daha kapsamlı bir kavram olup büyümeyi de içine alır.

Bir çocuğun gelişmesinden söz edildiği zaman onun hem boyunun uzaması hem de yetişkinlerde bulunan güçleri elde etmeye, onların görünüşüne göre ilerlemesi kast olunur. Çocuk büyüyünce, onun bedensel ve psikolojik fonksiyonlarında ilerleme görülür. Çocuk, daha iyi anlar, daha uyumsal davranışlarda bulunur ve duygularını daha iyi kontrol eder.

Bireyin olgunlaşması kısmen öğrenme, kısmen de olgunlaşma yoluyla olur. Olgunlaşma zamanla adeta kendiliğinden meydana gelen anatomik ve fizyolojik gelişmelerdir. Bu tür gelişmede kalıtımın rolü büyük olur. İnsanın hayatının başlangıcında gelişme, daha ziyade olgunlaşma yoluyla olur. Öğrenme ise, bir davranışı yapamazken yapar hale gelmedir. İnsan gelişiminde olgunlaşma ve öğrenme iç içe oluşur. Yani, çocuğun hem olgunlaşması hem de birçok şeyleri görerek, yaparak ve işiterek öğrenmesi lazım.

Başlıca Gelişme Kanunları:

1-                  Gelişme sürekli bir oluşumdur. İnsan yaşadığı sürece gelişmeye devam eder.

2-                  Gelişmenin hızı her dönemde aynı değildir. Gelişmenin hızlı olduğu dönem hayatın ilk yıllarıdır. İnsan hayatında zaman ilerledikçe gelişme hızı azalır.

3-                  İnsanın değişik yanlarının gelişimi değişik zamanlarda hızlanır.

4-                  Yetenek ve becerilerin gelişimi belli bir sıra izler.

5-                  Gelişmede belli yönelimler vardır. Büyüme baştan ayaklara doğru bir sıra izler. İçten dışarı, merkezden etrafa doğru giden bir yönelim dikkati çeker. Çocuk önce büyük, kaba hareketleri, daha sonra da ince ve dakik hareketleri yapabilir duruma gelir.

6-                  Gelişimi hem iç hem de iç faktörler etkiler. Canlı varlıklar her an değişmekte yani gelişmektedir. Bu gelişme hem kalıtım, genel sağlık durumu ve duygusal durum gibi iç, hem de besin ve iklim gibi dış etmenlerle uyarılmaktadır. Bu yüzden insan davranışlarının nedenlerini kolaylıkla bulmak mümkün olmamaktadır.

7-                  Gelişimin çeşitli yanları birebirini etkiler. İnsan gelişimi çok yanlı ve karmaşıktır. Bedensel gelişimin zihinsel gelişime yararlı bir temel oluşturduğu, zihinsel gelişimin ise duygusal, sosyal gelişimi kolaylaştırmakta olduğu görülmüştür.

GELİŞİM ÖDEVLERİ

Her an bir şeyler öğrenmek ve yeni yönlerde gelişmek insanoğlunun karşısına çıkan görevlerin belki de en önemlisidir. Doğuştan ölüme kadar olan yaşam süresinin her döneminde insanın durumu, rolü ve görevleri biraz değişmekte, onun bu yeni koşullara uyabilmesi için yeni şeyler öğrenmesi, bazı alışkanlıklarını bırakması, yeni bir takım beceriler kazanması gerekmektedir.

İnsan doğduğu andan itibaren hayatının sonuna kadar sırasıyla bir şeyleri öğrenmek zorundadır. Hayatının ilk yıllarında çocuk yürümeyi, konuşmayı, ana sütünden sonra katı gıdaya alışmayı; daha sonra büyükleri ve arkadaşlarıyla geçinmeyi; okul çağında okumayı, yazmayı, hesaplamayı; daha sonra delikanlılık ve genç kızlık niteliklerini kazanmayı; sonra bir meslek alanına hazırlanmayı; yetişkin olunca evlenmeyi, aile geçindirmeyi, çocuk yetiştirmeyi; nihayet yaşlılıkta emeklilik hayatına başarı ile intibak etmeyi ve belki de 30–40 yıl birlikte yaşadığı eşini kaybedince yalnız yaşamayı öğrenme görevleri ile karşılaşır. Her an yeni şeyler öğrenmek insan için kaçınılmazdır.

Hayatın her döneminde kazanılması gereken bu yeni davranış biçimlerine, alışkanlık sistemlerine gelişim ödevleri denir.

Yaşamın herhangi bir anında insan, bir yada birkaç gelişme ödevi üzerinde çalışmaktadır. İnsan çoğu zaman bunu farkında olmadan yapar. Gelişim ödevinin bir özelliği de, bir günde, bir gecede gerçekleştirilememeleridir. Herhangi bir gelişim ödevinin gerçekleştirilmesi belki en azından 6 ayda başarılabilir. Başarılı olduğu zaman bile bu gelişme ödevlerinden çoğu, kişiyi yıllarca uğraştırabilir. Kişi, bir gelişme ödevine başladığının, yada bunun son bulduğunun, çoğu zaman farkına varmaz.

Genel olarak gelişme çağlarının sınırlarını kesin olarak belirtmek mümkün değildir. Bir gelişme çağının bitimi ile ondan sonra gelen çağın başlangıcı önemi küçümsenemeyecek biçimde birbirine girişir. Bir çocuğun kesin olarak ne zaman süt çağından çıkıp oyun çocuğu sayılacağını kestirmek bir hayli güçtür. Gelişme güç fark edilebilen, değişmelerle yavaş yavaş meydana gelir. Genel olarak hayatın belli dönemlerine özgü bir takım gelişme ödevlerinin bulunduğu görülür. Hayatın başından sonuna kadar olan süreci 8 bölüme ayırarak inceleyebiliriz.

SÜT ÇAĞI

Süt çağı doğuştan 2. yaşa kadar olan zamanı kapsar. Bu çağ çocuğun ne hızlı geliştiği dönemdir. Gelişme hızı bu çağdan itibaren azalmaya başlar. Bu çağda çocuk ana-babasına, etrafındaki yetişkinlere tamamıyla bağımlı bir durumdayken, bu çağın sonuna doğru yarı bağımsız hale gelir. Bu dönemde çocuk, aile üyeleri ile sevgi ilişkileri kurar.

Süt çağında karşılaşılan başlıca gelime ödevleri şunlardır:

a)                  Doğuş sonrası çevresel değişikliklere uyum

b)                  Nefes almaya alışma

c)                  Emmeyi öğrenme.

d)                  Belli dönemlerde uyumayı ve uyanık kalmayı öğrenme.

e)                  Belli zamanlarda dışarı çıkma alışkanlığı kazanma.

f)                    Katı gıdaya alışma.

OYUN ÇAĞI

Aşağı yukarı 2. yaştan 5-8 yaşına kadar olan zamana ilk çocukluk yada oyun çağı denir. Bu yaşta büyüme ve fizyolojik süreçler kararlılık kazanır. Çocuk yetişkin dünyasına yönelmiş olur. Kendi başına oynayabilir ve bazı işleri görebilir duruma gelir. Çocuğun günlük yaşamı bir hayli düzene girmiş olur.

Başlıca gelişme ödevleri:

a)                  Yürümeyi ve koşmayı öğrenme.

b)                  Konuşmayı öğrenme.

c)                  Kendi kendine yemeyi öğrenme.

d)                  Tuvalet alışkanlığı kazanması

e)                  Göz ve el faaliyetleri arasında işbirliği ve ahenk kurabilme

f)                    Çevresini kontrol edebilmede ve isteklerini yapabilmede gerekli araçları kullanabilmek

g)                  Cinsellik farklılıklarını ve cinsellik ahlakını öğrenme.

h)                  Kendi kendine giyinmeyi öğrenme.

i)                    Sevilmeyi, sevmeyi ve sevgiyi paylaşmayı öğrenme.

j)                    Sevgiyi gösterme yollarını öğrenme.

k)                  Kardeşleri ve ana-babasıyla uygun ilişkiler kurabilmek.

l)                    Yanlış ve doğru konusunda kültürel kavramları öğrenme ve bir vicdan duygusu geliştirme

OKUL ÇAĞI

Bu çağ 5-8 yaşlarından, 10-12 yaşlarına kadar olan zamanı kapsar ve aşağı yukarı ilköğretime giden çocukları içine alır. Bu yaşlarda çocuk okulda ve mahallede bir takım sosyal ilişkiler kurmaktadır. Sinirsel ve kassal beceri gerektiren bedensel oyunlara dalmışlardır. Okula gitmekle yetişkinlerin zihinsel kavramları, mantığı, sembolizmi ve iletişim yollarını kavrama çabası içindedir. Bu çağın sonuna doğru çocuk her üç alanda da kendine özgü bir stil ve düzeye ulaşırlar.

Başlıca gelişim görevleri:

a)                  Büyük ve küçük kasları kullanmayı öğrenme.

b)                  Çeşitli oyunlarda beceri kazanma.

c)                  Kurumsal kurallara uyarak yaşamayı öğrenme.

d)                  Yaşıtlar dünyasında oynama ve yaşamaya alışma.

e)                  Ev dışında başka yetişkinlerle ilişki kurabilme

f)                    Bedenini kendine özgü nitelikleri ile tanıma ve kabul etme

g)                  Kendi cinsi ile özdeşleşebilme, kendi cinsini uygun rolleri benimseme

h)                  Bedenine bakma ve temizlik alışkanlıkları kazanma

i)                    Akran standartları ile yaşamanın, yetişkin standartlarına göre yaşamadan daha önemli olduğunu benimseme

j)                    Kendi davranışlarının sorunluluğunu yüklenebilme

k)                  Okuma, yazma, hesaplama gibi temek akademik beceriler kazanma

l)                    Zaman kavramlarını öğrenme

m)               Somuttan soyuta doğru uslamlama gücü kazanma

ERGENLİK ÖNCESİ

Bu çağ kızlarda daha erken, erkeklerde biraz daha geç olmak üzere 9-14 yaşlarını kapsar. Bu çağın başlangıcında gelişme hızı bir hayli azalmıştır. Çocuklara huysuzluk, terslik olaylarına rastlanır. Bu çağın sonuna doğru gelişme hızlanır.

Başlıca gelişme görevleri:

a)                  Akranlarınca önem verilen oyunlarda beceri kazanmaya çalışmak.

b)                  Bedene iyi bakım alışkanlıkları kazanmak ve beden fonksiyonlarına karşı sağlıklı bir tutum geliştirmek

c)                  Cinsellik konusunda ilgilerini gizli tutmayı öğrenmek

d)                  Soyut düşünme ve doğrudan doğruya yaşanmamış fikirleri semboller yoluyla kavrayabilme gücünün gelişmesi

e)                  Kendi değerler sistemi içinde doğru ve yanlış kavramlarını geliştirme

f)                    Dilin yazılı sembollerini ustaca kullanabilme.

g)                  Yetişkinlerle gayri şahsi düzeyde ilişkiler kurabilme

h)                  Fiziksel ve sosyal çevreye çeşitli biçimde uyum yollarını öğrenebilme

i)                    Genel ilkeleri soyut durumlara uygulayabilme

j)                    Akranlar grubunun standartlarını benimseme ve kendi cinsinden olan yaşıtları ile özdeşleşme

k)                  Küçük kasları ilgilendiren beceriler kazanma

l)                    Kendine özgü bir değerler sistemi araştırma

ERGENLİK ÇAĞI

13-20 yaşları arasını kapsayan bir geçiş dönemidir. Hızlı bir büyüme zamanıdır. Bedendeki bezlerin hormon adı verilen salgıları önemli gelişmelere yol açar. Bu gelişmeler sayesinde birey, çocukluktan çıkıp fizyolojik ve anatomik yönden bir yetişkinin niteliklerini kazanır.

Başlıca gelişme ödevleri:

a)                  Hızla değişen ve oranları değişen bedene uyum gösterme

b)                  Yaşıtlar aleminde bir yer edinebilme

c)                  Bir meslek seçme ve buna hazırlanmaya başlama

d)                  Ekonomik bağımsızlığı güvence altına alma. Hayatını kazanabileceği bir meslek sahibi olma yoluna girme.

e)                  Aileden bağımsızlığını kazanma

f)                    Yetişkinin sosyal statüsüne erişme

g)                  Evlenmeye ve aile kurmaya hazırlanma

h)                  Uygun bir hayat felsefesi ile birlikte kişisel değer duygusunu oluşturma

GENÇ YETİŞKİNLİK ÇAĞI

18- 35 yaşlar arasıdır.

Başlıca gelişim ödevleri:

a)                  Bir eş seçme

b)                  Evlendiği kişi ile hayatını sürdürebilme

c)                  Ana baba olma

d)                  Çocuk yetiştirme

e)                  Ev idare edebilme

f)                    Geçim sağlayacak bir iş sahibi olma

g)                  Sosyal sorumluluklarını karşılayabilme

h)                  Durumuna uygun bir sosyal gruba katılma

ORTA YAŞLILIK ÇAĞI

35-60 yaşlar arasını kapsar.

Başlıca gelişim ödevleri

a)                  Yetişkinlere özgü sosyal ve ulusal sorumluluklarını yükümlenebilme

b)                  Ekonomik yaşam koşullarını kurup sürdürme

c)                  Ergenlik çağındaki çocuklarına, sorumlu vatandaşlar olarak yetişmelerinde gereken rehberliği yağma

d)                  Kendileri için uygun boş zaman meşgaleleri geliştirme

e)                  Kendine özgü bir kişi olarak eşi ile ilişki kurabilme

f)                    Orta yaşlarda kendini gösteren fizyolojik değişikliklere uyum gösterme

g)                  Yaşlanan ana babalarına uyum gösterebilme

YAŞLILIK ÇAĞI

60 yaşından hayatının sonuna kadar olan dönemdir.

Başlıca gelişim ödevleri:

a)                  Azalan güç ve çabuk bozulan sağlık durumuna uyum gösterebilme

b)                  Emeklilik durumuna ve azalan gelire uyum gösterme

c)                  Ölen bir eş ile meydana gelen duruma ve yalnızlığa alışma

d)                  Kendi yaşıtları çevresine uyum gösterme

e)                  Bu çağda devam eden sosyal ve ulusal görevlerini karşılayabilme

f)                    Kendi durumuna uygun fiziksel yaşama koşullarını düzene koyma.

 

İNSANIN NORMAL GELİŞİMİ

 

DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİM

İnsanlarda gebelik süresi yaklaşık dokuz aydır. Gebelik erkeğin sperminin kadının yumurtasını döllemesiyle başlar ve doğumla sona erer. Gebelik süresi üç evrede incelenmektedir. Bunlar;

1) Zigot(dölüt)devresi,

2) Embriyo devresi,

3) Fetüs devresi.

1-Zigot (Dölüt)Devresi (0-2 HAFTA): Spermin yumurtayı döllemesiyle oluşan ilk hücreye zigot denir. Zigot dört gün içinde bölünerek fallop borularından ilerler ve döl yatağına ulaşır.4. ve 8. günler arasında zigot döl duvarına yerleşmeye başlar. Bu yerleşme işlemi 13 günde tamamlanır.

2-Embriyo Devresi (2-8 HAFTA): Bu devrede çocuğun temel yapısı oluşur. Embriyo evresinin ilk günlerinde plesanta, göbek kordonu ve amniotik sıvı olgunlaşır ve işlevini yerine getirmeye başlar. Plesanta, zigotun döl yatağına yerleşmesini, bebeğin kan dolaşımını ve beslenmesini sağlar. Ortalama olarak 50cm uzunluğunda olan göbek kordonu plesanta ile bebek arasındaki besin, oksijen ve atıkların geçmesini sağlar. Amniotik sıvı ise, bebeğin döl yatağına yapışmasını önler ve rahat hareket etmesine olanak tanır.

Gebeliğin 3. ve 4. haftalarında  kalp ve sinir sistemi olgunlaşmaya başlar.

6. haftada kulaklar ve süt dişlerinin yerleri  oluşmaya başlar.

6-8 haftalar arasında cinsiyet ayrımı oluşur ve buna bağlı olarak da üreme organları oluşmaya başlar.

8. hafta sonunda bebeğin temel organları işlevini gerçekleştirmeye başlar ve bebek insan görünümünü alır.

Bu evrede ayrıca üç ayrı hücre tabakası gelişir:

En dıştaki tabaka  Ektoterm: Sinir sistemi ve deri.

Ortadaki tabaka  Mezoderm: İskelet ve kaslar.

En içteki tabaka Endoderm: Sindirim sistemi ve yaşam için önemli olan organlar.

3-Fetüs Devresi (9-38 HAFTA): Doğum öncesi gelişimin en son ve en uzun evresidir.4. ve 5. aylarda fetüsün ağırlığı 10 kat artar. Göz kapakları, tırnaklar ve saçlar oluşur. Fetüs 20.haftadan sonra genellikle etkindir ve son aylarda ilk aylara göre daha çok kilo alır. 28.haftada boşaltım sistemi olgunlaşır. Bu haftada doğan çocukların döl yatağı dışında yaşama olasılığın vardır. Fakat özel bir bakıma gereksinim duyarlar. 38.haftadan sonra fetüs, artık döl yatağı dışında yaşayabilecek duruma gelir ve doğar.

YENİ DOĞAN BEBEĞİN ÖZELLİKLERİ

 

Her anne baba olumlu bütün ‘’en’’ leri geliştirmiş çocuk ister. Hepimizin çabası, çocuğun doğuştan getirdiği kapasitesini olabildiğince en yüksek düzeye çıkarmak içindir. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki çocukları gelişimsel olarak desteklemeye bebeklikten başlanmalıdır. Temelleri sağlam ve iyi atmak, daha sonra çıkacağımız katların sağlamlığını etkileyecektir.

Bebeğiniz doğdu. Ama o kadar küçük ki kucağınıza alırken onu incitmekten çekiniyorsunuz. Fakat o, 9 ay boyunca büyük bir gelişme gösterip doğmayı başaran, tahmin ettiğinizden çok daha güçlü ve yetenekli bir varlık.

GENEL ÖZELLİKLERİ

 

1-      Boy ve Kilo: Yeni doğan bebekler 2500- 4000 g arasında değişen ağırlıkta olabilir. Doğumu izleyen ilk birkaç gün içinde ağırlıklarının yaklaşık %6-10’ unu kaybederler. Bunun nedeni vücut suyunun bir kısmının dışarı atılmasıdır. Ancak bu kaybı kısa sürede tamamlarlar.

Zamanında doğan bir bebeğin boyu yaklaşık 48- 53 cm arasındadır.

2-      Baş: Yeni doğan bebekler 33-37 cm arasında baş çevresine sahiptir. Baş vücudun dörtte biri büyüklüğündedir. Normal doğumda bebeğin başı elips şeklinde olabilir. Elips şekli ilk haftalarda düzelir.

3-      Gözler: Gözler kapalı ve şişmiş olabilir. Gözyaşı bezleri az gelişmiş olduğu için gözyaşı henüz çok azdır. Üçüncü haftaya kadar ağladıklarında gözlerinden yaş gelmeyebilir.

4-      Ağız: Dili büyüktür. Diş etleri pembe ve şiş olabilir. Seyrek olarak dişli bebeklere de rastlanabilir.

5-      Kulak: Kulak yolu kendi ürettiği balmumu benzeri bir salgıyla kendi kendini temizler. Ancak bu salgı ile iltihap akıntısının karıştırılmaması önemlidir.

Boynu kısadır. Eğer doğumda zedelenme olmuşsa şiş de olabilir. Kol ve bacakları kısadır ve vücuda doğru çekilmiş olarak durur. Omuzlar dar, göbek dışarı doğru bombelidir.

Göğüsler normal görünümlüdür. Bazı bebeklerde hormonların etkisiyle süt bezleri şişebilir ve göğüsten süte benzer sıvı gelebilir. Bebeğin göğüsleri hiçbir zaman sıkılmamalı ve ovuşturulmamalıdır. Bu özellik 4-6 hafta sürebilir.

6-      Cilt: Bebeğiniz gri-mavi renkte, ıslak, kan ve verniksle kaplı bir ciltle doğar. Nefes amaya başlar başlamaz cilt rengi düzelmeye başlar. Bebeğin vücudunu kaplayan verniks adı verilen madde beyaz, krem kıvamında bir maddedir. Vücudun kıvrımlı yerlerinde, bazen de kulak içinde yoğun olarak bulunmaktadır. Bu madde doğum öncesi ve doğum sonrasında, bir süre bebeğinizin cildini dış etkilerden korumaktadır. Verniksi bebeğin cildinden temizlemek yerine, tüm vücuduna eşit bir şekilde yayın.

Bebeğin burnu, yanakları ve çenesinde toplu iğne başı büyüklüğünde beyaz noktacıklar oluşabilir. Bunun nedeni ter ve yağ bezlerinin etkin çalışmaması sonucu tıkanmasıdır. Bu bezler birkaç hafta içinde çalışmaya başlayacak ve beyaz noktacıklar kaybolacaktır. Sıkılmamalı ve herhangi bir ilaç sürülmemelidir.

7-      Kafatası Boşlukları: Bebekler doğduklarında, kafataslarında birkaç adet yumuşak alan bulunmaktadır. Bu boşluklara ‘’bıngıldak’’ adı verilir. Bu boşluklardan iki tanesine dikkatlice dokunulduğunda hissedilebilir. Hatta bebeğin nabız atışı bu boşluklarda görülebilir. Kafasının arkasında yer alan üçgen biçimindeki bıngıldak 2-6 ay arasında, öndeki büyük ve dörtgen şekilli bıngıldak ise 12-18 aylarda kapanmalıdır. Erken yada geç kapanması kafa gelişimi açısından önemlidir. Bir hekime başvurulmalıdır.

8-      Solunum: Yeni doğanda solunum 15-20 saniye içinde başlar ve 2-4. Günlerde tüm akciğerler normal solunuma katılır. Dakika 30-40 kez solunum yapmakla beraber ağlarken bu sayı 80’e çıkabilir.

9-      Sindirim: Sindirim sistemi çok iyi gelişmemiştir. En rahat sindirebileceği besin anne sütüdür. Ancak nadiren bazı bebeklerde anne sütünün sindiriminde de sorun olabilir.

10-  Vücut Isısı: Bebeğin bulunduğu odanın ısısının 22-24 derece olması gereklidir. Bu ısıda bebeği fazla kalın giydirmeye gerek yoktur. Vücut sıcaklığı 36.5 –37 derece arasındadır.

11-  Refleksler: Bebeklerde beslenme ve korunma gereksinimini karşılamak üzere bazı istemsiz hareketler görülür. Bu istemsiz hareketlere refleks adı verilir. Refleksler istemli hareketler öğrenilinceye kadar bebeğin yaşamını sürdürmesini sağlayan mekanizmalardır. Bebeğiniz büyüdükçe ve hayatla kendi kendine baş etmeyi öğrendikçe, bu erken dönem refleksleri zayıflayarak ortadan kalkar. Yerine daha karmaşık istemli hareket becerileri gelişir ve böylece bebek kendini dış dünyada zararlı olması olası etkenlerden daha iyi koruyabilir hale gelir.

ü      Emme sırasında solunum yoluna süt kaçtığında refleks olarak öksürür ve bu yola solunum sistemini yabancı maddelerden korur.

ü      Yeni doğduğunda parlak bir ışık tutulmasına yada burnuna dokunulmasına hapşırarak yanıt verir.

ü      Göz kapaklarına dokunulduğunda gözlerini kırpar.

ü      Karnı üstünde yatarken, nefessiz kalmamak için başını kaldırarak bir yana çevirir.

ü      Burnunun yada ağzının üstüne bir şey konulduğunda, ellerini yada başını hızlıca sallayarak o nesneyi uzaklaştırmaya çalışır.

DUYULAR

 

1-      Görme: Yeni doğan bir bebek bakışlarını 20-25 cm ötesindeki nesnelere odaklayabilir, ancak ayrıntıları göremez. Yavaş hareket eden bir nesneyi gözleriyle takip edebilir, ama sık sık gözden kaçırır. Parlak ışığa tepki verir, gözlerini kırpar.

2-      İşitme: Bebekler doğumdan hemen sonra insan seslerini ayırt etmeye başlarlar. Hatta henüz birkaç saatlikken duyduğu insan seslerinden birini seçerek onun ritmine uygun bir şekilde hafifçe sallanır. Yeni doğan bir bebek insan sesi duyduğunda, sesin geldiği yöne doğru dönmeye çalışır, ancak sesin tam olarak nereden geldiğini belirleyemeyebilir. Önlerinden gelen sesin nereden geldiğini belirleyebilir. Özellikle çocuk sesi, kadın sesi gibi tiz sesleri duymaktan hoşlanırlar. Elektrik süpürgesi, otomobil çalışırken çıkardığı ses gibi alçak frekanslı sesler onları sakinleştirir.

3-      Koku Alma: Çocuk görme duyusu olgunlaşana kadar dünyayı koku alma ve dokunma duyularıyla tanır. Bebekler güçlü bir koku alma duyusuna sahiptirler. Bir haftalık olduğunda annesinin göğüslerini, diğer kadınların göğüslerinden ayırt eder.

4-      Tat Alma: Tatlı, tuzlu, baharatlı ve acı ayrımını rahatlıkla yapabilecek ölçüde gelişmiş bir tat alma duyusuna sahiptir. Başlangıçta tercihleri tuzlu şeyler yönündeyken, bu tercihleri kısa sürede tatlılara kayar.

5-      Dokunma: Dokunulmaktan, okşanmaktan, sallanmaktan, öpülmekten, kucağa alınmaktan çok hoşlanırlar. Anne yada babalarının kucakları onların en sevdikleri yerlerdir. Burada yatarken vücutlarına, onlara ayrılan yerin şeklini vererek adeta bir yuva oluştururlar. Zaman geçtikçe dokunulmaktan hoşlanma dokunmadan hoşlanmaya dönüşür, her şeyi dokunarak tanımaya çalışırlar.

YENİ DOĞAN BEBEKTEKİ ALIŞILMADIK ANCAK NORMAL OLAN DURUMLAR:

Deri: Yeni doğanın derisini rengi pembe-kırmızıdır. Bu derinin inceliğinden kaynaklanmaktadır.
Renk değişimi: Bebeğin kan dolaşımı henüz çok düzenli olmadığından elleri ve ayakları mavi-mor görünebilir.

Noktalar(spot): Genellikle burun çevresinde görülen beyaz noktalar henüz tam olarak çalışmayan ter bezlerinden kaynaklanmaktadır. Bu birkaç hafta kalabilir. Yine yüzde kırmazı plakalar halinde olan döküntüye “toksik eritem” olarak adlandırılır ve tedavi gerekmeden kendiliğinden düzelir.

Mavi yamalar: Bunlar mongol lekeleri olarak da bilinir ve deri altında mavi pigmenti n geçici birikiminden kaynaklanır.

Soyulma: İlk günlerde bebeğin derisi soyulabilir. Bu özellikle avuç içi ve ayaklarda görülür. Bu hafif nemlendiriciler ile çözümlenebilir.

Saç: Bebeklerin saç miktarı çok farklı olabilir. Ama genellikle doğum sırasındaki saçlar dökülür. Vücuttaki siyah tüyler ise zamanla dökülür.

Konak (saçlı derideki kepek benzeri birikim) : Bu da deri soyulmasının bir türüdür ve temizlikle bir ilgisi yoktur

Üst dudaktaki kabarcıklar: Bunlar emme sonucunda oluşan kabarcıklardır ve bebek emdiği sürece görülebilirler.

Beyaz dil: Yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerin dilinin beyaz olması normal bir durumdur.
Sıvı dolu keseler: bunlar damakta görülebilen zararsız kistlerdir.

Memeler: Yeni doğan kız ve erkek bebeklerde memelerin şişkin olması hormonlara bağlı bir durumdur ve doğumdan 3-5 gün içinde belli olurlar. Bazen az miktarda süt benzeri salgı da gelebilir. Bunun kesinlikle sıkılmaması gereklidir.

 

KARIN

Karın fıtığı:  Göbek deliğine yakın ve bebek ağladığında belli olan bir şişkinlik normal değildir. Ancak bu durum yaygındır. Bunların az bir kısmında cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulur ve çoğu 1 yıl içinde kendiliğinden geçer.

Cinsel organlar: Erkek ve kız bebeklerin cinsel organları hormonlar etkisiyle büyük görünebilir. Cinsel organlarda kızarıklık, şekil değişiklikleri bulunabilir bunlar ilk muayene sırasında doktor tarafından kontrol edilecektir ancak bu sırada merak edilen her şey doktora sorulmalıdır.

İnmemiş testis: Erkek çocukların testisleri karın içinde gelişir ve torbaya doğum öncesinde inerler. Eğer ilk muayene sırasında doktor torba içinde testisleri hissetmezse bu her zaman inmemiş testis anlamına gelmez testisler hareketli-retraktil- de olabilirler. Eğer testis gerçekten inmemişse gerekli tıbbi müdahale zaman içinde yapılacaktır.

Kapalı sünnet derisi-fimozis: Yeni doğanların sünnet derisi genellikle sıkıdır. Sünnet derisi geri çekilemez çünkü bu yaşta elastik değildir.

Katran renkli dışkı: Mekonyum: bu siyah-yeşil renkte yapışkan olan dışkı bebeğin ilk dışkısıdır. İlk gün bu dışkının gelmemesi doktora söylenmelidir.

Dışkıda kan: Nadiren bebeğin dışkısında kan görülebilir. Bu doğum sırasında olan kanamanın yutulmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bezin doktora gösterilmesi gerekebilir.
Kırmızı idrar: Çok erken gelen idrar kırmızı renkli ürat kristalleri içerebilir. Benzer şekilde bezin doktora gerekebilir.

Sık idrar:  Bebeğiniz 24 saat içinde 30 kereye kadar idrar yapabilir. Anormal olan 4-6 saat boyunca idrarını yapmamasıdır.

Vajinal kanama: Kız bebeklerde çok az miktarda vajinal kanama görülebilir, bu annenin hormonlarından kaynaklanmaktadır.

Vajinal akıntı: Berrak veya beyaz renkli bir vajinal akıntı normaldir ve birkaç gün içinde kesilir.

Burun akıntısı: Az miktarda burun akıntısı normaldir ve bebeğin soğuk aldığı anlamına gelmez.

Göz yaşı: Bir çok bebek 4-6 haftalık oluncaya kadar gözyaşı dökmeden ağlarlar. Bu da normaldir.

Terleme: Bebeklerin ısıyı alıp kaybettikleri yerleri başlarıdır. Bazı bebeklerin boyunlarında da terleme olabilir.

Kusma: Beslendikten sonra bir miktar kusma normaldir.

 

FİZİKSEL GELİŞİM

0–3 YAŞLAR

  • Yeni doğan bebek beden büyüklüğüyle orantılı olarak kas lifine sahiptir; erkeklerin kas doku oranı kızlardan daha fazladır.
  • Yeni doğan bebeğin davranışlarına, onun hareket etmesini sağlayan refleksler hakimdir. Emme, yutma, öksürme gibi refleksleri yaşamı sürdürmesine yardımcıdır.
  • Bebek, 3 ay içinde kucağınıza aldığınızda kafasını dik tutabilmeye ve hareket eden şeyleri izlemeye başlar.
  • 3-4. aydan itibaren destekle oturabilirler. Refleksleri yavaş yavaş azalmaya başlar ve istemli kontrol gelişir.
  • 5-6. aydan itibaren nesnelere uzanabilir, onları kavrar ve ağzına götürebilir.
  • 7-8. aydan itibaren desteksiz oturmaya ve emeklemeye, 11-13 aylar arasında yürümeye, 14-16 aylar arasında koşmaya başlar.
  • Yaklaşık 1 buçuk yaşında geri geri yürüyebilir, kaşığı yemek yemek için kullanabilir, bardaktan su içebilir.
  • İki yaşına kadarki dönemde, baş ve işaret parmaklarıyla ufak nesneleri tutup kaldırabilir, avuç kavraması ile kalem tutabilir.
  • İki yaşında her basamağa iki ayağıyla basarak merdivenden inip çıkabilir. Uzaktaki bir nesneye bir elle ve desteğe gerek duymadan uzanabilir.
  • İki- üç yaşlar arasında genellikle büyük kaslarını kullanmayı gerektiren etkinliklerle ilgilenir. Eşyaları çekip itme, yerden kaldırma ve taşıma ile uğraşır.

 

3-4 YAŞLAR

  • Fiziksel enerji düzeyi yüksektir.
  • Fiziksel aktiviteler için fırsatlar yaratır. Bağımsızlık ve keşfetme duygusu önemlidir.
  • Kas koordinasyonu hızlanır; kızların erkek çocuklara göre kas koordinasyonu daha fazla gelişmiştir.
  • Kendi kendine giyinip soyunabilir.
  • Merdivenleri iner, çıkar; her basamakta diğer ayağını kullanabilir.
  • Ayak değiştirerek merdiven çıkabilir. Merdiven inerken dengeyi tam olarak sağlayamadığından her basamakta iki ayağını birleştirir.
  • Tırmanma aletlerine çıkabilir.
  • Belirli ağırlıktaki eşyaları öne, arkaya, yana doğru itebilir veya çekebilir.
  • Üç tekerlekli bisiklete binebilir.
  • Parmak ucunda durabilir veya yürüyebilir.
  • İki ayağının üzerinde zıplar.
  • Tek ayağının üzerinde durabilir veya kısa bir süre tek ayakla zıplayabilir.
  • Topu kollarıyla yukarı doğru atabilir.
  • Kendine atılan topu kollarıyla yakalayabilir.
  • Topu, ayağıyla vurarak uzağa atabilir.
  • Her iki elini kullanarak 7 veya daha fazla küpten kule yapabilir.
  • Çevresini daha az kirleterek yemek yiyebilir.
  • Su dolu bir bardağı dökmeden taşıyabilir.
  • Dişlerini fırçalar, ellerini yıkar ve ayakkabılarını giyer.
  • Tuvalet gereksinimini haber verir.
  • Büyük boncukları ipliğe dizebilir.
  • Üç parmağını kullanarak boyama yapabilir.
  • Yuvarlak, dik veya yatay çizgiler çizebilir.
  • Makas kullanabilir.
  • Bir insan resmini; yuvarlak içinde gözlerden e ağızdan ibaret bir baş resmi şeklinde çizebilir.
  • Harfleri kopya edebilir.

 

5-7 YAŞLAR

  • Kızların fiziksel gelişimi ve fiziksel başarısı erkeklere göre daha üstündür.
  • Kaslar ve göz-el koordinasyonu gelişir.
  • Araç ve gereçleri başarılı bir şekilde kullanmaya başlarlar.
  • Fiziksel gelişim, yaşıtları arasında önemli olmaya başlar ve kendine güvenmesini sağlar.
  • Tanınabilir insan figürü çizebilir.
  • Enerji düzeyi yüksektir.
  • Oyun oynamak için gerekli fiziksel özellikleri kazanır.
  • Okuma yazmayı öğrenmeye hazırdır.
  • Baş büyüklüğü hemen hemen bir yetişkininki kadardır.
  • Takla atmayı öğrenir.
  • Ayak değiştirerek merdiven inip çıkabilir.
  • Bir hat boyunca öne ve geriye doğru yürür.
  • Parmak ucunda koşabilir.
  • Ayak değiştirerek sıçrayabilir.
  • Hareketlerini müziğin ritmine uydurur.
  • Dizlerini büzmeden, öne eğilip parmak uçlarına dokunabilir.
  • Kalem veya boya fırçalarını başarı ile kullanır.
  • Ayrıntılı olarak ev veya insan resmi yapar.
  • Adını ve soyadını yazabilir.
  • Geometrik şekiller çizebilir.

 

8-10 YAŞLAR

  • Kendine verdiği değer ve diğerlerini etkileme açısından fiziksel yetenekler daha önem kazanır.
  • Kızlar erkeklere göre daha hızlı gelişme kaydederler; boyları daha uzundur; daha güçlüdürler ve kas koordinasyonu daha gelişmiştir.
  • Enerjiktir. Fiziksel aktiviteler daha önemli olmaya başlar.
  • Bu yaş periyodunun sonuna doğru kızlarda ergenlik gelişimi hızla başlar.
  • Erkek çocukların fiziksel gelişiminde durgunluk görülür.
  • Kişisel temizliğiyle ilgilenme sorumluluğunu alabilirler.

 

11-13 YAŞLAR

  • Erkeklerin ergenlik gelişimi hızla başlar.
  • Kızların ergenlik gelişimi en üst düzeydedir. Vücudunda değişiklikler oluşur. Hızla değişen vücuduna uyum sağlayamayabilir.
  • Kızlar için buluğ dönemi. Cinsel özellikler gelişmeye devam eder. Göğüsler gelişir ve menstürasyon başlar.
  • Hem erkeklerde, hem de kızlarda erken fiziksel gelişme kendilerine olan güvenlerini fazlalaştırır.
  • Erkeklerin motor gelişim ve koordinasyonu gelişir. Fiziksel açıdan üstün olur.

 

ÇOCUKLARI DESTEKLEMEK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?

v      Çocukların rahat hareket edebilmeleri için uygun ortam hazırlayın ve hareketlerini engellemeyin.

v      Onun büyük ve küçük kaslarını etkili olarak kullanabilmesi için gerekli eğitim materyallerinden yararlanmasını sağlayın. Zaman zaman eğitim materyallerini kullanarak model olun.

v      Çocuklarla çevrenizdeki nesneleri ve eşyaları kullanarak oyunlar oynayın.

v      Onun küçük kas becerilerine yardımcı olmak için, onunla birlikte kesme, yapıştırma, boyama, yoğurma gibi etkinliklere katılın.

v      Günlük yaşamla ilgili işlerde sorumluluklar verin. (temizlik yapmak, odasını düzeltmek gibi)

v      Öz bakım becerilerini kazanması için ona fırsat verin. Gerekmedikçe yardım etmeyin. Bazen sözel yardımlarla onları cesaretlendirebilirsiniz.

AHLAK GELİŞİMİ KURAMLARI

Toplum içinde kişilerin benimsedikleri davranış biçimleri ve uymak zorunda oldukları kurallar olarak tanımlanan ahlak; söz konusu değerler sistemini açıklayan, toplum bilimcilerinin ve psikologların ilgi gösterdikleri konulardan birisidir.

Ahlak konusuna ilgi gösterenler, psikologlardan önce filozoflardır. Filozofların ahlak sorusunu değerlendirme biçimleri üç temel doktrinde toplanabilir.

1-                   Bu felsefi doktrinlerden ilki, çocuğu potansiyel bir suçlu olarak görür. Bu doktrine göre, çocuk doğuştan suç işlemeye hazır bir kişidir; çocuğun eğitiminde ebeveyne düşen görev, çocuğun suç ve günah işlemesini önleyici yasakları koymaktır.

2-                   İnsanı doğuştan saf ve temiz bir yaratık olarak değerlendiren ikinci doktrine göre ise, çocuklar yanlışları ve ahlak dışı davranışları erişkin kişilerden öğrenirler. Erişkinlerin çocuklar üzerindeki olumsuz, zedeleyici etkilerinin en aza indirilmesi söz konusudur.

3-                   İnsan zihnini doğuştan boş bir tahtaya benzeten üçüncü doktrine göre, çocuğun ahlak anlayışları ve davranışları içinde yaşadığı toplumun değerlerini yansıtır.

PSİKANALİTİK TEORİ

Psikanalitik teoriye göre vicdan gelişimi ve ahlak değerleri Ödipal çatışmanın çözülmesi ile gerçekleşir. Freud’ un teorisine göre süperego çocuğun hem cinsi olan ebeveyni ile özdeşleşmesi ve erişkinlerin değerlerini, doğrularını, yasaklarını veya standartlarını içselleştirmesi sonucu gelişir. Ödipal dönem öncesi çocuk, ne yaparsa veya ne isterse dilekleri veya eylemleri kendini tatmin etmeye, haz prensibine yönelik davranışlardır.

Psikanalitik teorinin yaklaşımına göre ahlak gelişimi önemli ölçüde ebeveynin disiplin tarzını da temel alan bir süreçtir. Yasakları ihlal eden bir çocukta suçluluk gelişmeye başlar. Ebeveynin disiplin anlayışı çerçevesinde çocuk, özdeşim kurma durumundayken suçluluğu da yaşar ve çocuk bu suçluluk durumunu bertaraf etmek için özdeşleşme esnasında içselleştirdiği ahlaki ve sosyal değerleri doğrultusunda davranmaya yönelir. Böylece çocuk suçluluk duygusundan kaçınma yolunu bulmuştur ve bu şekilde davranması da kendi kendine iftihar etmesine sebep olur. Suçun bertaraf edilmesiyle oluşan hoşnutluk, gurur duygusu kişiyi pekiştirerek; benzer durumlarda da kurallar uygun davranmasını sağlar. Erken çocukluk döneminde çocukların davranışları ana babaların kendilerini yönlendirmesi sayesinde gerçekleşir. Bu noktada cezalandırılma korkusu belirleyici bir durumda değildir. Çocuğun, ana veya babanın değerleriyle özdeşleşmiş olması, çocuğun davranışlarında kontrol mekanizmasının temelini oluşturur. Erişkinlerin değerleri ve standartları da zaman içinde çocuğun içselleştirmesi sonucu, çocuğun değer ve standartları haline dönüşür.

SOSYAL ÖĞRENME KURAMI

Ahlak gelişimi mekanizmasının diğer davranış kazanma mekanizmalarına benzer olduğunu kabul etmektedir. Öğrenme, model alma ve taklit söz konusu öğrenme mekanizmasının temel kavramlarıdır.

Ebeveyn ve diğer modellerin önemini vurgulamaktadır. Ana – babalar gerek model olarak, belli davranış kalıplarını öğreterek çocuklarına doğruları, yanlışları ve standartları öğretmiş olurlar. Çocuk doğrudan iletişim halinde olmadığı modeli gözlemleyerek de sosyal davranışın temel noktalarını kavrayabilir, bu davranışları edinebilirler. Erken öğrenilmiş, kazanılmış olan davranışların kalıcı olma özelliği daha fazladır. Davranış, bir kere kazanılmış olduktan sonra ortam içindeki pekiştireçler değiştirilmediği sürece, aynı davranış yerleşmiş olur.

BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI

Sosyal öğrenme kuramı ahlak anlayışını davranış düzeyinde incelerken, bilişsel gelişim kuramı ahlak anlayışını kişinin zihinsel süreçleri ve muhakeme anlayışı ile açıklama durumundadır. Ahlak anlayışının bilişsel gelişim aşamaları çerçevesinde gelişme gösterdiği kabul edilmektedir. Bilişsel gelişim kuramının kabul ettiği ilkeler şunlardır:

a)                  Yaş gelişim dönemlerine eşdeğer değildir.

b)                  Gelişim dönemleri hep aynı aşamalardan geçerek gelişim gösterirler.

c)                  Her aşamadaki gelişim süreci bir üst aşamadaki düşünme süreçleri ile bütünleşir.

Söz konusu kuramın önde gelen araştırmacıları Piaget ve Kohlberg’ dir.

Piaget ve Ahlak Gelişimi:

Piaget, çocuklarda ahlaki yargı ve davranışları iki yönden incelemiştir. Birincisi; çocuğun sosyal kurallara gösterdiği saygı anlayışı; ikincisi ise, çocuğun adalet anlayışıdır. Söz konusu iki noktayı bilişsel gelişimdeki değişikliklerle açıklamaya çalışmıştır.

Piaget’ in araştırmaları sonucu çocukta ahlak gelişimi şu aşamalardan geçerek gelişir:

  1. Aşama(0-3 yaş): Çocuk kurallardan uzak bir şekilde oyun oynamayı gerçekleştirir.
  2. Aşama (3-5 yaş): Bu dönemde çocuklar kendilerinden büyük çocukların kurallarla yönetilen davranışlarını taklit ederler. Oysa bu dönemdeki çocukların oyunları sosyal ortamdan ziyade kendi ‘’benleri’’ne has özelliklerle donatılmıştır.
  3. Aşama (5-10 yaş): çocuk kuralların değişemeyeceği, değiştirilemeyeceği kanaatine sahiptirler. Değişiklikler ve oyun üzerinde düşünülen yeni düzenlemelerin doğru olmayacağına inanırlar.
  4. Aşama (11+): son çocukluk döneminden sonra çocuklarda yeni ve beklenmedik durumlar karşısında yeni düzenlemeler ve kurallar geliştirme becerisi görülür. Kurallar artık değişebilir yasalardır.

 

Çocuklarda adalet anlayışının nasıl geliştiği konusunu incelemek için Piaget, çocuklara yanlış davranışlar içeren hikâyeler anlatmıştır. Hikâyelerin içeriği doğrultusunda çocuklara hangi davranışların daha yanlış olduğu şeklinde sorular yöneltmiştir. Bu hikayeler çocukları, ‘’iyi veya kötü’’ ve ‘’ büyük veya küçük’’  kavramları boyutunda bir seçim yaparak karar vermelerine imkan sağlayarak değerlendirmeye yönlendirmiştir. Söz konusu hikayelere verilen değerlendirmeler doğrultusunda adalet anlayışı keyfi cezalar ve karşılıklı cezalar şeklinde iki grup halinde değerlendirilmiştir. Yaramazlık karşısında çocuklara verilecek cezalar, araştırmaya katılan çocukların yargıları doğrultusunda yaramazlıkla veya işlenen suçla orantısız olan keyfi cezalar veya cezanın işlenen suçla orantılı olarak değerlendirildiği karşılıklı cezalar olarak belirlenmiştir. 8-12 yaştan önce çocuklar keyfi cezaya yönelirler. Ceza çocuğun meydana getirdiği zararla orantılı olmalıdır, ancak cezanın türü meydana gelmiş olan kötülükle ilişki bir şekilde orantılı olmayabilir. Oysa, yaşça daha büyük çocuklar, cezanın suçla uygunluk göstermesi gereğini düşünürler. 8-12 yaşları arasında işbirliği ve saygının gelişmesi ile keyfi ceza anlayışı ortadan kalkarak, karşılıklı ceza anlayışlı belirmeye başlar. ‘’Karşılıklı ceza ‘’ anlayışının temelinde ceza sadece ceza vermek için verilmez, cezanın sonunda meydana gelen hasar veya kötülükle mantık ilişkisi bulunan ve ceza sayesinde davranışın sonuçlarını açıklayıcı bir ilişki bulunur.

Piaget, çocuklar üzerine gerçekleştirdiği incelemeler doğrultusunda ahlaki muhakeme oluşumu ile ilgili bir teori geliştirmiştir.

a) Birinci aşama ahlaki gerçeklik aşamasıdır. Bu noktada çocuk kurallara uyar. Çünkü kurallar değişmez. Davranışlar da sosyal kurallar doğrultusunda doğru veya yanlıştır.

b) Daha büyük çocuklar işbirliğine dayalı ahlak anlayışına göre hareket ederler. Bu ikinci aşamada söz konusu ortam ve şartlar içinde karşılıklı fikir birliği doğrultusunda belirlenir.

Olgunlaşma, genel bilişsel gelişimi hızlandırdığı için ahlak gelişimini de etkileyen bir süreçtir. Olgunlaşmanın yanı sıra yaşantı da ahlak gelişimini etkilemektedir. Özellikle çocuğun akranları ile beraberliği ahlak gelişiminde etkili olmaktadır. Çocukların ilişkilerinde sessiz bir ‘’ ver ve al’’ tarzı bir iletişim vardır ki, işte bu iletişim çocuğun ahlak gelişiminde özellikle etkili olmaktadır. Çocuklar iletişim halindeyken birbirlerinin ahlak anlayışından iki şekilde etkilenebilirler.

Muhtelif kararları alırlarken, çocuklar ortama göre kuralları uygulama ve değiştirme durumuyla güven duygusu gelişir. Böylece kurallar fikir birliği ve işbirliği sonucu oluştuğu görüşü gelişecektir.

Çocukların akranları ile iletişim ve beraberlikleri esnasında ‘’rol alma’’ durumları çocukların akranları gibi düşünebildikleri ve hissedebildikleri düşüncesinin gelişmesini sağlar. Rol alma kavramı ise, çocuğun akranlarının veya başkalarının bakış açısıyla olaylara bakıp, başkası ile kendi bakış açısını ilişkilendirmesidir. Akranları ile etkileşime girme ve rol alma durumunun, çocukta ahlak gelişimini hızlandırdığı kanaati yaygındır.

Başka kişilerin bakış açısından olayları değerlendirme, çocukta ben merkezcilikten uzaklaşarak, daha hızlı sosyalleşmesini sağlayan temel yapılardan biridir.

Kohlberg ve Ahlak Gelişimi:

 

Çocuklarda ve erişkin kişilerde ahlak yargılarının farklı düşünce mekanizması sonucu geliştiğini vurgulayan Kohlberg, ahlak anlayışı ve gelişimini incelerken, ahlaki davranış boyutunda değil düşünce boyutunda irdeleyen bir araştırmacıdır. Olgun bireylerden farklı, kendine has bir değerlendirme biçimine sahip olan çocuklarda erişkin seviyesine ulaşmayı hangi psikolojik süreçlerin belirlediğini incelemiştir.

Kohlberg’ e göre; kişiliğimizin ahlak boyutu belirgin, kalıcı özelliklerle belirlenmeyip, bir seri gelişim aşamasıyla oluştuğu iddia edilmiştir. Her bir aşamanın şu özellikleri vardır:

a)                  Her aşama kendisini takip eden aşamadan nitelik açısından farklıdır.

b)                  Her bir aşama yeni ve daha yoğun bir zihni bütünleşme sistemini temsil eder.

c)                  Aşamalar kaçınılmaz bir şekilde oluşur.

d)                  Genel gruplama noktasında aşamalar yaş ile ilişkilidir.

Kohlberg’ in Ahlak Gelişimi Aşamaları

Değerlendirme Esası Gelişim Dönemleri
 

1- Gelenek Öncesi: Ahlak değerleri temelini bireyin dışından kaynaklanan oluşumlar veya ihtiyaçlar belirler.

Aşama 1:

  • Kendisiyle ilgili olma.
  • Güç ve otoriteye itaat.
  • Cezalandırılma korkusu güdüleri belirleyicidir.
  • Eylem ve hareketler sonuçlarına göre değerlendirilir.

Aşama 2:

  • Başka bir kişiyle tek boyutta ilgilenme.
  • Kişide temel güdü, kendi ihtiyaçlarını tatmin etmelidir.
  • Başkalarının ihtiyaçları, ona yarar sağlayamadığı sürece ilgilenmesi söz konusu değildir.
 

II. Geleneksel ahlak değerleri temeli iyi ve doğru rollere dayanmalıdır.

Aşama 3:

  • İnsan topluluklarına ve grup normlarına önem verme.
  • İki yönlü bir iletişim vardır.
  • Temel güdü iyi bir çocuk olup kabul görmektir.

Aşama 4:

  • Toplumdaki düzene önem verme durumunda, sadece itaat söz konusu olmayıp, toplumu muhafaza etmek esastır.

 

 

III. Geleneksel Ötesi ahlak değerleri, evrensel esaslara dayanır.

Aşama 5:

  • Toplumun bütününün kararları doğrudur. Toplum değerleri, herkes anlaşabildiği takdirde değişebilir.
  • Doğru olan şey, insanlar arası fikir ve anlaşmalardır.

Aşama 6:

  • Evrensel etik prensipler.
  • Doğru, ferdin vicdanından doğan şeydir ve doğrular bütün insanlar, milletler için geçerlidir.
  • En önemli etik prensipler adalet, eşitlik vb. kavramlardır.
  • Bu prensipler tüm yasalardan daha yücedir.

 

NORMAL CİNSEL GELİŞİM

Bebeklik

 

Bebeğin meme emişini gözleyen herhangi bir kimse, bebeğin ilk cinsel deneyiminin birincil bakım vericinin meme ve meme çevresiyle olduğunun farkında olur. Beslendiği zamanlarda memeye veya şişeye yaklaşır, organize olur, amaca yönelik aktiviteye başlar: o an bebek ağlamayı keser, avuçlarını kapatır, ağzını açar, memeyi arar ve kendini ona doğra ittirir, yakalar ve güçlü bir tarzda emer. Bebeğin yüzü kırmızıdır, bu onun anksiyöz durumunu tanımlayan bir mizaç vardır. Süt azalmaya başladığı zaman, avuçlarında gevşeme olur, gözler açılır kapanır ve rahatlar. Bir kaç dakika içinde anksiyöz durum geçer ve huzurlu ve zevkli hal alır. Bebek doyduğu zaman bile emmeye devam eder, belirgin uykulu olmasına rağmen memeye tekrarlar tarzda diliyle dokunur. Annenin kokusu, sıcaklığı, ve yakınlığı bu ilk ve güzel erotik deneyimin parçalarıdır.

Bebek büyürken memeden başka, annenin kendisine karşı cinsel ilgiler gelişir. Bu ilgiler, ayrılma bireyselleşme süreci başlangıcında belirginleşir. Yaşamın 12. Haftasından sonra bebeğin otoerotik objesi olarak başparmak iş görebilir. Memenin elverişli, hazır olduğu kültürlerde başparmak emme olmazken, birincil bakım vericinin elverişli olmadığı kültürlerde cinsel ilginin memeden parmağa erken dönüşü gözlemlenebilmektedir (Sarlin 1975). Geçmişte parmak emme psikopatoloji ile ilişkili görülürken, şimdi bu durum bir problem ile ilişkilendirilmemektedir.

Yaşamın ilk 4 ayı ile birlikte, her iki cinsiyetteki bebekler, altını bağlama ve cinsel organlarının temizlenmesi sırasında duyumlar ile cinsel organlarını fark ederler. Bakım vericinin dokunuşlarından büyük zevk alırlar. Yaşamın ilk yılında bebeklerin cinsel organları ile oynamaları nadir değildir, nadiren orgazm noktasına ulaşırlar. Kız bebekler büyük olasılıkla bu yıllarda kendilerini uyarırlarken (Galenson 1993), erkek bebekler büyük olasılıkla bunu yaşamın 2. ve 3. yıllarında yaparlar. Bebekler vücudunu araştırmak ve vücudunun sınırlarını belirlemek için vücuduna dokunmaya başlayabilir, fakat ardı sıra zevk alma birincil motif olur (Spitz and Wolf 1949). Kendini doyurma, çocuğun direktifleri altında, otonom aktivitedir. Bu ona bağımsız kimlik duygusu verir, ayrılma ve bireyselleşme sürecine yardım eder.

Erkek ve kız cinsel organları arasındaki anatomik farklılıklar, çocukların psikoseksüel gelişiminde çok önemli yere sahiptir. Erkek çocuklar ele geldiğinden dolayı, erekte penisten zevk alabileceklerini fark edebilir. Penis görülebilir, sıklıkla bir isme sahiptir. Bu nedenle, küçük erkek çocuklar kolaylıkla penisi vücudunun diğer parçalarıyla bütünleştirmeye meyillidir.

Kızlar klitorisi, dışkı ve kokunun olduğu bitişik “kirli” bölgelerinden ayırmakta güçlükleri olabilir (Yates 1978). Kızların cinsel organları gizli olduğundan dolayı, cinsel deneyimler içe almaya yönelik olduğundan, daha çok içe yönelik duyumları içermektedir. Bunun tersine erkekler, seksüel yaşantıları dışa yönelimli ve fallik duyumlar üzerine odaklaşmıştır.

Bebek gözlem çalışmaları (Galenson 1993, Galenson and Roiphe 1976, Kleeman 1975) ; ikinci yılın başlangıcına doğru bebekler tuvaletlerine, başkalarının defekasyonunu izlemeye ve kendi barsak hareketlerini hissetmeye ilgi oluşur. Bu durum “anal erotizm” olarak adlandırılır. Aynı zamanda bu dönemde bebekler dik kafalı, inatçı ve negativist olurlar. Eğer dışarıdan müdahale artarsa bu özellikler daha yoğunlaşır. Üriner erotizm 12 –14 aylar arasında yüzeyleşir. Kızlar, penisi olmadığı gerçeğini hissedebilirler. 15. aya kadar, çoğu çocuk cinsiyetler arasındaki farklılıkları bilirler. Bu süreç, eğer çocuğa karşı cinsin cinsel organlarını görme fırsatı olmuşsa çabuklaşır. Cinsel organıyla övünme ve teşhir etme bu dönemde sıklıkla dikkati çeker (Glenson 1974, Kleeman 1976). Yaklaşık 18 ay civarında kızlar babalarına karşı erotik olarak davranmaya başlarlar. Bu annenin cinsiyet rolü ile ilk özdeşime işaret edebilir. Yetişkinin övücü ve hoşlanıcı tavırları küçük kıza güven verir ve dişiliğiyle övünür.

Cinsel oyunlardan mastürbasyona değişim tedrici ve kesintisiz olarak 2 yaşına doğru olur. 15 ve 24 aylar arasında bebeklerin cinsel organlarını farkındalığında artış olur, özellikle banyo ve bez bağlama sırasında (Galenson 1974, 1993). Bu dönemde kendini uyaran kız sayısı erkeklerden daha azdır, kızlar daha az sıklık ve yoğunlukta yaparlar (Kleema 1975). Kendini uyarma (self-stimulation) ile, buna eşlik eden . kızarma, hızlı solunum ve artmış terleme olur. Başlangıçta bebek kendini uyarırken bakım verici ile sevgi kontağı kurmaya çalışır.

Bir kısım 2-3 yaşlarındaki kızlar imrenme bulguları gösterir. Penise sahipmiş gibi ayakta işemekte ısrar ederler, cinsel bölgelerinde çubuk veya oyuncak tutarlar. Erkek çocuklar memelerinin büyümesi veya bebeklerinin olması tarzında arzular ifade edebilir.

Okul öncesi Çocuk

Çocuklar büyürken erotik ilgileri kardeş ve arkadaşlarına kayar. Çoğu 4 yaşındaki çocuklar “anne” veya” baba” gibi evcilik oyunları veya “doktorculuk” gibi oyunlar oynar. Bütün okul öncesi çocukların yarısı cinsel oyunlar veya mastürbasyonla iştigal eder (Clower 1976, Newson and Newson 1962). 4-6 yaşlarında yaygın olarak gözlenen cinsel aktiviteler: teşhircilik, apışı kurcalama, cinsel organlara dokunma ve onları başkalarına gösterme, kadınların memelerine dokunma (Friedrich ve ark. 1991), çıplak olmaktan hoşlanma veya çıplak kişileri gözetleme, vajina veya rektuma obje yerleştirmeyi denemedir (Johnson 1993). Bu davranışlar evde çıplaklık var olduğunda daha yaygındır. 4 yaşından sonra, kızlarda erkek çocuklardan daha azdır (Sears ve ark, 1957). Bu dönemde çocukların cinsellik kavramı primitiftir. Çoğu çocuk, bebeğin annenin midesini kesilerek çıktığına veya annenin anüsünden doğduğuna inanır.

Ödipal yıllarda erotik ilgilerde artış olur, bu ilgi karşı cins ebeveyne odaklaşır. Okul öncesi çocuklar, anatomik farklılıklar, cinsel ilişki ve üreme hakkında sık soru sorarlar (Robinson ve ark. 1991). Erkek çocuklar anneleriyle evlenmeyi ve birlikte uyumayı arzulayabilirler. Kendilerini hoşnut hissettiklerinden dolayı annelerinin penisleriyle oynamalarını isteyebilirler. 3-5 yaşındaki kızlar babayla ilişkilerinde son derece erotik olurlar. Bununla birlikte çok az olasılıkla genital temas denerler, daha çok ilişkilerinde özellik isterler.

 

 

BABANIN ROLÜ

Babalar çocuğun bakımına az katılmasına rağmen, oyunlarına anneden daha fazla katılırlar. Çocuğun bakımını her iki ebeveyn tarafından paylaşıldığı zaman, çocukların kafasında daha dengeli ve gerçekçi anne-ebeveyn imajları oluşur. Maalesef, çocuğun bakımı , dışarıda bir işte çalışıp veya çalışmasın, büyük ev işleri yanında anneye kalmaktadır.

Eğiten, dominant, ve çocuk bakımına aktif katılan babalar, büyük olasılıkla maskulin oğullar ve feminen kızlar yetiştirirler (Spieler 1984). Baba yokluğunda, erkek çocukların daha düşük maskülinite puanlarına sahip oldukları (Mead ve Rekers 1979) ve babasız evlerde büyüyen erkeklerin yetişkin yaşamlarında daha az başarılı heteroseksüel uyum gösterdikleri saptanmıştır (Cinch 1949). Genel olarak, erken dönemde baba yoksunluğu, erkeklerin psikoseksüel gelişimi üzerine derin tesirleri olmaktadır (Hetherington 1971). Kızlar, feminen olmayı maskülen babaları ile olan olumlu ilişkileri yoluyla öğrenirler. Babanın kızlarını reddettikleri durumlarda, belki de erkek çocuk tercihleri nedeniyle, kızların kendilik saygıları ve başkaları ile ilişki kurma yetileri bozulur (Spieler 1984). Babalarına cinsel çekicilikle kendini kabul ettiren kızların, kendi dişiliklerini kabulleri daha kolay olmaktadır. Cinsel çekiciliğini teyit ettirmesi ve anneyle olumlu özdeşimde olduğu durum var ise, daha bütünleşmiş kendilik duygusu geliştirecektir.

Babasız büyüyen kızlarda feminen rolü öğrenmekte güçlüklerle karşılaşabilmektedir. Babasız büyümüş (veya babasıyla olumsuz ilişkiye sahip) ergen kızlar cinselliğe daha erken yaşta başlamakta ve ilişkilerinde sık partner değiştirmeye eğilimli olmaktadırlar (Hetherington 1971/2). Buna ilaveten sık ailesi çatışması yaşamış ve anneyle yakın ilişkisi olmayan kızların da daha büyük olasılıkla gelişi güzel cinsel ilişkide bulunma gösterdikleri saptanmıştır. Baba yokluğu kızların psikoseksüel gelişimi üzerine erkeklerden daha az zarar verici olduğu gözlenmektedir.

Okul Yaşı Çocukları

Okul yaşı çocukları memelere dokunmazlar veya cinsel organlarını göstermezler fakat buna karşın resim çizimlerinde insan figürleri üzerine meme veya cinsel organ çizme gibi, kendi cinsel organlarına dokunma ve cinsel organlarını arkadaşlarıyla kıyas etme, cinsel fıkralar anlatma, ve hayvanların yavrulamalarını seyretme gibi cinsel aktiviteler gösteririler (Johnson 1993). “Seks kirli veya kötüdür” kavramını yerini “seks hoştur” eklenir.

Okul dönemine kadar cinsel oyunların çok kötü bir şey yapmak olduğunu bilirler. Bu dönemde cinsellik onları utandırır. Buna rağmen, çoğu çocuk cinsel oyunlara devam eder. Bu oyunlar ileride grup oyunlarına dönebilir (daha büyük okul çocukları arasında strip poker gibi). Yenilen veya yanlış yapan elbisesinin çıkarır (soyunma oyunu). Bu oyunlar genellikle erkek çocuklar arasında olur.

Kızların 4-6 yaş, erkeklerin 5-8 yaşlarında bazen çıplak oluşlarına ılımlı bakılır. Okula başlamayla, çocuklar kız erkek tuvaletleri ayrı olduğunu ve karşı cinsten birinin yanında çıplak görünülmemesini öğrenirler. 4.-5. Sınıfa kadar, alt giysilerinin (külot) görünmesinden aşırı utanırlar.

Ebeveynler çocukları büyüdükçe daha makul olurlar. 8 yaşından büyük çocuklarıyla banyo yapan anneler, 9 yaşından büyük kızları ile banyo yada duş alan babalar nadirdir.

ÇOCUKTA CİNSEL GELİŞİM

Çocuğun cinsel gelişimi ve eğitimi konusu, özellikle ülkemizde yeterince ele alınmamış ve aydınlığa kavuşmamış bir konudur. Bu konuya günümüze değin adeta tabu gözüyle bakılmış ve gerek eğitimciler, gerekse de anne babalar, çocuklara nasıl bir yaklaşım içinde olacaklarını bilememişlerdir. Son derece önemli olan bu konuda ana- baba yada eğitimci tarafından yapılabilecek bir hatanın gelecekte bazı duygusal yara ve davranış bozukluklarına yol açacağı gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır.

Erişkin cinselliği hakkında pek çok temelin çocuklukta atıldığını biliyoruz. Dişi ve erkek cinsel kimliğimiz, cinsel yönelimlerimiz, cinsiyetimize güvenmemiz, cinsel korkularımız-saplantılarımız çocukluktan itibaren oluşur.

0-1    YAŞ ARASI DÖNEM

Bebek, annesi tarafından emzirilirken veya biberonla beslenirken, annesini göğsü üzerinde şevkle tutulması, annesinin kokusu ve güveni ona büyük bir haz verir. Bebekler, vermeye hazır ve muktedir olan birinden (anne yada annenin yerine geçen kişiden) isteklerini alabilecekleri bir ilişki geliştirmek ve anneleriyle rahatlık duygularını geliştirmek ihtiyacındadırlar. Devamlı ve düzenli bakım, bebeğin güven duygusunu geliştirir. Annenin kendisini hep seveceğinden, hep isteyeceğinden, onu hiç terk etmeyeceğinden emin olma duygusu çocukta ‘’temel güven’’ duygusunun temelini oluşturur. Böylece çocuk önce kendisini devamlı seven, koruyan anneye güvenir, sonra korunduğu, sevildiği için kendi benliğini sevilen, sevilmeye değer olarak hisseder. Eğer bebeğin ihtiyaçları tutarlı olarak karşılanmazsa bir güvensizlik duygusu geliştirebilir.

Bebek önceleri tanımadığı bir vücuda sahiptir. İlk aylarda gerilim yada haz duygularıyla biraz vücudunu hisseder. Başkasıyla ilişki kurmaya başlayan vücudu onu mutlu etmeye başlar. Bebeğin annesinden aldığı mutluluk duygusunun yanı sıra hissettiği başka mutluluklarda vardır. Örneğin doyan karnının verdiği haz, ılık banyo suyunun tene dokunmasından gibi. Bebekteki doğuştan var olan emme zevki, cinsel içgüdünün ilk aşamasıdır. Güçlü ağız ve tensel temas ilişkisi, bebeğe sıcaklı ve güven duygusu aşılar. Çevresindeki insanlara inanamaya başlar ve böyle yaşaması için gerekli olan cesareti gelişir. Daha sonra kaşıkla beslenme yoluyla oluşan anne- çocuk ilişkisi yeni bir aşamaya girer.

Doğumdan sonraki birinci yılda, bebeğin ilk cinsel uyarıları, yıkanma ve altının değiştirilmesi sırasında ortaya çıkar. Bebek bezinin genital bölgelerdeki baskı ve hareketi, bebeğin hoşlandığı haz verici duyumsamalardır. Bebek el ve kol hareketlerini daha iyi kontrol edebilecek kadar biraz daha büyüyünce, tesadüfen cinsel organlarına dokunabilir ve haz verici bir duygunun yeniden yaşanmasını istemek çok doğal ve insana özgü olduğundan, bebek yeniden cinsel organlarına dokunmaya çalışır. Erkek bebekler penislerini çekiştirirler, fakat kız bebekler cinsel organlarını gizli olması sebebiyle dokunmakta daha güçlük çekerler, bu sebeple daha az dokunurlar. Bebeklerin bu davranışı tümüyle doğal, normal ve sağlıklıdır.

1-3 YAŞLAR ARASI DÖNEM

Bu dönemin en belirgin özelliği çocuğun istemli hareketleri yapabilme yeteneklerini kazanmasıdır. Çocukların gözlenmesi ile çocuğun alma- atma, tutma-bırakma gibi birbirinin karşıtı istemli hareketlerde kontrol kazanmakta büyük bir zevk aldığı görülür. Oysa o kadar hareketli duruma gelen çocuğu çevre kısıtlamaktadır.

Çevre çocuğu tuvalet eğitimine alıştırma çabasındadır. Bu çocuğa kendi sfinkterlerini başkalarının isteğine bağlı olarak tutmayı ve bırakmayı öğretmek demektir. Kısaca büyükler çocuğun kendi tutma-bırakma hazzına karışmakta, onun bu serbest seçimine engel olmaya çalışmaktadırlar. Sabırlı, sevgi dolu anne veya diğer büyükler çocuğun kendi sfinkterleri üzerinde kontrol kazanmış olmasını, belirttikleri sevinç işaretleriyle ödüllendirirlerse, yalnızca kendi akıllarına geldiği zaman ve yerde değil de çocuğun zaten bu gereksinimi duymuş olduğu zaman ve işaretlere göre tuvalet eğitimi uygulanırsa, çocuğun tutma-bırakma hazzına doğrudan karışmamış olurlar. Çocuk, bu kontrol yeteneğini kazanması ile çevrenin kendisi daha özerk, daha yeterli insan olarak gördüğünü hisseder. Böylece tuvalet eğitimi bu çocuk için bir sorun olmadan rahatça çözülür.

Çocuk genellikle 20 aylık olduktan sonra tuvalet eğitimi için yeterli olgunluğa ulaşmaktadır. Tuvalet eğitimine başlanmadan önce mesane kontrolü, bedensel olarak hazır olup olmadığının değerlendirilmesi önerilmektedir.

Çocuk daha bu kontrolü kazanmadan, yürüyüp serbestçe hareket etmeye başlamanda, onu erkenden tuvalet eğitimine zorlayan titiz çevreler veya sabırsız, aceleci, baskılı şekilde çocuğun idrar veya dışkısını kendi düşündükleri yer ve zamanda yapmasına çabalayan erişkinlerle karşılaşan çocuk, kendi içinde çift isyan veya yenilgi ile karşılaşır. Hem kendi anal içgüdülerine karşı güçsüz duruma gelmiş hem de dışındaki kimselere yenilmiştir. Her iki durumda da çocuk gerginlik hisseder. Bu gerginlikten kurtulmak için bilinçdışı savunma mekanizmalarına sığınır, örneğin ya bir önceki bebeklik dönemine geriler, yeniden bebekliğin bağımlı özelliklerini sürdürmeye başlar yada erişkinlerin kendilerini kontrol etme çabalarına boyun eğer, sanki kimsenin eline koz vermek istemiyormuş gibi kendini aşırı bir kontrole zorlar. Bu durumda çocukta düzenli ve temiz olması bekleniyorsa aşırı düzenli, temiz, titiz duruma gelir. Böylece kendisinden istenenleri fazlasıyla yerine getirmeye çabalayan, kendi aşırı kontrolünde doyum arayan titiz bir kişiliğin temelleri atılır. Yada bütün bu disiplin ve baskılara karşı inatçı, hiçbir kontrol ve kural tanımayan, isyankar kişilik gelişir.

3-6 YAŞLAR ARASI DÖNEM:

3-6 yaş döneminde çocuk dokunma yoluyla kendisini ve cinsel organını tanımaya başlar. Çocuğun cinsel organını elleyerek tanımaya çalışması çoğu kez büyükleri çok rahatsız eder. Çocuğa karışarak ‘’dokunma, yapma, ellersen kötü olur, keserler, kopar, çürür’’ şeklinde yanlış yaklaşımda bulunurlar. Bu gibi hatalı sözler çocuklarda korku, endişe ve utanma duygularını oluşturacağından son derece sakıncalıdır.

Dokunma yoluyla cinsel organını keşfeden çocuk zamanla tesadüfen zevk almaya başlar ve bunun sonucunda mastürbasyon yaptığı gözlenebilir. Küçük çocuğun rastlantı sonucu kendini tatmin etmesi normaldir ve zararlı sayılmaz. Bebeklikte çok uzun süre kendi başlarına yalnız bırakılan çocuklarda bu duruma daha sık rastlanır. Canı sıkılan, sevgi ve ilgi eksikliği duyan, bilişsel açıdan uyarı ve doyumdan yoksun kalan çocuklar, kendilerine haz ve doyum sağlayan tek kaynak mastürbasyon olduğu için devamlı mastürbasyon yapma ihtiyacı hissederler.

Çocuklar cinselliklerinin farkına vardıkları 3 yaşından itibaren, zaman zaman ana babalarını şaşırtıp, zor duruma düşürecek sorular sorarlar. Doğru olan, bu soruları doğal karşılayıp, anında çocuğun yaş ve gelişim seviyesine göre fazla detaya inmeden yanıtlamaktır.

Çocuklar cinselliği anlamaya çalışırken ilk önce fantezilerinden yola çıkarlar. Bunu hipotezler evresi izler. Bu evrede yine fantezilerin izleri vardır. Hipotez yaratıcıları üremenin belirli bir yaştan önce sindirim sistemi ile olduğunu düşünüler. Açıklamalar şöyledir: ‘’Anne çocuğu olsun diye ilaç yada küçük bir tanecik içer veya (babanın rolünü katmak için) babanın idrarını içer’’. Diğer bir hipotez çocuğun anüsten çıktığıdır.

Cinsel olaylardan hiç söz etmemek, çocuğa bu duygularını bastırması gerektiği izlenimi verir. Cinsellik tabu durumuna gelir, giderek düşünme bile yasaklanır. Çocuk böylece susar, soru sormaktan cayar ve görünüşte bu konulara ilgi göstermez. Ancak içinden bebeklerin nerden geldikleri, erkekler ve kızlar arasındaki fark, niçin yalnız evli insanların çocuğu olduğunu sorar durular. Bu durumda en büyük tehlike, bu soruları daha bilgili bir arkadaşın cevaplamasıdır. Bu cevaplar, çocuğun anne babasına olan güvenini kaybettirir.

Sözel bilgi, çocuğa bir şey saklandığı izlenimini vermemelidir. Basit, kesin, somut bilgi zihni karıştırmaz. Sözel bilgi verirken önceden hazırlanmış düşüncesi yaratılmamalıdır. Gebelik ve doğum gibi olaylardan dikkatle söz edilmelidir. Bu konuda annenin bilgi vermesi daha uygundur. Doğumun acı veren yönü üzerinde durmak yerine, anne olmanın güzelliği ve sevinci anlatılmalıdır.

Cinsel ilişki hakkındaki bilgiyi, annenin kız çocuğa, babanın erkek çocuğa vermesi daha uygun olur. Bilgi veren yetişkinle özdeşleşme, duygusal olgunlaşmayı kolaylaştırır.

6-11 YAŞLAR ARASI DÖNEM

Çocukta cinsel ilgi okul öncesi çağda en yoğundur, okula başlamakla beraber ilgi ve merakta bir azalma gözlenir. Bu dönemde çocuk, önceki yılların cinsel dürtü ve fantezilerini unutur; düşüncelerini okuldaki etkinliklere çevirir ve aynı cinsten çocuklarla oynar. Çocuk daha gerçekçi, gözlemci, meraklı öğrenci olur.

CİNSEL KİMLİK KAZANIMI

Her konuda olduğu gibi, 3-6 yaşları arasındaki çocuklar cinsellik konusunda da merak ederler. Meraklarını sordukları sorularla ifade ederler. İşte bu soruların başlamasıyla birlikte anne babaların cinsel eğitim sorumluluğu başlar.

Çoğu anne baba çocuklarında gözledikleri cinsel davranışlardan ve cinsellikle ilgili sorulardan büyük rahatsızlık duymaktadırlar. Oysa bu, çocuğun gelişiminin doğal bir parçasıdır. Bu bakımdan cinsel eğitim konusunda öncelikle anne babaların bilgilendirilmesi hedeflenmektedir. Aile içindeki cinsel eğitimin temel noktası, çocuğa açık ve doğal davranılmasıdır.

Cinsel gelişim sosyal gelişimle de yakından ilişkilidir. Her insan toplumsal bir varlıktır. Bu nedenle bireyden yaşadığı toplumdaki rolleri ile uyumlu davranışlar geliştirmesi beklenir. Çocuğun değer yargılarını kazanması ve kendisinden beklenen rolleri benimsemesi, ağırlıklı olarak aile, arkadaş ve okul çevresinde kazanılır. Sosyal açıdan cinsel gelişim, toplumun çocuktan cinsiyet rolüne ilişkin beklediği davranışları ve özellikleri ifade eder.

Okulda; cinsellikle ilgili doğru bilgiler, cinsel organların işlevleri, kadın-erkek cinsel rolleri ve kadın-erkek eşitliği, cinsel sorumluluk ve ahlaki değerler üzerine bilgiler verilmelidir.

Cinsiyetini tanımaya başlayan çocuğun gösterdiği davranışlar:

  • Giysilerini değiştirirken çıplaklıktan hoşlanır ve çıplak dolaşmak ister.
  • Zaman zaman cinsel organlarına dokunur.
  • Yetişkinlerin vücutlarıyla ilgili sorular sorar ve onlara dokunmaya çalışır.
  • Karşı cinsten çocukların bedenleri ile ilgilenir. Kendisininki ile karşılaştırır ve farklılıklarla insanların nasıl çoğaldıklarına ilişkin sorular sorarak bilgi edinmeye çalışır.
  • Kendi cinsinden veya karşı cinsten yakınlarını yada arkadaşlarını bazen dudaktan öpmek ister.
  • Cinselliğin ön plana çıktığı resim veya görüntüler dikkatini çeker.
  • Cinsiyet farklılığını içeren oyunlara ilgi duyar ve rol almak ister.

 

Çocuğu desteklemek için neler yapılabilir?

v                  Kesin ve doğal bir ses tonuyla konuşun. Doğal bir yüz ifadesi, jest ve mimikler kullanın. Cinsellikle ilgili konuşma ve sorulardan sıkıldığını veya rahatsız olduğunuza ilişkin tepkilerden kaçının.

v                  Çocukla göz teması kurarak konuşun. Onunla konuşurken aynı hizaya gelmeye çalışın. Bunlar, sağlıklı iletişimin temel koşullarıdır.

v                  ‘’sen küçüksün, ayıp, böyle şeyler sorma’’ gibi ifadelerle, cinselliğin normal olarak konuşulacak bir konu olmadığı mesajını vermeyin.

v                  Sorulan soruya nasıl cevap vereceğinizi bilmiyorsanız ‘’bunu bilmiyorum sonra anlatırım’’ diyerek, en kısa zamanda çocuğa bilgi verin.

v                  Çocuğun cinsellikle ilgili ilk sorularına yanıt vermeye başlayınca ilk cinsel eğitime başladığınızı unutmayın. Çocuğa kendi vücudunu tanıtarak işe başlayın. Daha sonraki zamanlarda da sorulan sorulara yaptığınız açıklamalarda çocuklara doğru bilgiler vermeniz, resimli kaynaklardan yararlanarak bilgileri somutlaştırınız, çocukta kavram karmaşasını önleyecektir.

v                  Çocuğunuza, kendisine yapılmasını istemediği bir davranışa karşı ‘’hayır’’ diyebilmesini öğretin.

ÇOCUKTA CİNSEL EĞİTİM

Çocuklar genellikle iki yaşından itibaren bedenlerini keşfetmeye ve merak etmeye başlarlar. Bu keşif sırasında doğal olarak genital organlarını da fark ederler. Aşağı yukarı aynı yaşlara rastlayan tuvalet eğitimi çocukların genital organları hakkındaki meraklarını daha da arttırabilir. Çocuklar, tesadüfen genital organlarına dokunduklarında, hoşlanma hissederler ve bu yüzden bu davranışı daha sık tekrar edebilirler.

Bu durum anne babaları endişelendirebilir. Anne babalar çocuğun bu davranışlarını engellemeye çalışırsa çocuk daha fazla merak duyacak, engellenme karşısında suçluluk duyguları oluşabilecektir. Çocuğun bu davranışı doğaldır ve çocuk sadece bedeninin herhangi bir bölümüne dokunmaktadır. Çocuk biraz daha büyüdüğünde cinsellik hakkında bazı bilgiler verilebilir. Bu dönemde çocuğun davranışları normal ve doğal olarak kabul edilmelidir.

Ancak, çocuğun genital organları konusundaki ilgisi abartılıysa ya da çocuk sık sık genital organlarına dokunuyorsa bu durum çocuğun yaşamında stresin belirtisi olarak kabul edilebilir. Eğer böyle bir durumla karşı kaşıya olduğunuzu düşünüyorsanız, çocuğunuzu endişelendiren bir durum olup olmadığını araştırabilirsiniz. Böyle bir durumda çocuğun yaşamında baskıya neden olabilecek konuların, beslenme, tuvalet eğitimi ya da başka konularda eğitim verirken sergilediğiniz tutumun incelenmesi ve gerekli değişikliklerin yapılması çocuğunuza yardımcı olabilecektir.

Üç-Beş Yaşlarında Cinsel Eğitim:

Çocuklar 3-5 yaşlarından itibaren temel cinsellik özeliklerine ilgi göstermeye başlarlar. Bebeklerin nereden geldiklerini, neden kız ve erkeklerin bedenlerinin farklı olduğunu sorabilirler. Anne babalar bu durumda çocukların sorularını anlayabilecekleri basitlikte fakat doğru terimleri kullanarak cevaplandırmalıdırlar. Sorular cevaplandırılırken anne babaların konuyu doğal bir olgu olarak ele almaları, utanç sergilememeleri çocuğun konuya yalnızca gereken ilgiyi göstermesine yardımcı olacaktır.

Çocukların büyük çoğunluğu bu dönemde kendi cinsel organlarıyla ya da arkadaşlarının cinsel organlarıyla oynamak isteyebilirler. Bu durum, yetişkinlerin cinsellik hakkındaki tutumlarından farklı olarak değerlendirilmelidir. Çocuğun bu ilgisinin yalnızca meraktan kaynaklandığı dikkate alınmalıdır. Çocuk yalnızca merakı yüzünden sergilediği bu davranışları yüzünden cezalandırmamalı ya da azarlanmamalıdır.

Öte yandan siz, çocuğunuzun bu tip davranışlarının sizin aile terbiyenize uygun olmadığını ve hala sınırlandırılması gerektiğini düşünüyor olabilirsiniz. Böyle bir durumda çocuğunuza, bu tip bir ilginin normal olduğunu ama herkesin önünde bu gibi davranışlarda bulunmanın uygun olmadığını söyleyebilirsiniz. Bu durum, aynı zamanda çocuğunuza, herkesin bedeninin özel olduğu, muayene sırasında doktorun ya da herhangi bir acı duyduğunda ailesi dışında, kimsenin bedenine dokunmasına izin vermemesi gerektiğini öğretmeniz için de iyi bir fırsat olabilir. Böylece çocuk cinselliği doğal ama kişiye özel bir davranış olarak algılayabilecektir.

Bu dönemde bazı çocuklar karşı cinsten ebeveynlerinin genital organları ile ilgilenmeye başlayabilirler. Kız çocukları babalarının ilgisini çekme konusunda anneleriyle yarışmaya girebilirler, anne babalarının cinsel yaşamları hakkında sorular sorabilirler. Anne babaların, çocuğun merakını gidermek adına, cinsel yaşamları hakkında çocuğa bilgi vermeleri sakıncalıdır. Cinsel yaşamın özel bir konu olduğu ve başkaları ile paylaşılamayacağı ifade edilmelidir. Çocuğun anne baba ile aynı odada yatması, anne babanın evde çıplak dolaşmaları, çocuğun merakını daha fazla arttıracaktır. Bu nedenle, doğduğu günden itibaren en kısa zamanda çocuğun odası ve yatağı ayrılmalıdır. Çocuğun sorularının kaynağı, bilmediği bir konuya duyduğu meraktır. Bu durum normaldir ve ailenin anlayışlı tutumu ile kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Cinsellilik hakkında çocuğa bilgi vermek için en uygun kişiler anne babalardır. Buna rağmen anne babalar kendilerini bu konuda bilgi vermede yetersiz bulur ve soruları geçiştirmeye çalışırlarsa, çocuklar yaşları ilerledikçe sorularına başka yerlerden cevap aramaya girişebilirler. Böylece anne babalar çocuğun bu konuda sağlıklı bilgiye ulaşıp ulaşmadığını öğrenme şansını kaybedebilirler.

Cinsel eğitim konusunda anne babaların en sık sorduğu soru, çocuğu anne ve babadan hangisinin aydınlatacağıdır. Bu sorunun cevabı, “Çocuk kime soruyorsa, o” dur. Çocuğunuz sözü geçen yaşta olmasına rağmen cinsellikle ilgili sorular sormayabilir ya da çocuğunuz altı yaşında olduğu halde bu soruları sormaya yeni başlayabilir. Her çocuğun gelişim hızının birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır. Aileler de birbirinden farklıdır. Bu nedenle, çocuğunuzun soru sormamasının nedeni, böyle bir rahatlığı hissetmiyor olması ya da daha önce engellenmiş olması olabilir. Böyle bir durumda çocuk merakını arkadaşları ile oynarken gidermek isteyebilir. Anne babalar bu durumun farkında olduklarını çocuklarına hissettirebilir ve bu durumu çocuğu bilgilendirmek için bir fırsat olarak değerlendirebilirler.

SOSYAL GELİŞİM

 

İnsan biyo-kültürel ve sosyal bir varlıktır. Kültürel koşullar içinde sosyal ilişkiler, hem toplumun hem de bireyin yapısını etkiler. Bireyin tüm yasamı çevresine uyum sağlamak çabası içinde geçer. Bu uyum çabası doğumdan başlayarak bir gelişim göstermektedir.

Toplumsal beklentilere uygunluk gösteren. Kazanılmış davranış yeteneği olarak tanımlanabilen sosyal gelişme, geniş anlamda bireyin doğumuyla başlayan bir evreyi. Dar anlamda ise günlük davranış gelişimini kapsar.

Daha yaygın bir tanımla sosyal gelişme kişinin sosyal uyarıcıya özellikle grup yaşamının baskı ve zorluklarına karsı duyarlık geliştirmesi, grubunda ya da kültüründe başkalarıyla geçinebilmesi, onlar gibi davranabilmesidir.

 

 

SOSYAL TİPLER

1. Sosyal açıdan kör tip:

Bu grubu oluşturan çocuklar diğerlerini dikkate almadan sadece kendileriyle ilgilenirler.

2. sosyal açıdan bağımlı tip:

Bu gruptaki çocuklar diğer çocukların varlık ve faaliyetlerinden açık bir şekilde etkilenirler ve onlara karsı büyük bir ilgi gösterirler.

3. sosyal açıdan bağımsız tip:

Bu gruptaki çocuklar diğerlerinin varlığından haberdar olmalarına karsın onların etkisinde kalmamaya çalışırlar.

SOSYAL UYUMUN ÖLÇÜTLERİ

1. farklı gruplara uyum gösterme:

Farklı gruplara uygun bir biçimde davranan, onlarla ilişki kuran arkadaş gruplarına olduğu kadar yetişkinlere de uyum gösteren birey sosyal açıdan uyumlu bir birey olarak kabul edilir.

2. sosyal tutumlar:

Toplumca istenen tutum ve tavırları diğer insanlara yönelten, sosyal yasama bu tavırlarla katılan kişiler, sosyal bakımdan uyumlu sayılırlar.

3. kişisel doyum:

Toplumsal ortamda aldığı rolle kurduğu ilişkiden yeterince doyum sağlayan kişi sosyal bakımdan uyumlu sayılır.

Çocukların toplumsallaşma yolunda gelişim gösterebilmeleri,

  • Sosyal kabul için ne kadar arzulu olduklarına,
  • Kendi davranışlarını nasıl geliştirebilecekleri hakkında yeterli bilgiye sahip olup olmamalarına,
  • Davranışlarıyla sosyal kabul arasında ilişkiyi kurabilecek düzeyde zihinsel yeteneğe sahip olup olmamalarına bağlıdır.

 

Bireyin eğitimi yönünden gelip geçici duygulardan çok yerleşik duygular önemlidir. Yerleşik duygulardan haz yönünde olanlar, bireyin başarısını arttırır. Bunlardan elem yönünde olanlar ise, bireyde duygu bozukluklarına neden olabilir.

İnsanların duyguları üç bölüm altında toplanabilir.

  1. Saldırgan davranışlara yönelten duygular: öfke, kıskançlık, nefret, düşmanlık gibi.
  2. Yasaklayıcı ve savunucu davranışlara yönelten duygular: korku, üzüntü, sıkıntı, hüzün, keder, bıkkınlık ve şiddetten korkma.
  3. Sevindirici davranışlara yönelten duygular: sevgi, şefkat, mutluluk, haz, zevk ve merak duyma gibi.

 

0-2    YAŞ

İlk iki yıl çocuğun kişiliğinin yapılaşmasında önemli rol oynar. Erikson’ un kuramına göre, çocuğun güven duygusunu geliştirmesi, büyük ölçüde annesiyle olan ilişkisinin türüne bağlıdır. Çocuğun yetiştirilmesindeki aynılık, tutarlılık devamlılık onda güven duygusu oluşturur.

Anne babaya karşı güven duygusu geliştiremeyen çocuklar ilkokul çağında arkadaşlık kurmakta, oyun oynamakta zorluk çekerler. Dolayısıyla dersle ilgili konulara diğer çocuklardan daha az ilgi gösterirler.

2-5 YAŞ

İki yaşından sonra çocuğun, kendine karşı ilgisi artar, çevresinde bulunanlarla ilgisi daha yoğunlaşır. Kendisi hakkında başkalarının söylediklerini anlamaya başladığı görülür. Bu nedenle çocuğun benlik kavramı, iki yaşından sonra gelişmeye başlar.

Çocuk, bu çağda yeter sevgiyi bulamadığında içedönük davranışları geliştirmeye, kendini başkalarından ayırmaya başlayabilir. Bunun aksine aşırı biçimde gösterilen sevgi de, çocuğun sevgi gösterenden uzaklaşmasına neden olabilmektedir.

2-3 yaş arası çocuklar, dengesiz, olumsuz, karasız ve isyankar özellikler gösterebilirler.

Bu dönem çocuğun bütün duygu türünün ortaya çıktığı çağdır. Çocuğun sosyal bir duyarlıkla yaptığı gösteriler, yardım isteği ve hayal kurma gücü bu evrede artmıştır.  Seçme yeteneğine yeterince sahip olmadığından iki olanağı birden seçer. Kendini bırakmaya alışık değildir gevşeyip uyumakta zorluk çeker ama uyuduğunda da çok uzun süre kalkmaz. Her yeniliğe itiraz eder. Bu evrede en iyi tutum çocuğun belli sınırlar içerisinde hükümdarlığına izin vermektir. Farklı kutuplar arasında yalpalaması bu dönemin önde gelen özelliğidir. bu uç noktaları aşırı bir faaliyetten ani bir tembelliğe, atılganlıktan utangaçlığa, güçlü bir sahip olma duygusundan aldırmamazlığa, açlık çığlıkları atarken yememeye, çığlık ve göz yaşlarından alçak sesle mırıldanmaya geçiş olarak çeşitleyebiliriz.

Bu çeşitli değişmeler kötü huyluluk olarak değerlendirilmemelidir. Çocuk olgunlaştıkça iki karşıt arasındaki seçeneklerin farklılıklarını buldukça davranışları değişecektir.

Oyuncaklarını arkadaşlarına göstermek için kreşe götürür ama asla onları bırakmaz.

Sonuç olarak 2,5 yas tam bir aykırılık ve dengesizlik yaşıdır.

4 yas çocuğu değişken ve kaypaktır.verdiği cevaplar uzun ve karmaşıktır 5 yas çocuğu ise bir işadamı ciddiyetiyle kısa ve net cevaplar verir.

İster oyunda olsun isterse kendisine verilen bir iste olsun 5 yas çocuğu başladığını bitirmeyi sever. 4 yas çocuğu ise yarım bırakır ve bundan rahatsızlık duymaz.

5 yas çocuğu gösterişe meraklı değildir. Daha çabuk kara verir. Kas hakimiyeti gelişmiştir. Sosyal ilişkileri artmıştır. Kritik durumlarda soğukkanlı olmayı başarır.

Sahip olduğu her şeyden özellikle giysilerinden gururlanır. Ailesiyle birlikte olmayı sever fakat arzuları ve çıkarları söz konusu ise diğer kişilere de sempati duyar.

Özetlemek gerekirse 5 yas çocuğu kendi kendine yeter sosyaldir, kendinden emindir, şekilci ve uyumludur. Rahat ve ciddidir, dikkatli ve kararlıdır. Üstün bir kişi değilse bile üstün bir çocuktur büyümüşte küçülmüş gibidir. Fakat kas hareketleri bazı inceliklerden yoksundur. Eğri çizgi çizmekte zorlanır. Bazı nedenlerden dolayı henüz okuma mekanizması hazır değildir. Açık seçik konuşur, bebek gibi hecelemez, ancak konuşması asla zor ve karmaşık sözcüklerden oluşmaz.

6 yas

5 yas çocuğu bu kadar ailenin istediği bir çocukken 6 yasında birdenbire 2,5 yas özelliklerine geri döner.6 yasındaki çocuk tembel ve kararsız bir görünümdedir. Daha sonra tekrar 10 yasında 5 yaşında olduğu gibi bir altın çağa girer.

5-12 YAŞ:

İlkokula gitmeye hazırlandığı bu dönemde çocuğun öfke, kıskançlık, nefret ve düşmanlık duygularında azalma görülebilir. Bu devrede çocuk, okulun kendisinden beklediği zihinsel ve sosyal becerilerin beklendiğinin farkındadır.

Korkularından biraz daha sıyrılmış, biraz daha sakinleşmiştir.

Bu dönemdeki çocukların bazı sosyal özellikleri; kolay etkilenme, karşıt görüşte olma ve rekabettir.

12-18 YAŞ

Karşıt cinse ilginin artışı yüzünden ortaya çıkan sorunlar ve yasaklamalar, gururunun incitilmesi, başkalarının sataşması, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinde bozulmaların olması, ergeni öfkeye yöneltir.

Gençlik çağında korkunun, utangaçlığın, bıkkınlığın vb duyguların gençteki görünen tipik sonuçları, davranışlarda donma, beceriksizlik, terleme, şaşkınlık ve kaçma olarak görülür. Gençte korkuların yerini daha çok başarısız olma, parasız kalma, iş bulamama, karşıt cinslerce beğenilmeme, dostlarını yitirme, ailesine yük olma gibi endişe ve üzüntüler almıştır.

Özdeşleşme ve arkadaşlık bu dönemin iki önemli yönünü oluşturur.

Genç, kendi cinsel yapısını yeterlilik ve gücünü düşüncede ve eylemde, başkaları ile karşılaştırır. Kendini sınar, yarışmaya kalkar. Kendi cinsel yapısını ve yeterliliğini gerçekçi olarak kabullenişi ile cinsel kimlik duygusu olgunlaşır.

Toplumsal yönden kimlik duygusu, delikanlının kendi grubu ve toplum içinde rollerini, yerini, değerini tanımasıdır.

            Özdeşleşme: bu çağda gelişmekte olan gencin kendini bulması ve tanımlamasıdır. Aşamaları;

  1. Dağınıklık: Birey özdeşleşme yapmak için mevcut seçenekler arasında henüz bir seçim yapmamıştır.
  2. Körü körüne bağlılık: Genç incelemeden ve kendisi bu konuda deneyim geçirmeden, sanki kendi değeriymiş gibi ebeveynin görüş ve değerlerini sürdürür.
  3. Askıya alma: genç, daha önceki inandığı bütün değerleri yeniden gözden geçirir. Henüz hiçbir görüş ve değere bağlanmadığı için kendini havda hisseder.
  4. Özdeşleşmenin başarılması: birey değer ve görüşleri gözden geçirerek, kendi için en uygun bulduğu özdeşleşmeye kendini adamış ve bağlamıştır. 

 

SOSYAL GELİŞİM KAVRAMLARI

İnsanlar toplum içinde toplumun öngördüğü değerler, kurallarla oluşmuş olan sosyal sistemler içinde yaşarlar. Toplumun değer yargıları, insanlardan beklentileri doğrultusunda genç kuşakları yönlendirerek sürekliliğini sağlar. Bizler doğduğumuz andan itibaren toplumun beklentileri doğrultusunda davranmayı öğrenmeye başlarız. Sosyalleşme veya sosyal gelişim, insanın neden, nasıl ve niçin sosyal davranışları öğrendiğini inceleyen bir konudur. Sosyalleşme aynı zamanda bir süreçtir. Öyle ki kişinin hayatında bir dönem için kabul gören davranışları, bir süre sonra toplumun kabul etmediği davranışlar sınıfına girer. Çocukların büyümesi ve daha ileri olgunluk seviyesine ulaşmaları ile onlardan beklentilerimiz değişmektedir. Ayrıca kültür de kişilerden talep ettiğimiz davranışları belirler. Sosyalleşme sürecinin kapsadığı bir başka kavram bireylerin karşılıklı etkileşimidir.

ÖZDEŞLEŞME

Özdeşleşme kavramını ilk ortaya atan kişi olarak Freud, bu sürecin sosyalleşmede nasıl rol oynadığını açıklamıştır. Sosyalleşme sürecinde birinci derecede sorumlu tutulan özdeşleşme, Freud’a göre iki şekilde görülebilir.

1-                  Analitik Özdeşleşme: Bu kavram libidonun cinsel içerikten öte bir sevgi objesine yönelmesi karşılığı kullanılmaktadır. Temelinde ebeveyn sevgisini yitirme korkusu vardır.

2-                  Savunucu Özdeşleşme: Temelinde güçlü ebeveynden korkma ve cezadan kaçınma söz konusudur. Freud’a göre süperego’ nun gelişiminde özdeşleşme kritik rol üstlenmiştir ve süperego toplumun öngördüğü davranışlarda standartların içselleştirilmesi konumunda bir rolü vardır.

Başlangıçta Freud’un hastalarıyla ilişkilerinden hareketle hipotetik olarak oluşturduğu bu kavram (Identification), bireyin erken yaşlardan itibaren bir başkasını model alarak kendi kişiliğini oluşturma sürecini ifade etmektedir.

Erken yaşlardan itibaren diğerleriyle bazı ortak yanları olduğunu fark eden çocuk, ya kendini onlara, ya da diğerlerini kendisinin bir parçasına benzeterek özdeşleşme sürecine girmekte ve onlar tarafından aktarılan değerlere göre ‘ideal ben’ini oluşturmaktadır. Özdeşleşme, çocuğun model olarak aldığı ayrıcalıklı bazı kişilerle (anne-baba, öğretmenler, otorite figürleri, vb.) etkileşime girerek kendi kimliğini inşa etme eğilimidir.

Özdeşleşme kavramı sosyal etki araştırmalarında, konformizm ya da uymanın belirli bir tipine işaret etmektedir. Sosyal etkiye maruz kalan bireyin tepkilerini itaat, özdeşleşme ve benimseme olarak üç farklı tipe ayıran Kelman (1958), özdeşleşmeyi şu şekilde tanımlamaktadır.

Özdeşleşme durumunda birey, grubun görüşlerini değil, gruptaki kişilerle ilişkilerini dikkate alır; onun için önemli olan gruptaki beğendiği, değer verdiği kişilerle ilişkileridir ve tepkilerinde onları örnek alır; onlarla ilişki kurmak veya ilişkilerini korumak, geliştirmek ister (dolayısıyla grubun görüşünü benimsemesi söz konusu değildir; yalnız kaldığında terk edebilir).

Özdeşleşme kavramı, daha yakın yıllarda grupların oluşumunu açıklamada kullanılmıştır. Turner ve arkadaşlarının (1982, 1988), ortaya attıkları sosyal özdeşleşme modelinde, kişiler için önemli olanın ‘ben kimim?” sorusu olduğu vurgulanır; bu soruya verilen kategorisel cevaplara göre sosyal özdeşleşme mekanizması işler ve kişiler aralarında bir çekim veya dostluk ilişkisi olmasa da, kategori benzerliği temelinde gruplar oluştururlar.

Sosyal öğrenmeyle ilgilenen kuramcılarda özdeşleşme kavramından söz ederler. Ancak sosyal öğrenme kuramında özdeşleşme taklit ile birlikte edimsel öğrenmenin bir ürünüdür.

Anne-çocuk ilişkilerinin ve psikanalitik kavramların öğrenme teorisi ile birlikte incelenmesi Sears tarafından ele alınmıştır. Onun temel aldığı hipoteze göre çocuğun kişilik gelişimi ebeveynin çocuk yetiştirme tarzıyla belirlenen bir durumdur. Bireysel farklılıklar ebeveynin çocuk yetiştirme biçiminden kaynaklanmaktadır. Sears bağımlılık, saldırganlık ve vicdan gibi kişilik özelliklerinin ebeveynin eğitimiyle şekillendiğini düşünmüştür.

Bandura’ nın görüşüne göre insanlar kazandıkları muhtelif davranışları gözlem yaparak öğrenirler. Çocuk dikkate değer bulduğu kişileri gözlemleyerek ve taklit ederek kendi düşüncelerini, duygularını ve hareket biçimlerini kazanır. Böylece, gözlem, taklit ve özdeşleşme çocuğun sosyal davranışları kazanmasında sorumlu tutulmaktadır.

Çocuklar model olarak gördükleri bireyleri, sadece model olarak değil, onların davranışlarını ve sonuçlarını değerlendirebilen, düşünen canlılardır. Ayrıca çocuklar başkaları ile ilişki halindeyken gözlemledikleri kişinin bakış açısını da değerlendirebilecek kapasiteye sahiptirler.

Sosyalleşme kognitif teori açısından ele alan kuramcılara göre, çocukta dünyanın ve çevresinin kendi içinde bir temsil ediliş biçimi vardır. Çocuğun içselleştirildiği bu etkin çevre, çocuğun davranışlarına rehberlik eder. Bu etkin çevre çocuğun algıları ve çevresini anlamlaştırmasından oluşan bir çevredir. Bu çevre çocuğun cevap verdiği somut çevre değildir. Çocuk büyüyüp olgunlaştıkça çevrenin çocuğun zihninde temsil edilişi de değişime uğrar.

CİNSİYET ROLLERİNİN KAZANILMASI

Özdeşleşme sayesinde gerçekleşen sosyalleşme otomatik bir süreç gibidir. Bu süreç sayesinde çocukların cinsiyet rolleri ve süper egoları gelişir.

Cinsiyet rollerinin kazanılma sürecinin birinci aşaması çocuğun cinsel kimliğini tanımasıyla başlar. Başlangıçta kız erkek farkını algılayan çocuk kendi cinsiyetini tanıyıp cinsiyetinin değişmeyeceğini ve büyüdüğünde kız çocuksa anne, erkek çocuksa da baba olacağını kavrar.

İki buçuk yaşına gelince çocuklar cinsiyeti ayırt edebildikleri gibi kendi cinsiyetini de doğru olarak tanıyabilirler. Ayrıca bu yaşlardaki çocuklar kendi kültürlerindeki cinsiyet tiplemesine uygun kıyafetlerin ve ev eşyalarının da farkındadırlar. 3 yaşındaki bir çocuk bir başka kişinin cinsiyetini kolaylıkla tanıyabilir. Çocuğun kendi cinsiyeti ile özdeşleşmesi üç aşamada gerçekleşir.

1-                  Çocuğun kız veya erkek olduğunu fark etmesi. Cinsel kimliğin fark edilmesi.

2-                  Cinselliğin devamı aşamasında kız çocuk büyüyünce anne olacağını, erkek çocukta baba olacağını bilir.

3-                  Cinsiyet tutarlılığı, çocuk zaman içinde cinsiyetinin koşullara ve zaman göre değişmeyeceğini kavrar.

Genellikle toplumlarda erkeklere atfedilen özellikler ile kadınlara atfedilen özellikler farklı olmaktadır. Her iki cinsiyet rolü özelliklerini benliğinde bulunduran, gereğinde girişimci, hırlı, rekabetçi, özgüveni yüksek bir şekilde davranabilen bir kişinin uygun ortamda da duygularını ifade edebilen, sevecen, hoşgörülü, duygusal ve empatik davranması Androjen Cinsiyet rolünün özelliğidir. Duruma ve ortama göre her iki cinsiyetin farklı cinsiyet rolleri özelliklerini göstermesi bireyin esnek, çok yönlü ve uyumlu bir kişiliğe sahip olduğunun göstergesidir.

OLUMLU SOSYAL DAVRANIŞLARIN KAZANILMASI

Toplum için yararlı olan ve toplumun ahlak değerlerini besleyen olumlu sosyal davranışlar çocukluk yıllarından itibaren geliştirilmeye çalışılır.

Çocuklara paylaşma, işbirliği, elseverlik, yardımlaşma ve empati gibi özellikler öğretilmeye çalışılır. Ancak olumlu sosyal davranışta bulunulabilmesi için çocuğun toplumun öngördüğü değerler konusunda fikir sahibi olması gerekir ve bu davranışların gerçekleştiği durumlarda hareketin istemli olması esastır. Çocuğun anlamlaştırdığı olumlu sosyal davranışlara kendi iradesiyle yöneldiği an, onda olumlu davranışın geliştiğinden söz edilebilir.

Olumlu sosyal davranışların yerleşmesini izah eden kurumlardan biri olan Psikanalitik Kurama göre çocuklarda olumlu sosyal davranışlar özdeşleşme süreciyle öğrenilir. Sosyalleşme süreci zarfında ebeveynin elseverlik gibi özellikleri göstermesi; çocukta bu değerlerin özdeşleşme ile süperegosuna yerleşmesine ve çocuğun toplum değerlerini öğrenmesine sebep olur.

Sosyal Öğrenme Kuramına göre çocuklarda yardımlaşma, işbirliği, paylaşma gibi olumlu sosyal davranışların oluşumundan sorumlu tutulan unsurlar, çocuğun muhatap olduğu ödüller, cezalar ve modellerdir. Çocuklar başlangıçta çevresinden aldıkları ödül ve cezalarla toplumun değerlerini öğrenip, hangi davranışların ödül getireceğini de kavrarlar. Daha sonra olumlu sosyal davranışlar içselleştirilerek çocuk için kendi başına bir ödül pekiştireci haline dönüşür. Bu şekilde olumlu sosyal davranışlarda bulunmak, kendi başlına çocuk için bir ödül halini alır.

Bilişsel Gelişim Kuramına göre olumlu sosyal davranışların gelişimi bilişsel gelişimden bağımsız bir şey değildir. Bilişsel gelişimi sayesinde çocuk, toplum kurallarının ötesinde bir ahlak anlayışlı geliştirerek olumlu sosyal davranışlar gösterir. Bu süreç zarfında çocuk somut davranışların ötesinde işbirliği, yardımlaşma gibi davranışlar için kendine özgü değerler ve kurallar geliştirir.

DUYGUSAL ÖZELLİKLERİN VE SOSYAL BECERİLERİN GELİŞİMİ

İnsanların duygularını olumlu ve olumsuz duygular şeklinde sınıflayarak ele almak mümkündür.

Bu duygular yaşanırken, ailenin veya çevredekilerin çocuğa karşı gösterdikleri tutum ve davranışlar son derece önem taşımaktadır. Özellikle olumsuz duygular yaşanırken izlenen hatalı tutumlar,bu duyguların çok daha yoğun yaşanmasına neden olacaktır, böylelikle bir süre sonra çocukta uyum ve davranış problemlerine rastlanabilecektir.

Çocuk duygularını değişik şekillerde dışarı yansıtır. Ancak çocuğun duygularını sadece açığa vurması yeterli değildir. Duyguların karşısındakiler tarafından anlaşılması da beklenir. Bunun için çocuğun ne zaman, hangi duygusal tepkileri verebileceğini bilmek, onun gelişimine destek olmak açısından büyük önem taşır. Dikkat edilmesi gereken nokta, duyguların ortaya çıkış nedenlerini ve şeklini fark ederek uygun yaşantı ve öğrenmeler sağlamaktır.

Yaşamın ilk iki yılı temel güven duygusunun kazanılması açısından çok kritik bir dönemdir. Temel güven duygusunun kazanılmasında bebeğe bakan ve onunla en fazla ilgilenen kişinin rolü büyüktür.

Güven duygusunun geliştirilmesi, çocuğun temel gereksinimlerinin zamanında ve yeterinde karşılanması ve ona gerekli sevgi ve şefkatin gösterilmesiyle mümkün olacaktır.

Çocuklar, 3 yaşında itibaren duygusal tepkilerinin gelişmesiyle tüm duygu türlerini yaşarlar. Korku ve kaygı, kıskançlık, öfke ve sevinç sıklıkla gözlenir. 4-6 yaşlarında duygusal tepkiler daha bilinçli bir hal alır. Bu dönemde, bir becerilen kazanılması karşısında çevredekilerin olumlu tepkileri güven duygusunu geliştirir. Becerinin kazanılmaması hayal kırıklığına neden olabilir.

Duygusal gelişim; çocuğun duygularının farkında olması, kendini tanıması, yeterliliklerini ve yetersizliklerini bilmesi, hangi durumda nasıl davranacağını bilerek duyguları üzerinde denetiminin artması, böylelikle iç dünyasında yaşadıkları ile çevresinin beklentileri arasında denge kurabilmesini ifade etmektedir. Çocuk, duygusal gelişim sürecinde olumlu ve olumsuz duyguları doğal bir şekilde yaşar. Ancak olumsuz duyguların yaşanma sıklığı, yoğunluğu, şekli çok önemlidir. Bu da büyük ölçüde çocuğun çevresindeki kişilerin tutum ve davranışlarına bağlıdır.

Sosyal gelişim, çocuğun içinde yaşadığı topluma uyum sağlama süreci olarak tanımlanabilir. Sosyal becerileri gelişmiş bir insan, çevresindeki diğer insanlarla sorun oluşturmadan, olumlu ilişkiler kurar. Sorun yaşasa dahi, bunları toplumca onaylanan yollarla çözümleyebilir. Bu özellikleri, sosyal statülerine yansıyabilir, bulundukları toplumda lider rolü üstlenebilirler. Çocuklarda disiplin olayının önemli bir kısmının nedeni, sosyal uyumsuzluktur.

Sosyalleşme öğrenme sonucu gerçekleştiğinden çocuğun içinde yaşadığı toplumu, tüm yönleriyle iyi tanıması esastır. Bireyin, toplumun kültürünü ve kendisinin toplumdaki rolünü bilmesi ve toplumla bütünleşmesi sosyal gelişimi ifade etmektedir.

Duygusal gelişim, sosyal gelişimle çok yakından ilişkilidir. Duygusal gelişim bireyin kendine dönük yönünü, sosyal gelişim ise bu paralelde toplumla ilgili yönünü ifade etmektedir. Bireyin duygusal gelişimi ne oranda sağlıklı ise sosyal gelişimi de bundan o oranda olumlu olarak etkilenir. Çünkü kendi özelliklerinin ve duygularının farkında olan bir birey diğer insanların duygularının da farkında olacaktır.

İşte bu dönemde anne baba davranışları çok önemlidir. Çocuğa yeterli ilgi ve sevgi gösterilirse, benlik saygısı yüksek ve olumlu benlik yapısı geliştirmesine katkıda bulunulur.

Çocuklar, büyük ölçüde başta anne ve babalarını daha sonra başkalarını model alarak, taklit ederek ve bu arada toplumun özelliklerini kavrayarak sosyalleşmeyi öğrenirler. Bu açıdan çocuklara iyi birer model olunmalıdır.

3-6 YAŞLARINDA GÖZLENEN BAŞLICA SOSYAL – DUYGUSAL ÖZELLİKLER

3-4 YAŞ

  • Ben – merkezcidir.
  • Cinsiyetini öğrenir.
  • İnsanlara karşı çelişkili duygular besler.
  • Oyunları biraz daha uzun sürelidir.
  • Kendisiyle oynayan belirli bir iki arkadaşı vardır.
  • Oyun arkadaşı her iki cinsten olabilir.
  • Diğer çocuklarla birlikte olmaktan, büyük zevk alır fakat bu birliktelik uzun sürmez.
  • Paylaşma ve işbirliği azdır.basit sorumlulukları yerine getirebilir.

 

5-6 YAŞ

  • Duygularını rahatlıkla belli eder.
  • 4-5 arkadaşıyla grup oyunları oynar.
  • Oyunun kurallarına uyar, zaman zaman kendisi de kural koyar.
  • Çevresindekileri taklit eder. Bazen taklitlerini espri konusu yapar.
  • Cinsiyet rolüne uygun davranır.
  • Sorumluluk almaya isteklidir. Kendi özelliklerini ve başkalarının farklı özelliklerini tanımaya başlar.
  • Grupta lider olmaktan çok hoşlanır.
  • Nezaket sözcüklerini kullanır.
  • Kendi haklarını savunur, başkalarının haklarına daha saygılı davranmaya başlar.
  • Toplumsal kuralları öğrenir.
  • Başkalarının kendi hakkındaki görüşlerine önem verir.

 

ÇOCUĞU DESTEKLEMEK İÇİN NELER YAPILABİLİR.

ü                  Çocuktan hangi durumlarda ne tür bir duygusal kontrol beklediğinizi açıklayın.

ü                  Onu sorumluluk almaya özendirin. Bunun için olumlu pekiştireçler kullanın. Çocuğunuzun duygusal yönden onaylamadığınız davranışlarına her zaman tepki vermeyin ve görmezlikten gelin.

ü                  Çocuğa iyi bir model olun.

ü                  Çocuğun olgun davranışlarını onaylayın.

ü                  Ona duygusal kontrolü öğretmeye çalışın.

ü                  Duygularını ifade edebilmesi için ona fırsat verin. Bunu sözle veya sanat etkinlikleri gibi yollarla ortaya koymasını sağlayın. Duygularını adlandırmasını isteyin.

ü                  Çeşitli durumlarla ilgili duygularını konuşun. Ona, ne hissettiğini, nedenini, ne yapmak istediğini sorun ve bunlar üzerine tartışın.

ü                  Çocuğun sosyal deneyimler kazanması için ortam hazırlayın. Arkadaş gruplarına girmesine, etkinliklere katılmasına fırsat verin.

ü                  Sosyalleşme açısından, anne babanın yapabileceği en iyi şey; evde demokratik bir atmosfer oluşturarak, çocuğun kendini ifade etmesine olanak sağlamak, onun duygu ve düşüncelerine saygı duymaktır.

ü                  Çocuğa değer verin, bu onun benlik saygısını geliştirecektir.

ü                  Çocuğu diğer çocuklarla kıyaslamayın, hiçbir konuda ona arkadaşlarını örnek göstermeyin.

ü                  Sağlıklı bir iletişim kurabilmek için, ona karşı ‘’sen’’ dilini değil ‘’ben’’ dilini kullanın.

GELİŞİM SÜRECİ

0–3 YAŞ

SOSYAL GELİŞİM

  • Çocuğun ilk sosyal etkileşimler doğduktan hemen sonra başlar. İlk fiziksel temasını meme emmeyle birlikte anneyle yaşar.
  • Bebekler 3.aydan itibaren insan sesi duyduklarından başlarını sesi duydukları yöne çevirirler ve gülümsemeye gülümseyerek yanıt verirler.
  • 8.aydan itibaren ayrılma kaygısı yaşar; anne-babadan ayrıldığında korku gösterebilir. Dikkati çekmek için bağırır.
  • 9-12 aylar arasında el çırpma oyunlarına katılır, sarılmalarla sevgi gösterir.
  • Bir yaşlarında müziğe duyarlı olmaya, müzik çalınınca hareket etmeye başlar.
  • Bir buçuk- iki yaşlarında altının ıslandığını haber vermeye başlar. Meraklı bir şekilde çevreyi keşfeder.
  • İki yaşında diğer çocuklarla evcilik gibi oyunlar oynamaya başlar. Kendi başına da oyun oynayabilir, bağımsızlık gösterir.
  • İkinci yıldaki özellikle motor yetenekler ve dil gelişimindeki hızlı değişim nedeniyle çocuk bağımsızlaşır. Sosyal tepkileri gelişmeye başlar; utanma, otoritenin kabulü, taklit, rekabet, işbirliği gibi.

 

DUYGUSAL GELİŞİM VE KİŞİLİK GELİŞİMİ

Heyecanlar (Duygular)

     Doğumdan sonraki haftalarda, duygusal ifadelerinin belirtileri görülür; çocuk yüzlere seçerek dikkat eder, bazılarına ilgi göstermez. çocuk büyüdükçe tepkileri farklılaşmaya başlar; sözlü tepkiler artar, motor tepkiler azalır.

  • Korku, çocuklukta en sık rastlanan duygulardan biridir. Yeni doğan bebekler çok sayıda uyarandan korkarlar, büyüdükçe yaratılan hayali olaylardan korkmaya başlarlar. 
  • Öfke de sık rastlanan bir heyecan türüdür. Çocuk, öfkelenince dikkati üzerine çekebileceğini ve istediğinin yapılacağını öğrenerek bu tepkiyi kullanmaya başlar. Bu tepki yaşla birlikte artış gösterir.

 

3–4 YAŞ

SOSYAL GELİŞİM

Aile

 

  • Anne-babalar, çocuğun cinsiyet rollerinin gelişmesinde model olurlar.
  • Anne-babanın tutumları, çocuğun kendisine saygısını ve güvenlik hissinin gelişmesini etkiler.
  • Yetişkinin koruması ve kontrolü, çocuğun fiziksel güvenliği için önemlidir.
  • Çocuk, saldırganlığını kontrol etme, başarıyı yaşama, bağımsızlık gibi konularla ilgili olan aile beklentilerini öğrenir.
  • Diğer insanlara karşı ilgisini ifade edebilir.
  • Ev içinde yapılması gereken küçük işleri yapmaya isteklidir ve yapabilir.
  • Gerektiğinde bilgi almayı, soru sormayı ve kurallara uymayı öğrenir.
  • Yetişkinleri yorgunluk noktasına vardıracak kadar enerjiktir.
  • Yetişkinler tarafından konuları, sınırları, kuralları test eder.
  • Ailesi ve evi için güçlü duygular beslemeye başlar.

 

Arkadaşlıklar

  • Arkadaşlıklarının süresi kısadır.
  • Paralel oyunlar yaygındır. Ortaklaşa oyunların başlamasıyla, kızlar ve erkekler beraber oynamaya başlarlar.
  • Diğer insanların duygularıyla ilgilenmeye başlarlar; yaşıtlarının tutumlarını gözlerler.
  • Yeni insanlarla tanışmaktan ve yeni deneyimlerden hoşlanırlar.

 

Okul

  • Okul öncesi deneyimler sosyal gelişimi olumlu yönde etkiler.

 

DUYGUSAL GELİŞİM

Heyecanlar (Duygular)

  • Kendini kontrol edebilmeye başlar, bazı hayal kırıklıklarının üstesinden gelebilir.
  • Daha esnek olmaya ve alternatifleri kabul etmeye başlar.
  • Sürprizlerden ve beklenmedik uyarılardan hoşlanır.
  • Mizah duygusu gelişir.
  • Otonominin gelişmesi için yetişkinin desteğine ihtiyaç vardır.
  • Duyguların açık bir dille ifade edilmesi, duygusal gelişim açısından önemlidir.
  • Karanlıktan, yalnız kalmaktan ve garip, bilinmeyen ortamlardan korkar.

 

Değerler

 

  • Yakın çevresindeki yetişkinlerden toplumsal değer ve rolleri öğrenir.
  • Doğruyu ve yanlışı ayırt etmeyi öğrenir.
  • Ana-babadan ayrılmayı ve bağımsızca hareket edebilmeyi öğrenir.

 

Kişilik

 

  • Kendi kişiliğinin farkındadır ve kendini diğer insanlarla karşılaştırır.
  • Güçlü tercihleri vardır.
  • Başarısıyla gurur duyar.
  • Sahip olma olgusunu anlamaya başlar.
  • Cinsiyet farklılıklarından haberdardır.
  • Bağımsız olmak ister ve bazı aktiviteleri bağımsız yapabilme yetisine sahiptir.
  • Keşfeder; her yeni deneyim onun için çaba isteyen bir olaydır.

 

5–7 YAŞ

SOSYAL GELİŞİM

Aile

  • Aileler, beklenen ve beklenmeyen tipik cinsiyet rollerini çocuklara iletirler.
  • Çocuk, okula başlamasıyla birlikte yeni beklentilerle karşılaşır. Örneğin, bağımsızca davranabilme yeteneği test edilir.

 

Arkadaşlıklar

  • Diğerlerini anlamaya ve onların bakış açılarını görmeye başlar.
  • Erkek çocuklar için, beklenen cinsiyet rollerinden sapma durumlarında yaşıtlarından aldıkları tepkiler çok önemlidir.
  • Fiziksel, zihinsel ve sosyal farklılıklar hakkında yaşıtlarından eleştiri gelmeye başlar.
  • Giyim, kuşam, dil v.b. konularda yaşıtlarla uyum içinde olmaya başlar.
  • Sık sık değişen, iki veya üç samimi arkadaşı vardır.
  • Oyun grupları küçüktür ve kısa süreli oyunlar oynanır.
  • Sık sık fakat kısa süreli tartışmalar çıkar.
  • Yaşıtlar gittikçe büyük önem taşımaya başlarlar; fakat yetişkinler, danışmak ve destek almak için asıl kaynak olarak kalırlar.
  • Cinsiyet ayrımı başlar, kız-erkek arkadaşlığı azalmaya başlar.
  • Yaşıt grubunun, bu yaştaki çocuğun üzerinde büyük etkisi vardır.
  • Paylaşır ve sırasını bilir. İşbirliğinin olduğu organize oyunlara katılır.

 

Okul

  • Öğretmenin desteği ve beğenisi, bu yaşlardaki çocukların başarısı, olumlu arkadaş ilişki kurabilmesi ve kendine saygısı açısından çok önemlidir.
  • Okulu ve öğrenmeyi heyecan verici bir deneyim olarak görmeye açıktır ve okuldaki çalışmalara katılmaya gönüllüdür.
  • Bu yaş grubundaki çocuklar öğretmenlerinin kendi davranışları yoluyla ilettikleri sosyal tutumlardan ve değerlerinden haberdardırlar ve etkilenirler.

 

DUYGUSAL GELİŞİM VE KİŞİLİK GELİŞİMİ

Heyecanlar (Duygular)

 

  • Korku, hoşlanma, duygusallık, öfke, utangaçlık, kıskançlık gibi duygularını özgürce ve genelde uç noktalarda ifade ederler.
  • Anne-babadan ayrılma durumunda daha kabul edici ve rahat bir tutum gösterirler.
  • Yetişkinlerden kendi yaptıkları ile ilgili konularda onay beklerler.
  • Sevildiğinden emin olmak ister.
  • Mizah duygusu anlamsız sözcükler, pratik şakalar ve şaşırtıcı sorularla ifade edilir.

 

Değerler

  • Görev sorumluluğunu kazanmıştır ve başarılı olmanın önemini anlar.
  • Bilinçli bir şekilde davranmaya başlar. Hareketlerinin sonuçları hep uçlarda seyreder. Davranışlar ya hep doğrudur, ya da hep yanlıştır.
  • Bazı kurallar olduğunu kabul etmeye başlar ama bu kuralların arkasında yatan prensipleri anlayamaz.

 

Kişilik

  • Yetişkin ve çocuk dünyası arasındaki farklılıkları ayırt eder.
  • Fiziksel açıdan kendine bakma konusunda bağımsızlığını kazanmaktadır.
  • Günlük yaşam için gerekli olan pratik bilgiyi kazanmaktadır.
  • Gecikmiş bir başarı için hemen ödüllendirilmeyi beklemekten vazgeçer.

 

8–10 YAŞ

SOSYAL GELİŞİM

Aile

  • Anne-baba rehberliği ve desteğinin çocuğun okul başarısı üzerinde büyük etkisi vardır.
  • Anne-babanın ilgisi ve teşviki çocuğun ev dışı ilgilerinin ve aktivitelerinin genişlemesinde büyük rol oynar.
  • Anne-babalar kişisel ve sosyal sorumluluklar almada çocuğa yardım ederler.

 

Arkadaşlıklar

  • Değişebilen ve yaşıtları tarafından empoze edilen kurallarla fazla ilgili olurlar.
  • Yaşıtlar, cinsel konular hakkında doğru ya da yanlış bildiklerini paylaşırlar.
  • Yarışma ve rekabet ortamlarından hoşlanırlar, hırslıdırlar. Kendileriyle gurur duyarlar.
  • Kızlar ve erkeklerin ilgi duydukları konular farklıdır.
  • Kızlar ve erkekler arasındaki farklılıklar, sık sık tartışmalara yol açar.
  • Kızlar ve erkekler aynı gruplar oluştururlar.
  • Özellikle aynı cinsten olan yaşıtlarla fiziksel oyunlar oynanırken aşırı enerji sarf edilir.
  • Hem erkekler, hem de kızlar hobileri ile ilgilidirler.
  • Yaşıt grubunun bu yaşlardaki çocuklar üzerindeki etkisi gittikçe artar.

 

Okul

  • Okul aktivitelerindeki aşırı hırs, başarısızlıkla başa çıkmayı zorlaştırabilir.
  • Öğretmenin desteği ve beğenisine olan ihtiyaç devam eder.
  • Beklenen sorumlulukları yerine getirebilir.

 

DUYGUSAL GELİŞİM VE KİŞİLİK GELİŞİMİ

Heyecanlar (Duygular)

 

  • Diğer insanların duygularına olumlu ve/veya olumsuz bir şekilde tepki verirler.
  • Eleştirilme ve alay edilme konusunda hassastırlar.
  • Yetişkinlerle sıcak, arkadaşça ilişkiler kurmaya çalışırlar.
  • Endişeler daha çok kişinin kendisine saygısını ve güveninin tehdit eden olaylarla ilgilidir. Örneğin, anne-babadan birini kaybetme, ailenin ekonomik durumunda bozukluk gibi…

 

 

Değerler

  • Tutumları, sosyal değerleri ve inanç sistemlerini sorgular ve test ederler; bu da duygusal çatışmaya yol açabilir.
  • Yetişkin rol modelleri, kabul edilebilir davranışlar hakkında çocuklara ipuçları verir.
  • Kuralların sebeplerini anlarlar ve davranışlarını bu kurallara göre ayarlarlar.
  • Kendi davranışlarını değerlendirmeye başlarlar, kendileri için standartlar belirlerler, davranışlarının sorumluluklarını üstlenirler.

 

Kişilik

  • Cinsiyet rollerine uygun hareket ederler.
  • Kişisel bağımsızlıklarını kazanırlar.
  • Sahip oldukları eşyaların öneminin farkındadırlar.
  • Kendilerini birçok konuda yeterli hissederler, ev dışı veya evdeki işleri bağımsızca yapabilirler.

 

11–13 YAŞ

SOSYAL GELİŞİM

Aile

  • İyi kararlar verebilmek için deneyime ihtiyacı vardır.
  • Anne-babanın davranışı üzerindeki etkisi ev dışında gittikçe azalır.
  • Çocuğun olumsuz ve kavgacı tavrı, ailesine verdiği önemi azaltmaz.

 

Arkadaşlıklar

 

  • Yaşıtlar, çocuğun davranış standartları ve model kaynaklarıdırlar.
  • Grup tarafından verilen rollere uyarlar.
  • Erkeklerin ve kızların ilgileri daha değişik ve çeşitlidir.
  • Genelde gürültülü ve neşelidirler.
  • Grup oyunları popülerdir.
  • Aynı cinsten ve karşı cinsten olan kişilere yönelik kaba davranışlarda bulunmaya başlarlar. Kahraman olmak isterler.
  • Kızlar, sosyal etkinliklerde erkeklere nazaran daha faaldirler.
  • Karşı cinse ilgi artmıştır. Genelde kızların erkeklere ilgisi, erkeklerin kızlara olan ilgisinden daha fazladır.
  • Kendi davranışlarının farkında olma, onda kaygı ve endişe yaratır.
  • Alkol, sigara ve ilaç kullanımı gibi olumsuz alışkanlıklarla karşı karşıya gelebilirler.
  • Yaşıtlarından oluşan grubun, çocuğun davranışları üzerindeki etkisi artar.
  • Cinsellik olgusu gelişir. Arkadaşlar arasında bilgi alışverişi başlar.

 

Okul

  • Yeni okul ortamında çekingenlik yaşayabilir. Ortaokulu ilkokuldan daha karışık görebilir.
  • Okuldaki otorite ve disiplin sorgulanmaya başlar ve genellikle karşı çıkılır.
  • Okul birçok sosyal deneyim için önemli bir ortamdır.

 

DUYGUSAL GELİŞİM VE KİŞİLİK GELİŞİMİ

Heyecanlar (Duygular)

 

  • Kendine güvenmeme eğilimi vardır:kendini inceler;içe dönük ve utangaç olabilir.
  • Diğer insanların, özellikle yaşıtlarının kendisi hakkındaki düşüncelerinden endişelenirler.
  • Duyguları sık sık değişir ve tahmin edilemez. Duygularını nadiren dışa döker.
  • Uyumluluğa önem vermesi, diğerlerinin belirgin olarak görülen farklılıklarını tolere edememesine sebep olur.
  • Tepki şekli, reddetme veya iki taraflı davranma şeklinde olsa da yetişkinin duygusal ilgisinin devam etmesi gerekir.
  • Fiziksel değişiklikler duygusal açıdan büyük bir stres oluşturur.

 

Değerler

  • Yaşıtların etkisi önemli olmasına rağmen, kendi değer yargılarını geliştirirler ve gösterirler.
  • Dürüstlük, yargılama gibi etik kavramları algılarlar.
  • Sosyal içerikli konuların farkına varmaya ve bu konuları tartışmaya başlarlar.

 

Kişilik

  • Sosyal rollerini benimsemeye başlarlar.
  • Karşı cinsle ilişkilerinde kendi rollerinin nasıl olması gerektiğini öğrenirler.
  • Benliklerinin oluşması sürecinde zaman zaman duygusal çatışmalar yaşarlar.

 

BİLİŞSEL – ZİHİNSEL GELİŞİM

 

Zekâ, soyut bir kavram olduğundan zekânın derecesi dışa vuran davranışlara göre anlaşılır.

Biliş terimi, dünyamızı öğrenmeyi ve anlamayı içeren zihinsel faaliyetler anlamına gelir.

Zihinsel gelişme ve zihnin işlemlerine ilişkin kavramlar şunlardır;

  • Gizilgüç: bireyin doğuştan getirdiği, fakat çevre koşulları yada engelleri nedeniyle ortaya çıkamayan zihinsel güçleri.
  • Yetenek: bireyin öğrenme, iş yapabilme ve uyum gücü. Yetenekler kalıtıma dayanır fakat yaşantılarla gelişir.
  • Dil gelişimi: bireyin sözcükleri, sayıları ve simgeleri öğrenmesinin, saklamasının ve dilbilim kurallarına göre kullanmasının gelişimi.
  • Algısal Gelişim: bireyin çevre etkilerini, nesnelerini ve olgularını duyumsamada, anlamada ve anlamlaştırmada gelişmesidir.
  • Kavram geliştirme: bireyin çevresindeki nesnelerin ve olguların benzer yönlerini birleştirerek soyutlaştırması ve kavramsallaştırmasının gelişimidir.
  • Sorun Çözme Yeteneğinin Gelişimi: bireyin amacına ulaşmasında karşılaştığı engelleri ortadan kaldırmak için etkili ve yararlı olan araç-gereç ve eylemleri seçebilmede ve kullanabilmede yeterliliğinin artması.
  • Yaratıcılığın Gelişimi: bireyin eski sorunlara yeni çözümler getirme gücünün, buluşçuluğunun, yeni düşünce ve eserler bulma yeteneğinin gelişmesidir.

 

ZİHİN GELİŞİMİ

Çocuk içinde doğduğu dünyayı anlama çabasını sürekli bir biçimde sürdürür. Basitten başlayıp gittikçe karmaşıklaşan bir zihinsel düzen geliştirerek, çevresine uyum yapmayı becerir.

Jean Piaget, zekanın statik olmaktan çok, değişen ve dalgalanmalar gösteren bir ruhsal durum olduğunu ileri sürmüştür.

Piaget zekâyı 3 önemli özelliği açısından tanımlamaktadır.

1-                  Zekâ, çevre ile etkileşim sonucunda kişinin çevreye yaptığı uyumun özel halidir.

2-                  Zekâ, zihinsel yapı ile çevre arasında bir tür dinamik dengedir.

3-                  Zekâ, bir zihinsel eylemler dizisidir.

Yani zekânın 3 önemli özelliği, uyum, dinamik denge ve zihinsel eylemler dizisidir. O’na göre zekânın temel işlevi ise anlama ve keşfetmedir.

Çocuğun bir yetişkin gibi düşünememesi, uslamlama yapamaması, öğrenememesi, zihinde bu işleri yapmasını sağlayan akıl yapılarının bulunmamasındandır. O’nun yapı veya kalıp ile demek istediği şey çocuğun daha önceki yaşantıları veya gördüğü, yahut yaşadığı örneklerden arta kalan birikimlerdir.

ZEKÂNIN GELİŞİMİ

Zekâ ilk olarak;

1.5 -2 yaşlarından sonra yavaş yavaş gelişmeye başlar. Kuşkusuz bundan önce de bazı belirtileri görülür.

Zeka gelişimi 4-6 yaşlarında hızlanır ve bu 15-16 yaşlarına kadar sürer. 4-6 yaşlarındaki gelişme belirgindir. Bu dönemde çocuk durmadan soru sorar; çevresinde olup bitenleri anlamak, öğrenmek ister. Bu nedenle bu çağa ‘’soru çağı’’ denir.

Okul yıllarında da zeka, eğitiminde yardımıyla gelişmesini sürdürür.

Erinlik dönemini izleyen yıllarda zeka, yeni bir atılımla hızlı bir gelişme gösterir. Sonra, 15-16 bazılarında 18-19 yaşlarına kadar ağır ağır gelişir.

Zeka 20-25 yaş arasında aynı kaldıktan sonra yavaş yavaş düşmeye başlar.

Normal olarak birey, 40 yaşında iken kendisinin 13 yaşında bulunduğu zamanki zeka düzeyine ve 60 yaşında da 12 yaşındaki zeka düzeyine düşer.

Fakat yaşlandıkça deneyim arttığı için bu durum, bireyin yaşama uyum yapmasını etkilemez.

Fiziksel gelişlim ile zihinsel gelişim arasında bir paralellik vardır, fiziksel gelişimin hızlı olduğu yıllarda zihinsel gelişim de hızlı olur. Fiziksel gelişim nasıl beden organları arasındaki değişikliklerle açıklanırsa, zihinsel gelişim de bellek, dikkat, uslamlama gibi diğer zihinsel yeteneklerin artma hızı ile açıklanır.

ZEKÂNIN ÖĞELERİ

                  ALGI: algı, kişinin duyu organlarına çarpan uyarıcıların bilinçli hale getirilmesidir. Yaşantı algı aracılığıyla kazanılır.

                   DİKKAT: Zihinsel enerjinin belli bir konu üzerinde konsantre olmasıdır. Dikkatli olduğu durumlarda zihinsel yeti ve yetenekler daha verimli olarak çalışır. Dikkat, irade ve spontan dikkat diye ikiye ayrılır. Bir dersi anlayabilmek için harcanan çaba iradi dikkat, ders çalışırken dışardan gelen herhangi bir şeyi görmek spontan dikkattir.

                  BELLEK: Herhangi bir nesne veya olgu ile ilgili olan duyum ve algılarımızın unutulmayıp saklanması ve istenildiği zaman yeniden hatırlanması yetisidir. Bellek 3 çeşittir.

Duyusal Bellek: Dış dünyadan gelen uyarıcıların oluşturduğu bellektir. Beyne gönderilen kalıcı bilgi izleridir.

Kısa Süreli Bellek:  Kısa süreli bilgilerin depolanmasıdır.

Uzun Süreli Bellek:  Uzun süre bilgilerin depolanmasıdır.

                  İMGELEM: Kişinin daha önce sahip olduğu algı ve kavramları yeniden tasarlaması ve bunların biçimlerini değiştirerek zihinde yeni ve değişik tasarımlar oluşturması yetisidir. İmgelem çocukta 3-4 yaşlarından sonra görülmeye başlar. Tekrarlayıcı imgelemde, önceden yaşanmış durumlar, zihin aracılığıyla yeniden canlanır. Yapıcı ve yaratıcı imgelemde, kişi olumlu bir yapıt ortaya koyar. Kişi bilinçli olarak konusu üzerinde zihinsel bir çana harcar.

İmgelem gelişmesinde başlıca 3 devre vardır.

1-Nesne ve olayların yanlış tasarlandığı evre: Bu evrede herhangi bir çalı parçası çocuk tarafından bir hayvan gibi yorumlanabilir.

2-Cansız eşyaya ruh yakıştırma evresi: Bebekle tıpkı bir çocukla oynar gibi oynama.

3- Oyunların icat edildiği evre: artık çocuk bir masal veya öykü uydurabilir.

                  USLAMLAMA: Zihnin mantık kurallarına uygun olarak belli yargılardan, yeni yargılar çıkarma yeteneğidir. Tüme varım yöntemiyle uslamlama 7-8 yaşlarından sonra başlar.

 

HAFIZANIN GELİŞİMİ

Zihinsel gelişim ilerledikçe bunun birçok yönünün aslında hafıza ile ilgili olduğunu görürüz. Hafıza bu dönemde çok önemli çünkü hafızanın nasıl çalıştığı bilgisi 7 – 11 yaşlar arasında kazanılır. Yani, bu yaşlarda çocuklar materyal üzerinde daha uzun süre çalışmanın daha kolay hatırlamaya yol açacağını, insanların zamanla bir şeyleri unuttuğunu bilirler. 3. sınıftan itibaren, bazı insanların diğerlerinden daha fazla malzeme hatırladıklarını ve bazı şeyleri hatırlamanın daha kolay olduğunu bilirler. Özellikle hatırlama yeteneği 7 ile 11 yaşlar arasında büyük miktarda gelişir. Çünkü bu yaşlardaki çocuklar, artık duyduklarını ya da gördüklerini kısa bir zaman diliminde hafızalarında tutabilirler. Ayrıca, hatırlamayı kolaylaştıran birçok strateji kullanırlar. Bunların en önemlileri:

 

Bilinçli tekrarlama ya da prova

Bir telefon numarasını okuduktan sonra onu telefona ulaşıncaya kadar zihninizde tekrarlayabilirsiniz. Tıpkı aktörlerin parçalarını prova ettiği gibi. Çocuklar genellikle bu tekniği kendiliklerinden kullanmaya 6 yaşın sonuna kadar başlamazlar.Bununla birlikte, yakın çalışmalar da 3-6 yaş arasındaki çocukların bazılarının prova tekniğini kullanabildiklerine işaret etmektedirler.

6 yaşından büyük çocuklar daha karmaşık teknikler de öğrenir ve kullanırlar.

 

Organizasyon

Bilgilerimizi kategorilere sokarsak örneğin hayvanlar, oyuncaklar, elbiseler kategorileri hatırlamamız kolaylaşacaktır.Bunu telefon defterine benzetebiliriz.Kişilerin adlarının baş harflerine göre kategoriler yapmak , arandığında numaranın bulunmasını kolaylaştıracaktır.Eğer bunlar karışık bir şekilde harf sırası gözetilmeksizin yazılsaydı bütün listeyi taramak zorunda kalacaktık.Organizasyon tekniğini 10 veya 11 yaşından küçükler normalde kullanamazlar.

 

Ayrıntılandırma

İmgelemleri hatırlamamızda yardımcı olması için onları bir hikaye içinde birbirlerine bağlarız. Örneğin; limon, ketçap, peçete almayı hatırlamak için limon üzerinde düşmeyen bir ket çap şişesi ile yakınında bir peçete hayal edilebilir.

 

Dış yardım

Bir telefon numarasını yazarsınız, bir liste yaparsınız, parmağınıza ip bağlarsınız ya da birisinde size hatırlamanızı istediğiniz şeyi hatırlatmasını istersiniz. Bunlar hep hatırlamayı teşvik eden şeylerdir.

BEBEKLERDE ZİHİNSEL GELİŞİM

Araştırmalar, çocuğun doğumdan ergenliğe kadar olan zihinsel gelişiminin bebeklik ve ilk çocukluk döneminde çok hızlı geliştiğini göstermiştir. Bir bebek, beyninde 180 milyar hücreyle dünyaya gelir. Bu hücreler nöronlarla birbirine bağlanmıştır. Ana-babadan kalıtım yoluyla bebeğe geçen genlerin belirlediği bağlantı sayısı 50 milyon civarındadır. Bu sayı çevrenin de etkisiyle trilyonlarca bağlantıyı geliştirebilir. Bireyin hayatı boyunca gerçekleştireceği zihinsel gelişimin yüzde 50′si 4 yaşına kadar tamamlanmaktadır. Dolayısıyla 4 yaşında kadar olan dönem çok kritik bir dönemdir. Bu dönemdeki yaşantılar tüm hayatı boyunca kullanılacak nöronları belirler. Uzmanlar 5 yaşına kadar olan müdahalelerin IQ’ yu artırmasına karşın, 5 yaşından sonra ise işe yaramayacağını söylemektedir. Unutmayın ki, çocuğunuzun gelişimi için en önemli yıllar okul öncesi dönemidir ve bu yıllar çocuğunuzun “kişilik gelişimi”nin temelini oluşturduğu yıllardır.
BEYNİN ROLÜ NEDİR?

Beyin, 2 yarım küreye ayrılır, her yarım kürenin ayrı fonksiyonları bulunuyor.

Dil becerileri, mantık, sayılar, analiz, sıralama, doğrusallık gibi fonksiyonlar sol yarımkürenin yerine getirdiği görevlerdir. Ritim, renk, hayal gücü, yaratıcılık, uzaysal farkındalık gibi fonksiyonlar sağ yarımkürenin yüklendiği görevlerdir.

Zihinsel gelişim, bu her 2 yarımküreyi çalıştıracak uyarıların alınmasıyla oluşmaktadır. Bebeklerin genç beyinlerinde binlerce sinir hücresi kullanım için hazırdır. Her uyarıcı (sesler, renkler, tatlar, vb.) sinir hücreleri arasında yeni bağlar kurulmasını sağlar. Tekrarlarla bu bağlar kalıcı hale gelir. Böylece sağ ve sol beynin hücrelerinin kurduğu dev bir ağ oluşur. Çocuğun genetik alt yapısı ve çevreden aldığı bu uyarıcılar, zeka gelişimi için belirleyici olur. Çocuk için; anne baba, oyuncaklar, müzik, vb. birer uyarıcıdır. Her uyarıcı çocuğun beyninde yer alan sinir hücreleri arasında yeni bağlar oluşturur. Uyarıcılar çeşitlendikçe ve tekrarlandıkça, pek çok yeni bağ daha kurulur ve kalıcı hale gelir.

“0–6 YAŞ ÇOCUĞUNUN ZİHİNSEL GELİŞİMİ”

Zihinsel Gelişim, çevremizdeki dünya ile etkileşimi ve onu anlamayı sağlayan “bilgi”nin kazanılıp kullanılmasına yardım eden, gözlemlenemeyen tüm süreçleri içerir. Bu süreçler: Algılama, kavram oluşturma, dili kazanma, hafızaya yerleştirme, hatırlama, düşünme ve problem çözme olup, bu süreçler zihinsel gelişimin alanlarıdır.

 

Zihinsel gelişim diğer gelişim alanlarıyla da ilgilidir. Özellikle duygu, motivasyon ve kişilik özellikleri zihinsel gelişimi etkiler. Mesela çok kaygılı olan, kendine fazla güvenmeyen ve başarısızlıktan korkan bir çocuk, benzer zihinsel olgunluk düzeyinde fakat göreli olarak daha az kaygılı olan çocuğa oranla, problem çözmede zorluk çekebilir.

 

Sosyo-ekonomik düzey ve bireysel farklılıklar zihinsel gelişimi etkilerken, cinsiyet farkları için aynı durum söz konusu değildir.

 

Şimdi sizlere doğumdan 2 yaşa kadar süren bebeklik dönemindeki zihinsel gelişimden bahsedeceğim. Bebekler ilk iki yıl boyunca dış dünyayı duyuları ve hareketleriyle tanırlar. Yeni doğanlar gelişen motor hareketleri ve duyuları yoluyla kendileri ve dünya hakkında bilgilenirler. Bu dönemde bebekler, dış dünya ile yoğun bir etkileşime girerler ve duyu organları yoluyla aldıkları bilgileri düzenlerler. Ayrıca bu dönemde bebekler, nesne sürekliliğini kazanırlar ve nedenselliği anlamaya başlarlar. Nesne sürekliliği, bebeğin görüş alanının dışında olan herhangi bir kişinin veya nesnenin varlığını sürdürdüğünü (var olmaya devam ettiğini) bebeğin kavramasıdır. Bu kavram, çocukların diğer nesne ve insanlardan ayrı, bağımsız olarak var olduklarının farkına varmaları açısından önemlidir. Ayrıca nesne sürekliliği, anne odadan ayrıldığında, bebeğin onun var olmaya devam ettiğini ve geri döneceğini bilerek kendini güvende hissetmesini sağlar. Zamanı, uzayı ve nesnelerle dolu bir dünyayı anlamak için önemli bir kavramdır. Bebeklerin bu dönemdeki bir diğer önemli kazanımları da, belirli olayların belirli bazı olaylara sebep olması anlamına gelen nedenselliktir. Böylece bebekler, hareketleri ve faaliyetleri sonucu bazı olayların ortaya çıkmasına sebep olduklarını veya olabileceklerini anlamaya başlarlar Mesela elektrik düğmesiyle oynarlar, ışığı açıp kapatırlar ve ışığın yanıp sönmesi hoşlarına gider.

 

Şimdi 0–2 yaş bebeğinin zihinsel gelişiminin nasıl ilerlediğine daha yakından bakalım. Bebeklik dönemindeki zihinsel gelişim 6 alt aşamadan oluşur. Her bir alt aşamaya baktığımızda dikkatimizin yoğunlaşacağı zihinsel kazanç, nesne sürekliliğinin bebeklik dönemi sonunda kazanılmış olmasıdır.

  1. Doğumdan 1. Aya kadar:

Bebekler doğumdan birinci ayın sonuna kadar doğuştan getirdikleri reflekslerini yoğun bir şekilde kullanırlar ve bu refleksler üzerinde biraz kontrol geliştirirler. Duyularından gelen bilgiyi düzenleyemezler. Baktıkları objeyi yakalamazlar. Yeni doğan bebeklerin dudaklarına dokunulduğunda refleksif olarak emerler. Meme verilmese bile, bebek, meme ucunu bulmayı bir şekilde öğrenir ve aç olmasa da emer. İlk bir ay içinde nesne sürekliliği hiç yoktur ve bebek, herhangi bir nesnenin varlığını veya yokluğunu tahmin edemez, bilemez.

  1. 1. Aydan 4. Aya kadar:

Bu aylarda bebekler, emme davranışı gibi haz veren davranışları tekrar ederler. Bebeğin bütün davranışları kendi bedeninde odaklanır. Yeni doğanların ilk kazanılmış adaptasyonları, farklı objeleri farklı şekilde emmektir. Bir gün bebek parmağı ağzındayken parmağını emer. Bu hissi sever ve deneme yanılma yoluyla tekrar yapmayı dener. Bir kez parmağını emdi mi parmağını ağzına sokmak, orada tutmak ve emmeye devam etmek için kastı çaba gösterir. Parmağı memeyi emdiğinden farklı olarak emer ve böylelikle eylemleri uydurmayı veya bağdaştırmayı öğrenmiş olur. Bebekler bu aylarda duyu organları yoluyla gelen bilgileri düzenlemeye başlarlar. Mesela bir bebek, annesinin sesini duyduğunda, sese karşı yönelir ve sonunda bu sesin annesinden geldiğini keşfeder. Böylece dünyası anlam kazanmaya başlar. Nesne sürekliliği henüz yoktur. Bebek bu aylarda hareket eden bir nesneyi gözleriyle takip edebilir. Fakat herhangi bir nesne kaybolduğunda onu aramaz ama nesneyi son gördüğü noktaya hareketsiz, pasif bir şekilde bakar.

  1. 4. Aydan 8. Aya kadar:

Bebekler bu aylarda çevreleriyle daha çok ilgilenirler ve bebeklerde sebep sonuç ilişkilerini ayırma yeteneği görülmeye başlanır. Kendi bedeni dışındaki nesnelere yönelir ve hareketlerinin çevrede yarattığı sonuçlar üzerine dikkatini yoğunlaştırır. Hareketlerinin teme amacı, sonucu sürdürmektir. Mesela çıngırağın sesini duyabilmek amacıyla çıngırağı sallar. Fakat bebeğin davranışı tamamıyla hedef yönelimli değildir. Bir hedefe göre hareket etmeden önce bunu tesadüfen keşfetmesi gerekir. Bu aylarda bebeğe, bastırınca veya sallayınca ses çıkaran veya ipini çekince hareket edip ses çıkaran oyuncaklar vermek bebeğin hem zihinsel gelişimini, hem de kişilik gelişimini desteklemek açısından yararlıdır. Bu oyuncaklarla bebek, davranışlarıyla çevre üzerinde etkili olduğunu ve ancak kendisi bir harekette bulunursa belli bir sonuca ulaşacağını fark eder.

Ayrıca bu aylardaki bebekler, sabit duran nesneleri tüm duyularıyla incelerler. Dikkatlice bakıp nesneleri dinlerler ve nesneleri birçok kez elleri içinde döndürürler. Kol ve bacaklarıyla yapmayı başardıkları hareketlerle ilgili olarak, yetişkinlerin hareketlerini taklit edebilirler.

Nesne sürekliliği bu aylarda gelişmeye başlar. Bebek yere düşürdüğü veya kendisinden saklanan bir nesnenin eğer herhangi bir kısmını görürse bu nesneyi arar. Yani bir bölümü saklanmış bir nesneyi arar. Eğer nesne tamamıyla saklanmışsa, bebek sanki nesne artık yok olmuş gibi davranır ve arama davranışında bulunmaz.

  1. 8. Aydan 12. Aya kadar:

Bebekler bu aylarda, geçmiş deneyimlerinden öğrendikleri yakalama, itme, vurma gibi davranışları yeni bir durumda kullanmak, hedefine ulaşmak için dener, değiştirir, düzenler ve uygun olanını bulmaya çalışır. Mesela bir yetişkin, bebeğin istediği bir nesneyi elinde tutar ve ona vermez. Bebek nesneye doğru yönelir, yakalamaya çalışır, yetişkinin elini iter veya eline vurur. Başka bir örnek ise bebeğin, odanın diğer tarafında bulunan bir oyuncağa ulaşmak için emeklemesidir. Böylece bebek, daha önceden öğrenmiş olduğu emekleme davranışını hedefine ulaşmak için kullanır.

Bu aylardaki bebeklerin hareketleri ve davranışları daha kasti ve maksatlıdır. Baktığı çıngırağı yakalamak için davranışta bulunur. Karmaşık bir dizi hareketi kasıtlı olarak sık sık tekrar etmekten hoşlanırlar. 9–10 aylık bir bebek, oyuncak kaplarını istif eder, tekerlekli oyuncakları zevkle ipinden çeker.

Nesne sürekliliği hızlı bir şekilde gelişmektedir. Oyuncağının saklandığı yeri görürse, oyuncağını burada arar. Eğer oyuncağının, saklandığı yerden başka bir yere konduğunu görürse, yine de ilk saklanılan yerde oyuncağını arayacaktır. Nesne sürekliliğinin geliştiği bu aylarda çeşitli oyuncakların saklanıp, bulunmasına yönelik oynanan oyunlar, bebeği hem zihinsel açıdan geliştirecek, hem de anne ve baba ile olumlu bir etkileşim içine girmesini sağlayıp eğlendirecektir.

  1. 12. Aydan 18. Aya kadar:

Bebekler bu aylarda hareketlerinin sonucunu merak ettikleri için hareketlerini kasıtlı olarak değiştirirler. Bu aylarda bebek bir nesnenin, bir olayın veya bir durumun yeni, alışılmamış olduğuna karar verebilmek amacıyla aktif olarak dünyasını araştırır, deneme ve yanılmalarla dünyasını keşfeder. Bu aylarda, yerden çeşitli oyuncaklar alıp atmak bebekler tarafından sıkça yapılan bir harekettir. Bebek, alıp atma davranışını farklı nesnelere uygulayarak sonuçlarını görmek ister.

Bebekler bu aylarda, şimdiye kadar deneme yanılma yoluyla çözdükleri problemlerde ilk kez kendilerine özgü bir tarz geliştirirler. Bebekler sadece daha önceki tepkilerini kullanmazlar, hedeflerine ulaştıracak en etkili yolu bulana kadar birçok yeni davranışta bulunurlar.

Nesne sürekliliği daha fazla gelişmiştir ve bebekler görüş alanlarından çıkan bir nesneyi ararlar. Oyuncaklarının nereye saklandığını görürlerse, doğru yerde oyuncaklarını ararlar. Daha önceki aylarda olduğu gibi oyuncağın saklandığı ilk yeri değil, saklandığını gördükleri son yeri ararlar. Bebekler bu aylarda, halen daha görmedikleri bir hareketi hayal edemedikleri için, nereye saklandığını görmedikleri bir oyuncağı aramazlar.

Bu aylardaki bebekler, kendileri için yeni ve karmaşık olan hareketleri taklit edebilirler. Mesela, kitap açıp sayfa çevirmek gibi günlük yaşamda sık yapılan bir davranışı taklit etme çabası içine girebilirler. Bebeğin oyunlarında da ilerleme görülür. Çevresinde gördüğü birçok yeni hareketi taklit eder ve oyunlarında bu hareketlere yer verir.

  1. 18. Aydan 24. Aya kadar:

Bu ayların en önemli özelliği bebeklerde düşünmenin başlamasıdır. Bebekler yaklaşık olarak 18.ay civarında sembollerle, simgelerle düşünebilmeyi başarırlar. Olayları artık zihinlerinde hayal edebilirler ve böyle herhangi bir olayı kabul etmeden önce o olay hakkında düşünebilirler. Artık, olayların sebeplerini, sonuçlarını, etkilerini az da olsa anlayabildikleri için, problem çözmede, zahmetli bir yol olan deneme yanılma yolunu kullanmazlar. Artık bebek, zihninden deneme yanılma yapar. Zihinsel semboller sayesinde aklıyla çözüm yollarını bulur, zihninden seçenekleri değerlendirir ve o anda kendisini amaçladığı sonuca götürecek yeni yollar keşfeder. Mesela, yüksekte duran oyuncağını alabilmek için üst üste koyduğu yastıkların üstüne çıkar ve oyuncağına ulaşmaya çalışır veya kanepenin altına kaçan topunu dışarıya çekmek için oyuncak tırmığından yararlanır. Bu örnekler artık bebeklerin düşünebildiklerini, kendilerini çeşitli sonuçlara götürecek plan ve düşünceler geliştirebildiklerini göstermektedir.

Bu aylardaki zihinsel gelişim sayesinde bebek, dili bir iletişim aracı olarak daha anlamlı bir şekilde kullanır.

 

Etkilendikleri kişi yada nesne önlerinde olmasa da davranışlarını sonradan taklit edebilirler. Misafirliğe gelen yaramaz bir çocuğun davranışlarını misafirler gittikten sonra taklit edebilirler. Ayrıca, bebek bu aylarda, aile üyelerini de sık sık oyunlarında taklit eder.

 

Bu aylarda, nesne sürekliliği tamamen gelişmiştir. Bebek bir nesnenin bir yerden başka bir yere taşındığını görürse, nesneyi son saklanılan yerde arayacaktır. Ayrıca, saklandığını görmediği nesneler, oyuncaklar için de arama yapacaktır. Yani bebek, yastığın arkasına oyuncağın saklandığını görmese de oyuncağını ararken yastığın arkasına da bakacaktır.

İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİNDEKİ ZİHİNSEL GELİŞİM (2 / 5-7 YAŞ)

Bebeklik dönemi, bebeğin nesne sürekliliğini kazandığını yaklaşık 24 ay civarında biter ve ardından 6 yaşına kadar sürecek olan ilk çocukluk dönemi denen okul öncesi dönme başlar. Bu dönem bebeklik döneminin ötesinde önemli bir adımdır çünkü artık çocuk sadece hareketlerle, hissederek ve yaparak değil, sembollerle düşünür ve hareketlerine bunu yansıtarak öğrenir. Sembol: Kişinin bilinçli veya bilinçsizce anlam atfettiği zihinsel bir tasvirdir. Semboller; nesneler, olaylar, kişiler gerçekte önümüzde olmasa bile onlar hakkında düşünmemizi sağlar. En önemli sembol ve belki de düşünme için en önemli olanı ilk önce konuşulan ve sonra da yazılan kelimedir. Nesneler için semboller bilmek onlar hakkında düşünebilmeye, niteliklerini birleştirip onları hatırlamaya ve diğer insanlarla onlar hakkında konuşabilmeye yardım eder. Çocuklar 2 yaşından itibaren zihinsel sembolleri kullanarak şu anda var olmayan nesne, olay ve insanlar hakkında düşünebilirler. Sembolik düşünme gerçek anlamda 2 ve 6 yaş arasında gelişir ve ancak bu dönemde tam anlamıyla sembolik düşünmeden bahsedilebilir.

İLK ÇOCUKLUK DÖNEMİNDEKİ DÜŞÜNME NASILDIR?

Bu dönemdeki düşünme, son çocukluktaki (7-11 yaş) düşünmeye kıyasla basit ve tam gelişmemiş bir düzeydedir. Henüz tam anlamıyla gerçek olanı hayal olandan ayıramaz. Henüz düşünmesi tamamıyla mantıksal olmasa da, bir parça mantık içerir. Genel anlamda olaylar ve nesneler arasındaki temel işlevsel ilişkileri anlarlar. Mesela 3 yaşındaki bir çocuk ipi çektiğinde perdenin açılacağını ve elektrik düğmesine bastığında ışığın yanacağını bilir. Henüz bir olayın başka bir olaya nasıl yol açtığını tamamıyla anlamasa bile, olaylar arasında bir bağlantı olduğunu fark eder.

Ayrıca, okul öncesi çocuğu, genel, bütün olanı hesaba katmadan bir ayrıntıdan veya bir parçadan başka bir ayrıntıya veya parçaya gider. Bu çeşit bir düşünme, okul öncesi çocuğun, gerçekte aralarında bir ilişki bulunmayan olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurmasına neden olur. Mesela çocuk şöyle düşünür: “Kardeşim hakkında kötü düşüncelerim vardı. Kardeşim hastalandı. Bu yüzden kardeşimi hasta yapan benim.” Burada kötü düşünceler ve kardeşin hastalığı aynı zamanda ortaya çıkmıştır ve okul öncesi çocuğu kötü düşüncelerinin kardeşinin hastalığına sebep olduğuna mantıksız bir şekilde inanmıştır.

Şimdi de bu dönem çocuklarının daha büyük olanlara göre zihinsel açıdan başka hangi alanlarda farklı olduğuna bakalım.

DİKKATİ ODAKLAMA

Okul öncesi dönemdeki çocuklar olayın sadece bir yönüne, görünüşüne dikkat ederler(odaklanırlar) ve geri kalanıyla ilgilenmezler ve sıklıkla mantıksız sonuçlara ulaşırlar. Olayın değişik yönlerine dikkatlerini kaydıramazlar. Ayrıca herhangi bir olayın aynı zamanda birkaç görünüşü, değişik yönleri olabileceğini düşünemezler. Henüz korunum prensibini anlayamazlar. Dolayısıyla herhangi bir nesnenin şeklinin değişmesinin etkisi altında kalırlar. Şimdi size tipik bir değişmezlik deneyinden bahsedeceğim. Bir çocuğa 2 benzer bardak gösterilir, her ikisi de kısa ve geniş olup, içlerinde aynı miktarda su vardır. Daha sonra çocuğun gözü önünde bardaklardan birindeki su uzun ve ince olan üçüncü bir bardağa boşaltılır. Çocuğa her iki bardakta da aynı miktarda su olup olmadığı veya birinin daha fazla su içerip içermediği sorulur. Çocuk uzun bardağın daha fazla su içerdiğini söyler. Neden böyle olduğu sorulduğunda ise bardağın yüksekliğini gösterir ve “Bu daha büyük” der. Bu dönem çocukları yükseklik ve genişliği aynı anda dikkate alamazlar. Olayların sadece görünüşüne, bir yönüne dikkat ederler, odaklanırlar ve böylece ne olup bittiğini tam anlamıyla anlayamazlar. Mantıklarında hatalar vardır çünkü düşünceleri ne “gördüklerine” bağlıdır; eğer bir bardak daha büyük görünüyorsa, bu bardağın daha büyük olduğunu düşünürler.

TERSİNE ÇEVRİLEMEZLİK:

Bu dönem çocuğunun mantığı tersine çevrilemezlikle de sınırlıdır. Tersine çevrilemezlik, yapılan herhangi bir işlemin iki şekli olabileceğini anlamada başarısızlıktır. Yani yapılan bir işlemin tersine çevrilebileceğini, orijinal halini yeniden alabileceğini anlamada başarısızlık oluşumuna tersine çevrilemezlik denir. Az önceki örnekte çocuk uzun ve ince bardaktaki suyun kısa ve geniş bardağa tekrar boşaltılarak, suyun orijinal şeklini tekrar alabileceğini düşünebildiğinde her iki bardakta da eşit miktarda su olduğunu anlayabilir. Fakat bu dönem çocuğu bunu fark edemez.

BENMERKEZCİLİK (EGOSANTRİZM):

Okul öncesi çocuğunun bir diğer özelliği de benmerkezciliktir(egosantrizm). Yani olayları bir başkasının bakış açısından(görüş açısından) görebilmede yetersizliktir. Okul öncesi çocukları farklı bakış açılarını hayal edemezler. Çocuk, karşısındaki bir kişinin bir nesneye, bir olaya kendi bulunduğu konumdan farklı bir noktadan bakabileceğini, farklı bakış açılarının, farklı algısal ve fikirsel sonuçları olabileceğini düşünemez. Çocuğun konuşma biçimi, ifadesi de benmerkezciliğinin etkisi altındadır. Mesela bir olayı anlatırlarken “o, ona, onunla vurdu” derken, karşısındaki kişinin “o” ların ne olduğunu bilmediğini düşünemez.

Benmerkezcilik bencillik değildir, fakat çocuğun olayları kendine yönelik anlaması veya çocuğun olayları kendini merkeze koyarak anlamasıdır. Benmerkezcilik, ufak çocuğun sınırlı olan düşünme kapasitesinin temelini oluşturur. Benmerkezcilik, ayrıca dikkati odaklamanın bir çeşididir. Bu çocuklar kendi bakış açılarına o kadar çok odaklanmışlardır ki aynı anda bir başkasının bakış açısını anlayamazlar. 3 yaşındaki çocuklar, dünyayı ve kendi bedenlerini birbirinden ayırt edemeyen yeni doğanlar kadar benmerkezci değildirler. Fakat küçük çocuklar halen daha kendilerini dünyanın merkezinde görürler. Çocukların bu yetersizlikleri, onların gerçek olanla, kafalarında olup biteni birbirinden ayırmalarını engeller. Ayrıca sebep-sonuç ilişkisinde kafaları karışır. Mesela çocuk kız kardeşi hakkındaki kötü düşüncelerinin kız kardeşinin hastalanmasına sebep olduğunu düşündüğünde, benmerkezci bir şekilde düşünüyor demektir.

 

ANİMİZM:

İlk çocukluk döneminde görülen bir başka özellik de, cansız nesnelere canlılık atfetmek anlamına gelen animizm’dir. Mesela, 3 ve 4 yaşlarındaki çocuklar, güneşin, ayın, rüzgârın ve bulutların canlı olduğunu söylerler. Çünkü bütün bu nesnelerin kendi kendilerine hareket edebildiklerini görürler ve dolayısıyla kafaları karışır ve onların canlı olduklarını düşünürler. Ayrıca bu nesnelerin hepsi çocuktan çok uzaktadır. Fakat çocuklara, kaya, oyuncak bebek ve insan arasındaki fark sorulduğunda ise, çocukların insanın canlı, kayanın ise cansız olduğunu anladığı ortaya çıkar.

Çocuklar kendi kendine hareket edemediği için oyuncak bebeğin cansız olduğunu anlarlar fakat yine de sanki canlıymış gibi onunla konuşurlar ya da onunla ilgili olaylar, hikayeler anlatırlar.

3 yaşındaki çocuklar bile hayvanların kendiliğinden yokuş yukarı gidebileceklerini, hayvana benzeyen heykellerin, tekerlekli taşıtların ve sert, bükülmez nesnelerin ise gidemeyeceklerini kavrarlar. Bu yaş grubu çocukları, bu nesnelerin sırasıyla resimleri gösterildiğinde, hangilerinin canlı ve hangilerinin cansız olduğunu her zaman yanlışsız olarak söyleyemezler fakat çocukların çoğu hangilerinin canlı varlıkların yaptıklarını yapabileceğini ve hangilerinin ise yapamayacağını bilirler.

 

SINIFLAMA YAPABİLME ÖZELLİĞİ:

Okul öncesi çocuklarının bir başka özelliği de çocukların 2 kritere göre (renk ve büyüklük) nesneleri sınıflama yapabilmeleridir. Çocuklarda sınıflama yapabilme özelliği yaklaşık olarak 2 yaşında başlar. Çocuklar 2,5 yaşından 5 yaşına kadar parçaları bir model, şekil veya desen oluşturmak amacıyla gruplarlar veya değişebilen bir kritere göre gruplarlar. Mesela kırmızı bir kareye mavi bir tane eklerler çünkü ikisi de karedir. Sonra gruba kırmızı bir üçgen eklerler çünkü üçgen, kırmızı kare gibi kırmızı renktedir.

SON ÇOCUKLUK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUĞUN ZİHİNSEL GELİŞİMİ (5-7/11 YAŞ)

Son çocukluk dönemi 5 ile 7 yaşlar arasında başlayan ve yaklaşık 11 yaşına kadar süren bir dönemdir. Hepimizin bildiği gibi bu yaşlar aynı zamanda okulun da başladığı yaşlardır. Bu aslında bir tesadüf değildir. Çünkü bu yaşlarda çocukların düşünme, öğrenme, problem çözme, hatırlama yetenekleri gelişme göstermektedir. Ve bu yazıda size bu yeteneklerin gelişiminden bahsedilecektir.

Son çocuklukta bir zihinsel evrimden bahsediyoruz. Peki neler değişiyor da bu evrim gerçekleşiyor? Şimdi bunlara bakalım.

1)Bu yaştaki çocuğu artık bir şeyin görünüşü aldatmaz. Yani, babası Noel baba kıyafeti de giyse çocuk, onun babası olduğunu bilir.

2)İkinci olarak bir şeyin nedenlerini daha iyi düşünebilir. Örneğin, fırtınanın sebebi olarak yağmuru göstermez. Dolayısıyla mantıklı düşünebilme mümkün hale gelmiştir fakat hala sınırlıdır ve problemleri çözerken bu düşünce tarzını kullanır.

3)Sembolleri kullanabilir. Örneğin, bir sembol olan rakamları toplayıp çıkarmayı parmaklarını saymadan da yapabilir.

4)Nesnelerin birçok özelliğine dikkat edebilir. Bu bağlamda nesneleri biçimlerine renklerine ve birçok özelliğine göre sınıflandırabilir.

Bu dört değişikliğin gerçekleşmesiyle de zihinsel bir evrim söz konusu olmaktadır. Görüldüğü gibi 5 ile 7 yaşlar arasında birçok değişiklik aynı zamanda gerçekleşiyor. Burada okulun önemini görüyoruz. Çünkü, çocuklar okulda daha fazla vakit geçirdikçe, akranlarıyla daha çok beraber oldukça çevresindekilerden etkilenerek başka beceriler öğrenmek için teşvik edilmiş olunacaklardır. Okulda dikkatlerini toplamayı, duygularını kontrol edebilmeyi ve planlamayı öğreneceklerdir.

Son çocuklukta gelişen önemli bir diğer özellik; KORUNUM İLKESİNİN KAZANIMI dır. Okul çocuğuna aynı miktarda çamurdan 2 top gösterin. Birini uzun bir ip şekline sokun ve yaptıklarınızı gösterin. Ardından bunların eşit miktarda olup olmadıklarını sorun. Size eşit miktarda olduklarını söyler. Ama 5-6 yaşına kadar ipteki çamurun daha çok olduğunu düşünebilmektedir. Bu durumda okul çocuğu daha küçük çocuktan farklı olarak bir şeyin şekli değişse de miktarının değişmeyeceğini anlamıştır. 

Son çocukluk döneminde gelişen bir başka özellik; SIRALAMA dır. Yani, 7 yaş çocuğuna çubuklar verip bunları kısadan uzuna doğru sıralamasını istediğinizde sıralar. Belki daha küçükler de bunu yapabilirler fakat sıralamadaki değişmez kuralı, yani ortadakilerin bazılarından uzun, bazılarından da kısa olacağı kuralını kavramak, 7 yaş çocuğuna mahsustur. 

Son çocukluk döneminde gelişen diğer önemli bir özellik, EGOSANTRİZMDEN KURTULMAK tır. Egosantrizm aşamasındaki çocuk, dünyayı hep kendi bakış açısından yorumlar. Bir olayla ilgili başkasının farklı bir bakış açısına sahip olabileceğini kavrayamaz. Mesela; kitabın kendi baktığı bir noktasını işaret ederek, `bu nedir’ diye sorarken karşısındakinin kitabın yalnız arkasını gördüğünü, onun işaret ettiği yeri görmediğini düşünemez. Ya da `o, ona onunla vurdu’ derken karşısındakinin `o’ ların ne olduğunu anlamadığını düşünemez. (Arık, 96) Bu özellik daha çok okul öncesi dönemde görülür. Son çocukluk dönemde ise çocuk, kendi bakış açısından başka bakış açıları olduğunu kavramaya başlayacaktır. Böylelikle kendilerine ve başkalarına ait duyguları kavrayacak hatta başkalarının üzüntüsüne ve acılarına ortak olmaya çalışacaktır. Bu da insanlarla daha etkili iletişim kurabilmenin yolunu açacaktır.

Son çocuklukta gelişen diğer bir özellik; artık HAYALİ DÜŞÜNCELERDEN UZAKLAŞMAK  tır. Çocuklar bu dönemde rüyalarla gerçeği birbirinden daha iyi ayırabilirler ama düşüncelerinde bir çeşit katılık da ortaya çıkar. Bir açıklamayı gerçeğin ta kendisi olarak kabul edebilir ve bir başka açıklamayı onunla çeliştiği için anlamak istemeyebilir. 

Örnek olarak şu diyalogu verebiliriz. “B, eğer bu odada hiç hava olmasaydı, yelpaze esintiye sebep olur muydu?”

“Evet, çünkü odada her zaman hava vardır”

“Ama farz et ki odadaki bütün havayı boşalttık o zaman esintiye sebep olur muydu?”

“Evet, çünkü odada biraz hava kalmıştır, geriye.”(Arık, 96)

Görüldüğü gibi B ‘odada her zaman hava vardır’ açıklamasını kabul etmekte ve odada hiç hava olmaması gibi bir ihtimal üzerinde düşünmemektedir. Buna bağlı olarak bu yaşlar arasındaki çocuğun hoşlandığı, eğlendiği, güldüğü durumlarda, ince espriler olmayıp daha çok hareketlere bağlı, bizim “el şakası” diyebileceğimiz olaylardır. Çelme takmak, yerlerde yuvarlanmak, oturulan yere raptiye koymak gibi.

Bu değişiklikler son çocuklukta olur fakat her çocuk farklı hızlarla bu aşamaları gerçekleştirmektedirler.

ERGENLİKTEKİ ZİHİNSEL GELİŞİM

Ergenlik farklı gelişim alanlarında birçok değişikliklerin yaşandığı bir dönem. Aileler genellikle bu değişiklikler karşısında endişeli ve kafaları karışmış durumda olurlar. Bu anlatacaklarımla ergenlikte ortaya çıkan düşünce tarzlarını görmüş olacağız ve bu, onları anlamamızı, onların davranışlarına ve düşüncelerine anlam vermemizi kolaylaştıracaktır. Aynı zamanda da kafalardaki karışıklığı gidermede yardımcı olabilecektir.

Şimdi bunlara bakalım

1)                   Son çocukluktaki çocukların düşüncesi gördükleri nesneler ve olaylarla yönlendiriliyordu. Tamamen somuttu. Ergenler bu tarz düşünmezler. Düşündüklerini sadece gördükleri yönlendirmez.

Örneğin; Farklı renklerdeki çubukların içinden yeşil bir çubuk seçiyorsunuz. 8 yaşındaki Ayşe ve 14 yaşındaki Ahmet’ten de bu çubukla ilgili söyleyeceğiniz iki cümleden hangisinin doğru olduğunu bulmasını istiyorsunuz. Cümleler şöyle: Elimdeki çubuk yeşil yada yeşil değil, elimdeki çubuk hem yeşil hem değil.

Ayşe’nin cevaplarının neredeyse tamamı gördüklerine dayanıyor. Çubuğu sakladığımızda cevap veremeyeceğini söylüyor. Ahmet ise çubukları ona göstermeseniz de bir çubuğun aynı anda hem yeşil hem de farklı renkte olamayacağını anlıyor ve birinci cümlenin doğru olduğunu aklından buluyor.

2)                   Ergenler, herhangi bir problem çözme durumunda mümkün olan bütün alternatifleri düşünebilir. Örneğin; Ali’nin çözeceği problem okul sonrası çalışma isteğini ailesine kabul ettirebilmek olsun. Bu isteğe ailesi negatif tepki verdiğinde ne tür itirazlar gelebileceğini önceden tahmin edebilir ve bu itirazları çürütmek için önceden hazırlanabilir. Yani çalışma isteğine karşıt ailesinin öne süreceği bütün alternatifleri önceden düşünüp buna hazırlanabilir.

 

 

 

 3)Şimdi size bir paragraf okuyacağım:

Yüksek dağlar üzerinden kahraman pilotlar uçabilir. Bir gün, Alpler üzerinden uçan bir pilot teleferiğin kablosuna çarparak kabloyu kesti. Bazı arabalar uçuruma düştü ve birçok insan öldü. Pilot dikkatsiz miydi? Neden?

Son çocukluk dönemindeki çocukların cevabı:’Evet, dikkatsizdi. Çünkü kabloya çarptı.’ `Hayır, dikkatsiz insanların pilot olmasına izin verilmez’ Oysa, ergenler tarif edilmemiş durumla ilgili açıklamalar bulmaya daha eğilimlidirler. Belki pilot oraya bir teleferik inşa edildiğini bilmiyordu. Eğer bunu bilseydi, daha yukarıdan uçmaya çalışırdı. Belki görüş açısı dardı. Eğer o gün çok sis olduysa o zaman pilotun kazayı önleyebilme şansı olmazdı, gibi açıklamalar getirirler.

Ergenler bu tarz, bir durumla ilgili farklı açıklamalar getirme özellikleri dolayısıyla bir konuyu daha etkili tartışabilirler. Çünkü, bir konuya birçok açıdan yaklaşabilirler. Yetişkinlere burada düşen görev: ergenlerle çeşitli konuları tartışmak, onların görüşlerini almak, onları desteklemek, cesaretlendirmek olacaktır.

4) Ergenlikte soyut düşünce önemlidir. Soyut konularla saatlerini geçirebilirler. Örneğin, birisine âşık olduğunu nasıl anlarsın? Gerçek arkadaş nasıl olur? Yalan söyleyip hala da güvenilir bir insan olabilir misin? Gibi

 

5)Ergenlerin düşüncelerinde benmerkezcilik hâkimdir. Yani, kendileriyle yoğun bir şekilde uğraşırlar. Benmerkezci düşünceye işaret eden birçok ergen davranışı tarif edilmiştir. Şimdi birer birer bunları görelim.

A) Ergenlerin kendi düşüncelerinin, duygularının, yaşantılarının diğer insanlarınkinden tamamen farklı olduğuna dair yanlış bir inançları vardır. Onlar biriciktir. Örneğin; Ali kız arkadaşından ayrılmıştır ve annesine kesinlikle kendisinin ne hissettiğini anlamadığını söyler. Halbuki annesi de geçmişte böyle bir şey yaşamış olabilir.

 

B) Ergenlikte genç bireyler, ideal dünyayı hayal edebilme yeteneğine sahiptirler. Aşırı sevgi ya da saygı gösterdikleri kişiler artık onların mükemmel diye düşündüklerinden uzak düşmüştür ve bunu söylemekle kendilerini mecbur hissederler.

 

C) Ergenler kendilerinin zarar görmekten sihirsel bir şekilde korunduklarına inanırlar. Örneğin uyuşturucularla deneyimleri olan ergenler, asla müptela olmayacaklarını düşünebilirler. Çünkü onlar, zarar getirecek bir durumdan akıl almaz bir şekilde korunurlar.’Böyle şeyler sadece başkalarına olur, bana olmaz ` ergenlerin çoğu zaman nasıl risk aldıklarını açıklamamızda bize yardımcı olan bir varsayımdır.

 

D) Ergenin her nerede olursa olsun herkesin gözünü dikip kendisine baktığına dair yanlış bir inancı vardır. Herkes onu seyrediyordur ve onu değerlendiriyordur. Adeta, hayali bir seyirci vardır ve bütün dikkatini sahnede olan ergene vermiştir. Bu nedenle Ayşe, ailesinin fısıltılı konuşmasını duyunca biliyor ki kendisi hakkında konuşuyorlar. Zeynep, bazı erkek çocuklarının yanından gülerek geçtiklerini görünce biliyor ki kendisiyle alay ediyorlar.

 

E) Ergenler, yaşamın hemen hemen neredeyse her yönünde seçeneklerin birden fazla olduğunu öğrendiklerinden karar vermekte problem yaşarlar.

F)  Ergenlerin mükemmeli ifade etmek ve buna karşıt davranmak arasındaki farkı ayırt edemedikleri olur. Yani, Ahmet kirlilik karşıtı protestoda yolları kirletebilir, Zeynep barış için yapılan bir yürüyüşte saldırgan tavırlar sergileyebilir.

Ergenler kendilerine ait teorileri konuştukça ve başkalarının teorilerini dinledikçe olgunlaşmış bir düşünce seviyesine ulaşacaktır. Düşüncenin olgunlaşmasında nörolojik gelişim önemlidir. Zira bu dönemde beyin artık gelişmiştir. Burada önemli olan diğer bir nokta da; Kültür ve eğitim. Kültürel ve eğitimsel yönden teşvik edilen çocuklar, bu saydığımız özellikleri, edinmeleri gereken zamandan belki de daha erken kazanacaklardır. Dolayısıyla, çocukların kültürel ve eğitimsel yönden teşvik önemlidir. Ayrıca, çocuk ve gencin erişkinler gibi düşünmediklerini hiçbir zaman gözden uzak tutmamak, gereken sabır ve ilgiyi göstermek, onlara zaman tanımak zorundayız.

GELİŞİM SÜRECİ

0–3 YAŞLAR

Düşünce

  • Bebek zihinsel düşünme veya anlama anlamında bilmez, düşünmez. Çevresini duyu ve hareket eylemleriyle düzenler ve bilir.
  • Çevresi ile aktif etkileşimi vardır ve çeşitli deneyler yaparak gelişir.
  • Bebek 0-4 aylar arasında, görme alanında olan nesneleri gözleriyle takip etmeye başlar.
  • 4-8 aylar arasında mimik ve hareketleri taklit etmeye başlar.
  • 8-12 aylar arasında tanıdık yüzleri ve yabancıları ayırt etmeye başlar. Dış dünyadan çok kendi bedenini merak eder ve bedeniyle ilgilenir.
  • Bir yaşına kadar aşama aşama nesne sürekliliğini kazanır ve artık bir nesneyi görmediği zaman da onun var olduğunu bilir.
  • Nesneleri istediği amaçlara ulaşmak için araç olarak kullanmayı denemeye başlar.
  • Bir-iki yaş arasında renkleri tanıma, ayırt etme ve ortak özellikleri fark etmeye başlar.
  • İki-üç yaş arasında ufak eşyalardan oyuncaklar yapmaya başlar.

 

Dil

  • Yeni doğanın ilk çıkardığı sesler ağlamadır ve yaklaşık 2 ay boyunca ağlama dışında pek ses çıkarmazlar.
  • Bebek, 2 aydan sonra agulama denilen ( ‘ooo’, ‘aaah’ gibi) bir takım sesler çıkarmaya başlarlar, 4 aydan sonra çevrelerinde duydukları sesleri çıkarmaya çalışırlar.
  • 4-8 ay arasında hecelemeye, yani bir ünlü ile bir ünsüzü birleştirmeye (‘ba’, ‘ma’, ‘de’ gibi sesler), 8.aydan itibaren ise hece tekrarları (‘baba’, ‘mama’) yapmaya başlar.
  • 8-12 aylar arasında ilk anlamlı kelimelerini (nesne ile kelime arasında bağlantı kurarak) söylüyorlar.
  • Bir yaşından itibaren tek tek kelimelerle konuşmaya başlar, basit yönergelere uyabilir. Fakat bir yaş civarında bebek enerjisini yürümeye verdiği için dil gelişimi, bebek yürüyene kadar yavaş gidiyor.
  • Bir buçuk yaşından itibaren iki kelimelik cümleler kurmaya, basit cümlelerle isteklerini söylemeye başlar.
  • İki-üç yaş arasında sorular sormaya ve basit sorulara cevap verir. Konuşması anlaşılır olmaya başlar. Sorulunca ismini söyler.

 

3–4 YAŞLAR

Düşünce

  • Hayal ve gerçeği ayırt etmekte zorlanır.
  • Dikkat süreci kısadır, kolayca dikkati dağılır, konudan konuya geçer.
  • Objelere isim vermeye başlar. Benzer objeleri ve benzer fonksiyonları olan objeleri gruplandırmaya, kategorilere sokmaya başlar.
  • Nicelik algılaması gelişmemesine rağmen sayıları kullanır. Çabuk yargılar, fakat hatalı yargılama yapabilir.
  • İki alternatif arasında karar verebilir.
  • İki fikirden daha fazlasını içermiyorsa, yönergeleri takip edebilir.
  • Hatırlama gücü sınırlıdır. Çünkü gördüğü objeleri ve duyduğu sesleri sınıflandırmakta güçlük çeker.
  • Duygusal açıdan önemli olan olayları daha kolay hatırlar.

 

Dil

  • Dil kullanımında yaşıtlarından farklı olabilir, eğer kabul görüyorsa daha akıcı konuşur.
  • Soyut ve fonksiyonel kelimeler kullanır.
  • Kelime dağarcığı hızla artar, konuşmaktan hoşlanır, kendi ismini söyleyebilir.
  • Daha uzun ve güzel cümleler kurmaya başlar; 4-6 sözcükten oluşan cümleler kurabilir.
  • Duygularını açıklamak için sözcükleri kullanmaya başlar.
  • Sesler ve kelimeler sık sık tekrar edilir.

 

  • Ana renkleri bilir.
  • Büyüklük, sayı ve şekille ilgili bazı kavramları anlar.
  • Sembolik düşünce görülür.
  • 300–1000 sözcük dağarcığına sahiptir.
  • Kısa cümlelerle konuşur.
  • Arka arkaya tekrarladığı sorular sorar.
  • Gerektiğinde yardım ister.
  • Konuşması karşısındakiler tarafından rahatlıkla anlaşılır.
  • Dil bilgisine uygun cümleler kurar.
  • Öğrendiği tekerleme, şiir ve şarkıları hatırlar.
  • Basit öyküler anlatabilir.

 

5–7 YAŞLAR

Düşünce

  • Hayal ve gerçek dünyasını daha net bir şekilde ayırt eder.
  • 7 yaşında dikkat süresi önemli ölçüde genişler, dikkatini başka yöne çevirebilir.
  • Olgular genellikle fonksiyoneldir. Beraber işlev gören veya aynı amaca hizmet eden iki objeyi benzer görür. Örneğin kaşık ve çatal benzer objelerdir. Çünkü ikisiyle de yemek yenir.
  • Objeleri niceliğine ve ölçü boyutlarına göre sıralar.
  • Hafızası somut olgular (numara, harf gibi) açısından oldukça iyidir. İkiden fazla fikri, kısa süre içinde hatırlayabilir. Görüntü ve seslerle ilgili yaptığı sınıflandırma, daha kolay hatırlamasını sağlar. Bilgiler, anlamlı bir bütün halinde verildiğinde çocuk tarafından daha kolay hatırlanır.
  • Yargılama yapabilmesi ve karar verebilmesi için uzun süreye ihtiyaç duyar.

 

Dil

  • Sözcükler ve resimlerin gerçek objeleri temsil ettiğini öğrenir.
  • Bugün ve geçmiş olaylarla ilgili hikayelere ilgi gösterir.
  • Kelime hazinesindeki somut kelimelerin sayısı daha fazladır. Örneğin, aktiviteleri ve objeleri temsil eden kelimeleri bilir.
  • Anlama kabiliyeti, konuşma kabiliyetine nazaran daha gelişmiştir.
  • Kelimeleri sert bir şekilde ifade edebilir.
  • Yetişkinler, iletişimi önleyen ve hatırlamayı gerektiren konularda onların dili kullanma zorluklarının farkındadırlar.
  • Benzerlikleri ve zıtlıkları kelimelerle ifade edebilirler.

 

ü      Renk, büyüklük, şekil, sayı kavramlarını anlar.

ü      Nesnelerin konumunu söyler. (altında, arkasında gibi)

ü      Birden ona kadar sayılarla nesneler arasında basit matematiksel ilişkiler kurar. (toplama, çıkarma)

ü      Günlük yaşamla ilgili bazı olaylar arasında neden sonuç ilişkileri kurar.

ü      Haftanın günlerini sıra ile söyler.

ü      Sorulduğunda kendisine ait kişisel bilgiler verir. (adres, telefon, anne babasının mesleği gibi)

ü      Nesneler arasındaki benzerlik ve farklılıkları ayırt eder.

ü      Nesneleri belli özelliklere göre sıralar.

ü      1500 civarında sözcük kullanır.

ü      4-7 sözcükle cümleler kurar.

ü      Niçin sorusuna ayrıntılı yanıtlar verebilir.

ü      Cümlelerinde dün, yarın, sabah ve akşamı anlamlı olarak kullanır.

8–10 YAŞLAR

Düşünce

  • Uzun süreli ilişkileri vardır. Planlar yapar ve konuyla ilgilenirler.
  • Benzerlikleri görürler. Çünkü iki obje gözlemlenebilen özellikleri veya soyut özellikleri paylaşıyorlardır.
  • Pratik çözümler bekleyen ortamlarda mantıklı düşünceler ileri sürebilirler.
  • Sebep-sonuç arasındaki ilişkiyi anlamaya başlarlar.
  • Para kavramı gelişmiştir ve para üstü almayı, para bozdurmayı doğru bir şekilde yapar.
  • Zaman kavramı gelişmiştir, ileriye dönük planlar yapabilir.

Dil

        Okuma ve dil yetenekleri diğer çocuklardan farklı olabilir.

        Fikir alışverişi yapar; konuşmak ve tartışmaktan hoşlanır.

        Soyut kelimeleri daha fazla kullanmaya başlar.

        Argo kelimeler kullanmaya başlar.

11–13 YAŞLAR

Düşünce

  • Somut düşünceden soyut düşünceye geçerler. Ayırt edici ve seçici soyut kelimeler kullanırlar.
  • Eleştirel yönde düşünmeye başlar. Bağımsızlığına düşkündür.
  • Problem çözerken mantıksal yollar kullanır, parçadan tüme varış yöntemi en çok kullanılan yöntemdir.
  • Problem çözerken alternatifleri de göz önünde bulundurur.

 

Dil

  • Etkin bir şekilde yazma ve konuşma yeteneğine sahiptir.
  • Dil yeteneği fazla gelişmemişse, akademik başarısı ve kişiler arası iletişimi gelişmeyebilir.
  • Grup içerisinde duyguların tartışılması, kendini daha iyi anlamasına yardımcı olur.

 

ÇOCUKLARI DESTEKLEMEK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?

v      Çocuğu düşünme düzeyinin üzerinde bilgi edinmesi için zorlamayın.

v      Bellekleri kısa sürelidir. Öğretilecek bilgiler bölüm bölüm açıklanmalıdır.

v      Çocuğa bilgiyi hazır olarak vermek yerine, deneme yanılmalarla veya araştırmaya yönelterek kendinin bulmasını sağlayın.

v      Çocuğu öğrenmeye güdüleyin.

v      Algılama, kavram geliştirme, bellek ve hatırlama gücü vb. zihinsel süreçleri kullanmada bir sorun yaşıyorsa, organik bozukluk olasılığını da dikkate alın.

v      Öğrenmeye hazır olduğunda ilgili materyal ve ortamı hazırlayarak etkinliği yapmasına fırsat verin.

v      Çocuğun nesnelerle deneyimini arttırmak için algılarının gelişmesinde önemli olan araçları çevresinde yeterince bulundurun.

v      Oyun, yaratıcı düşünceyi geliştirdiğinden, oyun oynamalarına izin verin.

v      Dramatizasyon, yaratıcılık başta olmak üzere, çocuğun algılamasını problem çözmesini ve dil gelişimini desteklediğinden, onu bu tür etkinliklere yöneltin.

v      Çocuğun bağımsız düşünce geliştirmesine yardımcı olun.

v      Çocuğa, özgürce kendisini ifade edebileceği bir ortam hazırlayın. Çalışmalarına müdahale etmeyin ancak gerektiğinde rehberlik edin.

v      Sanata olan ilgisini arttırmaya çalışın. çünkü sanat, kişisel duyguları ifade etmenin en iyi yoludur ve sorunları çözme, düşünce üretme ve iletişim kurmaya yarayan etkinlikleri içerir.

v      Çocuğa çevresindeki nesne ve olaylarla ilgili sorular sorun ve onların sorularına basit, anlaşılır yanıtlar verin.

v      Çocuğa bol bol kitap okuyun. Dinlediği öykü ile ilgili sorular sorun. Resimlerine bakarak onun da öyküyü anlamasını sağlayın.

v      Çeşitli durum ve olayları ifade eden resimleri kesme- yapıştırma ile bir araya getirmesine ve bunun üzerinde konuşmasına fırsat erin.

v      Onunla dil bilgisi kurallarına uygun cümlelerle, düzgün bir şekilde konuşarak iyi bir model olun.

v      Çocukla birlikte yapabileceğiniz etkinliklerle iletişim kurun.

v      Çocuğun duygu ve düşüncelerini yada gereksinimlerini ifade edebilmesi için fırsat verin. Bu onu konuşmaya özendirecektir.

KİŞİLİK GELİŞİMİ

KİŞİLİK

Kişiliğin ne olduğu hakkında çoğunluğunun açık bir fikri yoktur. Çünkü bu terim, günlük dilde çok çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Örneğin kişiliği kuvvetli veya zayıf insanlardan söz edilir. Bazen kişiler için ‘’iyi adam ama belirli bir kişiliği yok’’ yada ‘’uzaktan çok çekici bir kişiliği var ama yakından tanıyacak olursanız boş bir insandır’’ denir. Hatta kişilik, insanlardan başka durumlar için de kullanılır. Bir parti liderinin bir başka partiyi eleştirirken, ‘’ kişiliği olmayan bir politika güdüldüğünden’’ söz edebilmektedir.

Bu konuda zihni karıştıran bir husus da, kişilikle zaman zaman eş anlamlı kullanılan çeşitli terimlerin bulunmasıdır. Örneğin, karakter ve mizaç sözcükleri sık sık kişilik anlamında kullanılmaktadır.

Karakter terimini kişilikten ayıran en önemli husus, karakter sözcüğünün çoğunluk tarafından pek sık ahlaksal özellikleri anlatmak üzere kullanılmasıdır. Toplumda karakterli ve karaktersiz insanlardan söz edilir. Davranışlarını toplumda değer verilen ahlak kurallarına uygun olarak yönetebilen, sosyal değerler sistemini benimsemiş olan kişilere karakterli denilmektedir. Karakter, ilk yaşlardan itibaren sosyal yaşantılar sonunda bir takım değer yargılarının benimsenmesi ile gelişir. Benimsenen değerler, elbette kişiliğin bir yanını oluşturur. Bu bakımdan karakter sözünün kişilik ile ilişkisi vardır. Ancak kişilik, karakteri de içine alan ve insanın kendine özgü fiziksel ve ruhsal bütün niteliklerini içeren daha kapsamlı bir terimdir.

Kişilik ile karıştırılan başka bir kavram da, mizaçtır. Bugün mizaç, bir insanın duygusal ve devimsel hayatının özelliklerinin tümü olarak kabul edilmektedir. O halde mizaç ta, karakter gibi, insan kişiliğinin bütününü değil, ancak bir yanını oluşturur. Bazı kimseler mizacı, duyguların çabuk uyanıp uyanmaması, sürekli olup olmaması, derin duyulup duyulmaması niteliklerinin tümü olarak açıklamaktadır. Kısaca mizaç, duygusal denge durumunun özellikleri olarak tanımlanabilir.

KİŞİLİĞİN TANIMI

Psikolojide kişilik, kapsamı en geniş olan bir kavramdır. Kişilik bir insanın bütün ilgilerini, tutumlarını, yeteneklerini, konuşma tarzının, dış görünüşünün ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini içeren bir terimdir.

Kişiliğin Davranışsal Tanımı: Özellikle davranışçı psikologlar kişiliği, bir insanın kendisine özgü ve az çok her zaman gözlenebilen davranış ve alışkanlıkların tümü olarak tanımlarlar. Örneğin, Watson, kişiliği, ‘’Bir insanın alışkanlıklarının yada alışkanlık sistemlerinin toplamı’’ olarak açıklamaktadır.

Sosyal Uyarıcı Olarak Kişilik: Mark May’ e göre, kişilik, insanın sosyal uyarıcı olma bakımından nitelikleridir. Kişilik, bir bakıma insanın toplumda oynadığı çeşitli roller ve bu rollerin başkaları üzerinde bıraktığı etkilerin tümüdür. Elbette başkaları insanın kişilik niteliklerini değerlendirmede bazen yanılabilirler.

Derinlik Psikologlarına Göre Kişilik: Bunlara göre insanın gözlenebilir ve ölçülebilir bütün özellikleri bir takım iç etmenlerden ileri gelmektedir. Bir insanın gerçek kişiliği iç hayatındaki dinamik güçlerin kendine has özellikleri ile açıklanabilir. Allport’ un tanımı bu kategoriye girer. Kendisi kişiliği, bireyin çevresine kendine özgü biçimde uymasını sağlayan psikofizik iç güçlerin dinamik bir örüntüsü, olarak tanımlamaktadır.

Bütün bu değişik açılardan görüşleri dikkate alarak kısa bir özetme yapacak olursak, kişilik, bir insanın duyuş, düşünüş, davranış tarzlarını etkileyen faktörlerin kendisine özgü bir örüntüsüdür. Kişilik çok kapsamlı bir kavram olup, bireyin, biyolojik ve psikolojik, kalıtsal ve edinik bütün yeteneklerini, güdülerini, duygularını, isteklerini, alışkanlıklarını ve bütün davranış özelliklerini içine alır. Kişilik devamlı olarak içten ve dış çevreden gelen uyarıcıların etkisi altındadır. Kişiliğin son yıllarda vurgulanmakta olan bir yanı da, sürekli bir değişim süreci içinde olmasıdır. Kişilik bitmiş duruk bir ürün değildir; doğuştan yaşamın sonuna kadar bir oluşum süreci içindedir.

BENLİK

Son yıllarda kişiliği etkileyen güçlü bir faktör olarak, benlik kavramı, psikologlara tarafından büyük bir ilgi ile incelenmeye başlanmıştır. Bir insanın kendisini ve çevresini algılayış tarzının, onun genel tutumunu ve davranışlarını büyük ölçüde etkilediği dikkat çekmiştir. Benlik, kişiliği çok etkilemekle birlikte, kişilikten biraz farklı bir anlam taşımaktadır. Benlik, kendi kişiliğimize ilişkin kanılarımız ve kendi kendimizi görüş tarzımızdan oluşur. Bu bakımdan benlik, kişiliğin öznel yanı olarak tanımlanabilir.

İç varlığımızın bütününü teşkil eden benlik, kişilik gibi karmaşık bir kavramdır. Bu karmaşık kavramı çözümleyecek olursak, benlik belki şu soruların cevaplarını içerir.

a)                  Ben neyim? ‘’Ben beceriksizim, aptalım, çirkinim veya güzelim, sevimliyim’’ gibi

b)                  Ben ne yapabilirim? Ben de ne gibi yetenekler var?  Kendimizde ne gibi yetenekler olduğuna ilişkin kanılarımız, benliğin bir yanını oluşturur. Benliğin bu yanı da bireyin kendisi tarafından olumlu, yada olumsuz olarak değerlendirilmiş olabilir.

c)                  Benim için neler değerlidir? Ben ne yapmalıyım yada ne yapmamalıyım? Bireyin içinde bulunduğu toplumdan kendine göre edindiği az çok olumlu yada olumsuz yargılardan meydana gelen bir değerler sistemi vardır. İşte bu da benliğin önemli bir yanıdır.

d)                  Hayatta ne istiyorum? Doktor, öğretmen, evcimen bir aile reisi gibi.

Böylece benlik, bireyin özellikleri, yetenekleri, değer yargıları, emel ve ideallerine ilişkin kanılarının dinamik örüntüsüdür. Benlik üzerinde beden özelliklerinin ve yapısının, etkisi olursa da, benlik birinci derecede psişik ve ikinci derecede tensel bir kavramdır.

BENLİĞİN GELİŞİMİ

Benlik bir takım yaşantılar sonunda kazanılan edinik bir yapı, bir oluşumdur. Başlangıçta çocuk kendi varlığının farklında değildir. Doğuşta çocuk ‘’ben’’ ile ‘’ben olmayanı’’ birbirinden ayırt edemez. Onun için dünya, dıştan mı içten mi geldiğini bilmediği bir izlenimler karmaşası gibidir. Çünkü duyum mekanizması yoluyla bir çok ışıklar, renkler, şekiller görmekte, sesler duymakta; soğukluk, sıcaklık, koku uyaranlarının etkisi altında kalmakta, bedeninden acı,sızı, rahatlık, açlık gibi çeşitli duyumlar almakta, fakat bunları anlama ve bütünü ile kavrama zamanla oluşmaktadır. Henüz o kendi bedenini bile dış çevreden ayıramamakta, nerede kendisinin bittiğini ve nerede dış çevrenin başladığını bilememektedir.

Benlik, çocuk doğduğu andan itibaren, başından geçen sayısız olaylarla, çevresinde değindiği kişilerin etkisiyle yavaş yavaş oluşur. Çocuk, çevresiyle olan etkileşiminden önce bedeninin sınırlarını öğrenmeye başlar. İlk aylarda parmağı ağzından çıktığı zaman ağlayan çocuk, bir süre deney ve çeşitli yaşantılardan sonra parmağını istediği zaman ağzından çıkarabileceğini, bunun gibi el ve ayaklarının kendisine ait olduğunu ve bunları kendi isteğiyle hareket ettirebileceğini keşfeder. İkinci yılın başlangıcında çocuğun ilgileri genişler ve o, kendisini fikirleri, duyuşları ve ilgileri olan ayrı bir kişi olarak çevresinden ayırt etmeye başlar. Psikososyal benliği böylece gelişme yoluna giren çocuk, önce ailesi üyeleri ile sosyal bağlar kurar, daha sonra kendi akranları ve yaşıtları dünyasını keşfeder. Önce ev, sonra mahalle, daha sonra okul ve başka çevrelerle ilişkiler kurarak, bireyin benliği gittikçe genişleyen halkalar halinde gelişmeye devam eder.

Benliğin gelişmesinde kişiler arası ilişkilerin büyük önemi vardır. Çevremizdeki insanların bize karşı tepkileri benliğin muhtevasını etkiler. Bizim için önemli kişilerin bizi beğenip beğenmemeleri, bizimle övünmeleri yada bizden utanmaları, bu kişilerin hakkımızda söyledikleri şeyler benliğin alacağı şekli etkiler. Kendisini güzel becerikli, çalışkan ve iyi bulan yakınları arasında çocuk, gerçekten kendisini böyle değerli bir kişi olarak görmeğe ve buna uygun davranış örüntüleri geliştirmeye başlar.

Başkalarının bizden beklentileri ve bizi değerlendiriş tarzları ile birlikte. Başkalarının beklentilerini ve hakkımızdaki değer yargılarını bizim algılayış tarzımız. Benlik kavramımızın içlemini, değerler sistemimiz saptar. Bunlar da: davranışlarımızı, çevremizdeki olayları, başkalarını algılayışımızı ve başarımızı etkiler.

 

BENLİĞİN ÖNEMİ

Benlik, içimizde kendimizi gözetleyen, yargılayan, değerlendiren ve davranışlarımızı düzene koyup bizi yöneten bir güçtür. Bu fikri, daha somut açıklamak için şu örnekler üzerinde duralım: bir genç kendisini bir sporcu olarak kabul ediyorsa, bütün çabalarını spora yöneltir; bir sporcu gibi giyinir; bir sporcu gibi konuşur; bir sporcu gibi yemesine içmesine, uykusuna dikkat eder ve belki de sigara gibi spor başarısına zarar verebilecek alışkanlıklardan kaçınır. Kendisini çalışkan bir öğrenci olarak kabul eden bir gençte, zamanının büyük bir kısmını derslerini çalışmaya verir, bir öğrenciye yakışır şekilde giyinmeye çalışır, derste öğretmenlerini can kulağıyla dinler.

Lecky, iyi bir ruh sağlığı için benlik tasarımı ile, özellikle ideal benlikile gerçek yaşantıları arasında iyi bir ahenk ve tutarlılık olmasının önemine dikkat çekmiştir. Bir insan ne kadar benlik tasarımına uygun davranabilirse, kendisini o kadar rahat hissedebilir. İdeal benliğine ne kadar ters düşen yaşantıların etkisinde kalırsa, o kadar huzuru kaçar ve kaygılanır. Kendi değer yargıları ve ideallerine uygun davranmak insanın kendine olan saygısını, güvenini ve mutluluğunu arttırır. Ruh sağlığı yerinde bir kimse kendi benlik tasarımına az çok uyarlı davranabilen kimsedir.

Gerçek yaşantıları benlik tasarımına uygun olmayan kişilerde şöyle bir takım kaygılar ve huzursuzluklar belirir: ‘’Çalışmama lazım ama bir türlü derse oturmak istemiyorum,’’ ‘’ iyi bir evlat gibi ana babamı sevmem ve onlara saygı duymam gerek, ama bir türlü yapamıyorum’’.

Bu alanda yapılan yeni araştırmalar benlik tasarımının, okul başarısını en azından zeka kadar etkilediğini ortaya çıkarmıştır. Çoğu zaman kabiliyeti ölçüsünde başarı gösteremeyen kişilerde, kendilerinin bir şey yapamayacaklarına inanan olumsuz bir benlik tasarımının gelişmiş olduğu görülür. Benlik ve kişilik nitelikleri ile öğrenme arasında yakın bir ilişki vardır. Bu bakımdan çocukların küçük yaştan itibaren sağlıklı ve olumlu bir benlik geliştirmesine önem verilmek gerekir. Bunun için de çocuğun hayatının ilk yıllarından itibaren, sevilme, korunma, benimsenme, kendine uygun işlerde başarılı olabilme gibi temel ihtiyaçlarının uygun ölçülerde karşılanmasının büyük bir önemi vardır.

KİŞİLİĞİ OLUŞTURAN TEMEL FAKTÖRLER

Kişiliği oluşturan birçok değişken vardır. Kuramcılar, bu konuda bazı görüş ayrılıklarına sahiptirler. Kişiliği oluşturan temel faktörleri aşağıdaki şekilde gruplandırabiliriz.

1. Bedensel (fizyolojik-biyolojik) faktörler:

Kişilerin fizyolojik yapı ve özellikleri ile kişilik yapıları ve kişiliğin davranışsal yönü arasında ilişki vardır. Kişilik ile ilgili çalışmalar yapan bazı kuramcılar, bireyin cinsiyeti, yaşı, bedensel yapısı ile kişiliği arasında ilişki olduğunu ileri sürerler. Her ne kadar cinsiyet ve yaşla ilgili davranışlar kültürel yapıya göre belirleniyorsa da cinsiyet ve yaşla kişilik arasında bir ilişki kurmak mümkündür. Bireylerin cinsiyetlerine göre yapabilecekleri ya da yapamayacakları davranışlar, kişiliğin oluşmasında etkili olacaktır. Ayrıca toplumun farklı yaş gruplarından beklentileri ile toplum üyelerinin davranışları arasında bir uyum olacaktır. Böylesi bir uyum da kişilik özelliklerinin ortaya çıkmasına katkıda bulunacaktır. Bazı toplumlar çocuklara ve yaşlılara korunması gereken gruplar olarak bakarken, bazı toplumlar çocukları yetiştirilmesi gereken grup, yaşlıları ise zihinsel olarak faydalanılması gereken grup olarak görür. Böyle bir yaklaşım, şüphesiz, yaşlılar ve gençlerden bekleyişleri etkileyecektir. O halde kimlik ile yaş arasında da bir bağ kurmak mümkündür.

Yaş ile ilgili bir başka yaklaşım da yaşlandıkça bilgi ve tecrübenin artacağı, davranış ve düşüncelerde yenileşmelerin olacağı şeklindedir. Bireyin bulunduğu yaş dilimine göre sahip olduğu zihinsel ve bedensel yapısı ile kişiliği arasında ilişki kurmak doğaldır.

Bazı psikologlar kişilik gelişiminin kesintisiz devamlı bir süreç olduğunu ileri sürerken; karşıt görüşlü bazı örgütsel davranış teorisyenleri (Levinson,Hall,Argyris) kişilik gelişimini belli yaş dönemlerine ayırmıştır.

Daniel Levinson’a göre dört durağan periyod (max. 2-3 yıl farklılıkların olabileceği) vardır.

-Yetişkinliğe geçiş (22-28 yaşlar arası)

-Yerleşme, oturma (33-40 yaşlar arası)

-Orta yaş çağına giriş (40-50 yaşlar arası)

-Orta yaş çağının doruğu (55-60 yaşlar arası)

Levinson, ayrıca 4 adet geçiş periyodu tespitlemiştir.

- 30 yaş geçişi (28-33 yaşlar arası)

-Orta yaş geçişi (40-45 yaşlar arası)

-50 yaş geçişi (50-55 yaşlar arası)

-yaşlılığa geçiş (60-65 yaşlar arası)

Luthans, fiziksel görüntünün (uzun yada kısa boy, şişman yada zayıf, yakışıklı yada çirkin siyah-beyaz oluşunun) diğerleri üzerindeki etkisinin farklı olacağını dolayısıyla da kendi kişiliğini etkileyeceğini söylemektedir.

Bütün kişilik teorilerinde vücut yapısının temel etken olduğu belirtilmiştir. Sheldon’un klasik teorisinde vücut yapısı (endomorphic, mesomorphic ve ectomorphic) ile spesifik kişilik tedavi arasında kesin bağ kurması buna bir örnektir. Birçok modern psikiyatristler, Sheldon gibi düşünmese de fiziksel karakteristiklerin en azından kişiliğe etkisi olduğunda hemfikirdirler. Kalıtımın insanın oluşumunda çok önemli etken olduğu bilinmesine rağmen, gen bilim henüz yeterince anlaşılamamış bir alandır. Hayvanlar üzerinde yapılan birçok araştırma psikolojik ve fizyolojik karakteristiklerin genlerle geçtiğini tespit etmişlerdir. Yine; birçok araştırmalar sonucunda bazı davranış bilimciler, yöneticilerin diğer insanlardan farklı düşündüklerini ortaya koymuşlardır. Mintzberg, sol yarımkürenin planlama; sağ yarımkürenin ise yönetme üzerine olduğunu öne sürmüştür. Fizyolog ve psikologlar, bio-feedback eğitimin sonuçları ile bilinçli kontrolden çok beyin dalga modelleri(brain-wave patterns), gastrik salgılar, kan basıncı düzensizliği ve deri ısısı gibi biyolojik fonksiyonların öncelikli olduğunu fark etmişlerdir. Kişiliğin biyolojik temelleri üzerine diğer bir çalışma ise, fiziksel karakteristiklerin etki analizi ve olgunlaşma yaşıdır. Genetik, beyin ve bio-feedback üzerine çalışmalar kişiliğe etkisini kanıtlamıştır.

2. Kültürel Faktörler:

Her bireyin içinde bulunduğu kültürel yapı vardır ve bu yapıdan yaşam boyu etkilenir. Bireyin idealleri, ilgileri kültürel yapı tarafından şekillendirilir. Bu idealler ve ilgiler ise kişiliğin oluşumunda etkendir. Bazı davranışsal özellikler ise kültürel yapıyla birlikte değişir ve gelişir.

Geleneklere göre kişiliğin oluşumunda kültürel faktörler biyolojik faktörlerden daha önemli mütalaa edilir. Öğrenme kişilik gelişiminde en önemli rolü oynar.

3. Aile Faktörü:

Bireyin yetiştiği aile ortamı, aile fertleri ile olan ilişkileri kişiliğin oluşmasında çok önemli bir role sahiptir. Luthans, “kişilik gelişiminde muhtemelen aile, sonrada sosyalleşme prosesi en önemli etkendir” demektedir.

Anne- babanın demokratik bir yapıya sahip olması, çocuğun daha rahat yetişmesine, objektiflik kazanmasına, rasyonel davranmasına ve zamanla daha aktif olup daha kolay sosyal ilişki kurmasına olanak sağladığı saptanmıştır. Yine anne-babanın, çocuğun zihinsel yapısının şekillenmesinde de etken olduğu saptanmıştır. Aile bireyleri, çocuğa çeşitli yollarla deneyimlerini aktardıklarından dolayı ailenin yetiştirme biçimi de kişiliği belirleyici bir unsurdur. Ayrıca kız ve erkek kardeşlerin de kişilik oluşumunda etkili oldukları belirtilmektedir.

4. Sosyalleşme Süreci (sosyal yapı ve sosyal sınıf):

Yukarıda saydığımız faktörlerin yanında bireyin çevresindeki kişiler, gruplar ve özellikle örgütler kişiliğin oluşumunda büyük etkiye sahiptirler. Yaygın olarak sosyalleşme süreci olarak isimlendirilen bu süreç, özellikle örgütsel davranış açısından çok önemlidir. Çünkü çocukluk dönemlerinden ziyade, tüm yaşamı içine alır.

Sosyalleşme, çalışanların davranışlarını en iyi yorumlama yollarından biri olabilir Edgar Schein’a göre “yönetimsel bilgi ve başarı, örgütlerin sosyal sistemler olduğu gerçeğinden hareket eden örgüt çevresindeki güçte odaklanır. Şayet, biz, örgütsel-sosyal gücü öğrenip analiz ve kontrol edemezsek, temel yönetimsel sorumluluklarımızdan vazgeçmiş oluruz”.

Son çalışmalar göstermiştir ki, örgütlerde sosyalleşme taktikleri kullanma (yenilere bilgi sağlar, yeni gelen elemanlara geniş öğrenme deneyimleri yaratır) hedeflere vuruşu (ulaşma) sağlar. Farklı sosyalleşme modelleri, yenilerin uyumu için farklı modellerin kullanımına yol açar. Sosyalleşme anne ile başlar. Bebeklikten sonra ailenin diğer üyeleri, yakın akrabalar, aile arkadaşları, komşular ve sosyal gruplar (yaşıtlar,okul arkadaşları ve çalışma grubu üyeleri) önemli rol oynar. Schein’ e göre, bu süreç değerleri, normları ve davranış kalıplarını öğrenmeyi sağlar. Örgütün ve çalışma gruplarının bakış açılarını öğrenmek yeni örgüt üyeleri için gereklidir.

Çalışanların örgütsel sosyalleşme karakteristikleri yaygın olarak aşağıdaki gibi özetlenebilir.

—Tutum, değer ve davranış farklılıkları

—Sosyalleşmenin devamlılığı

—Yeni iş ve çalışma gruplarıyla örgütsel kurallara uyum sağlama

—Yeni elemanlar ve onların yöneticileri arasında karşılıklı etkileşim

—İlk sosyalleşme periyodunun ciddiyeti

Belli bir sosyal yapı içinde her bireyin eğitim ve benzeri gelişme faktörleri açısından farklı olanaklara sahip olması, kişilik farklılıklarını doğurmada da etkendir. Bireylerin, sosyal gruplara bağlılık dereceleri kişiliklerinin şekillenmesinde faktördür.

Bireyin bazı özellikleri bağlı oldukları sosyal grup ya da gruplar bilinmeden tahlil edilebilir. Ancak bazı özellikler bunu gerekli kılar.

5. Durumsallık Faktörü:

Sosyalleşme süreci durumsallık faktörü ile yakından ilgili olarak değerlendirilmektedir. Kültür ve aile kişiliğin sosyalleşme sürecinde çok önemlidir. Ancak, durumsallık daha önemli bir yer tutmaktadır. Uzun ve yoğun (sıkı) çalışma uygulamalarında görülmüştür ki, o gün istekler artmakta ve çalışanların kişilik ve davranışları etkilenmektedir. Örneğin, yetki ve başarı ihtiyacında olan ve böyle yönlendirilen bir kişiyi yoğun olduğu iş durumuna getirip koyduğunuzda hayal kırıklığına uğratmış olursunuz ve kişi lakayt ve agresif olur. Böylece çalışan, tembel ve sorunlu bir görüntü verir. İnsan ve durumsallığın sayısız kombinasyonları vardır ve sadece kişinin geçmişteki gelişimine baksak ta tam olarak bireyin davranışlarını tahmin etmek mümkün değildir.

6.Diğer Faktörler:

Kişiliğin oluşumunda sayılabilecek bu beş faktörün dışında kalan başka etkileyiciler de vardır. Kitle yayın organları, kitaplar, dergiler, genel anlamda medya giderek önemini arttırmaktadır.

Alfred Adler’ e göre bireyin doğum sırası da kişilik üzerine etkilidir. Bu kurama göre, ilk doğan çocuk daha zeki ve yetenekli olacak, daha kolay sosyal ilişkiler kuracaktır.

GELİŞİM SÜRECİ

Bebeğin önemli bir özelliği tümüyle kendi gereksinimlerini gidermeye yönelik olmasıdır. Bu özelliğine egosantrik de diyebiliriz. Ancak burada söz konusu olan bencillik bilinçli olarak kendi gereksinimlerini en ön planda tutmak değildir. Bebek ilk ilişkisini bu çerçeve içinde annesi ya da annelik görevini yapan kişi ile kurar. Çocuğun bu ilişki içinde iki temel gereksinimi vardır: fiziksel bakım ( doyurma ve korunma ) ve sosyal bakım ( sevgi ve duygusal yakınlık ). Bu iki temel gereksinimin nasıl ve ne ölçüde yerine getirildiğini bilirsek çocuğun ilerdeki kişiliğinin temeli hakkında çok şey öğrenmiş oluruz. Önce fiziksel bakımı ele alalım. Olumlu bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla annesini ve ona doyum veren, onu koruyan, rahat ettiren bir kişiyi bir ödül kaynağı olarak beller, ona değer verir. Anne yokken arar, görünce sevinir, ona bağlılık duyar ve bağlanır. Bebeğin kısa süre de olsa annenin gözden uzaklaşmasına dayanabilmesi bebeğin öz benliğine de varlığı artık kesinlik kazanmış bir anne tasarımının bulunduğunu gösterir. Anne bir süre gözden uzaklaşmış olabilir, fakat az sonra gelecektir, çünkü gözden şu anda silinmesi tümden yok olması değildir. Demek ki düzenli alma verme ilişkisi bebeğin zihninde annenin sürekliliğini sağlar. Anne çocuğa karşı tutarlı ve olumlu ise çocukta genel olarak yaşamda doyum bulacağına ilişkin bir temel güven duygusu oluşmaya başlar. Ama anne tutarsız, olumsuz ya da kaygılı ise çocuk bu temel güveni oluşturmakta zorluk çeker.

Fiziksel bakım eksiksiz de olsa temel güveni oluşturmada tek başına yeterli değil. Sevgi ve duygusal yakınlık görmeyen çocuğun kişiliği bu durumdan olumsuz etkilenir. Hatta bakım evlerinde yaşayan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar yeterli fiziksel bakım gören ama sevilip okşanmayan, konuşulmayan çocukların önce çevreden ilgi aradıkları, fakat zamanla adeta yaşama küsüp çevreyle ilişkilerini kestiklerini ortaya koymuşturlar. Oysa sevgi ve duygusal yakınlık gören çocuk insanlarla ilişki kurmayı tatmin edici bir olay olarak görür. Annesinin ona değer vermesi onda değerli olduğu kanısını uyandırır. Genellikle insanlarca sevileceğine, sevilmeye değer bir insan olduğuna ilişkin temel güven oluşturur. İşte, anne çocuk ilişkisindeki bu süreklilik, tutarlılık ve aynılık çocukta “temel güven duygusunun” özünü oluşturur.

İlk hafta ve aylarda anne-baba ile bebek arasında karşılıklı olarak birbirlerine kenetlenme, bağlanma şeklinde davranış örüntüleri gözlenir. Gerçek bir bağın oluşması için zamana ve denemelere ihtiyaç vardır. Bu süreç sakin bir şekilde yürüdükçe ve anne-baba çocuklarının ihtiyaçlarını sezmeye başladıkça, anne-babalık görevi daha doyumlu olmaya başlar ve bebeklerine olan bağları kuvvetlenir.

Babaların çocuklarına olan bağlarının annelere benzediği, fakat doğumdan birkaç ay sonra(genellikle 3. Ay), babaların annelerden farklı bir rol üstlendikleri araştırmalarda saptanmıştır. Annelerin çocukların bakımını üstlendikleri gibi, onlarla daha fazla konuştukları, daha fazla kucaklarına aldıkları, daha fazla şefkat gösterdikleri ve daha sakin bir etkileşime girdikleri görülmüş; babaların ise daha çok çocuklarıyla fiziksel boğuşma davranışına girdikleri ve daha çok oyun oynadıkları gözlenmiş, bunun da bebekle etkileşim örüntüsünde pek etkili olmadığı bulunmuştur.

13 -15 ay arası dönemde çocuğunuz sizin tüm ilginizi ona yöneltmenizi ister. Oyuncaklarını, yiyeceklerini ve özellikle de sizin ilginizi; yani sevdiği şeyleri başkalarıyla paylaşmaktan hoşlanmaz. Yaşıtı olan çocuklarla bir arada olduğu ortamlarda da diğer çocuklarla iletişim kurmaya ya da onlarla birlikte oyun oynamaya pek hevesli olmadığını görebilirsiniz.

Sizler, anne ve baba olarak hala bebeğinizin hayatındaki en önemli insanlarsınız, bu sebeple sizin ilginize çok ihtiyacı vardır, sizinle olan yakın ve doyurucu iletişimi kendisine olan güvenini de artırır. Sizin ilginizi çekebilmek için de elinden geleni yapar; size gülümser, dokunur, iter ya da dürter, bağırır, sızlanır veya ağlar. Bu çabalarına karşı verdiğiniz tepkiler onun bundan sonraki davranışlarında belirleyici rol oynayabilir. Örneğin istediği ilgiyi ağlamak veya bağırmak yerine gülümsediği ya da olumlu bir davranışla belirttiği takdirde elde ettiğini birkaç denemeden sonra öğrenip, ağlama ve bağırma huylarından vazgeçebilir. Eğer onun çeşitli davranışlarına verdiğiniz tepkilerde istikrarlı olursanız kısa sürede o da hangi davranışlarının iyi hangilerinin kötü olduğunu öğrenebilir.

Sizin ilginize ve varlığınıza hala bu denli ihtiyaç duymasına rağmen yavaş yavaş bağımsızlığını ve kendine güvenini de geliştirdiğini fark edeceksiniz.

Çocuklar etraflarında gördükleri tüm yeni objeleri dokunarak tanımaya çalışırlar; dokunmak bu dönem çocukları için önemli bir öğrenme aracıdır. Bu yüzden herhangi bir tehlike söz konusu olmadığı müddetçe, etraftaki nesneleri dokunarak tanımaya çalışmasını engellemeyin.

Artık çocuğunuz sadece komik şeylere gülmekle kalmaz, sizi güldüren davranışlarının da farkına varıp bu davranışları tekrarlamaya başlayabilir. Yani artık sadece eğlendirilmeyi beklemez, sizi eğlendirmeye çalışır.

Çocuğunuz artık daha anlaşılır kelime ve hareketlerle kendini ifade etmeye başlayacaktır. Onu iletişim kurmaya teşvik edin; onunla konuşurken uzun ve karmaşık cümleler yerine kısa, net, anlaşılması kolay cümleleri tercih edin. Bu dönemin sonuna doğru çocuğunuz sorulduğunda gözlerinin, burnunun ya da ağzının yerini işaret edebilir.

Çocuğunuz bu dönemde sıklıkla duygu değişimleri yaşar (kızgınlık, mutluluk, korku gibi). Bu duygularına onun yanındayken isim verip tekrarlarsanız, bir müddet sonra çocuğunuz kendi hislerini ifade etmede bu kelimeleri kullanmaya başlayacaktır. Örneğin bir kutuyu açamadığında ya da topu istediği yere yuvarlayamadığında kızıyorsa hemen “Bu seni kızdırıyor” diyerek o an içinde bulunduğu duygusal durumu isimlendirin.

Bu dönemde çocuğunuz tanımadığı insanlara karşı ürkek ve endişeli davranışlar sergileyebilir, bu son derece normaldir. Onu bu konuda zorlamayın; yabancılara alışması ve kendini yeni insanların arasında daha rahat hissetmesi için ona zaman tanıyın. Tanımadığı insanlar ona yaklaşıp sevmek istediğinde, bu insanları bebeği ürkütmeyecek şekilde davranmaları konusunda uyarın. İlk kez girdiği, tanımadığı ortamlarda bebeğinizi yalnız bırakmayın, en azından ilk başlarda onu kucağınızda tutup kendini güvende hissetmesini sağlayın. Değişik sosyal ortamlara onunla birlikte katılın ve sizi bu ortamlarda gözlemlemesine olanak tanıyın. Örneğin markette, parklarda ya da hayvanat bahçesinde sizin diğer insanlarla rahatlıkla iletişim kurduğunuzu görmek onu da rahatlatacaktır.

Artık çocuğunuzu giydirirken onun da size yardımcı olmaya çalıştığını fark edeceksiniz (örneğin kolunu uzatabilir).

Bebeklerin bir kısmı 15. aya kadar yürümeye başlamasa da bebeğiniz büyük ihtimalle artık kendi kendine yürümeye başlamış ve hareketlenmiştir. Objeleri keşfetme davranışı belirginleşir çünkü artık hareketlenmenin yanında  uzanma, yakalama ve bırakma artık hemen hemen tam olarak gelişmiştir. Bebeğiniz bu ayda ebeveynlerini ve kendinden büyük çocukları taklit etmeye başlar.

Bu ay başlayan yeni gelişme: Ne istediğimi biliyorum!

 

14. ay inatçılık dönemidir. Bir anda ne yapmak istediği, ne yemek istediği, nereye gitmek istediği ve hatta belki de ne giymek istediği (mont giymek veya şapka takmayı reddetmek gibi) konusunda ısrarcı olmaya başlayabilir. Tabii ki sizin onun kesinlikle yapmamasını istediğiniz şeyler onun en çok yapmak istediği şeyler olacaktır. Henüz yapmayı beceremese bile bardağına süt doldurmak, ayakkabılarını giymek gibi şeyleri kendisi yapmak isteyecektir.

Ne yapabilirsiniz?

Eğer çok fazla “hayır” dediğinizi düşünüyorsanız evinizi ya da en azından bir kısmını çocuğunuzun güvenle dolaşıp istediği araştırmayı yapabileceği bir yer haline getirebilirsiniz. Onun için içi oyuncaklarla ve yastıklarla dolu bir oyun odası hazırlayabilirsiniz. Yerde birkaç plastik top bulundurabilirsiniz. Topun peşinden koşmak ve topa vurmaya çalışmak onun için büyük bir egzersiz ve eğlence olacaktır. Çocuğunuzun ulaşabileceği sehpalardan ve raflardan kırılabilecek objeleri kaldırabilirsiniz. Köşesi sivri masa ve sehpaların ya köşelerini sünger gibi yumuşak maddelerle kaplayabilir ya da en güvenlisi köşeleri sivri eşyaları ortadan kaldırabilirsiniz.
Etrafı kirletse bile kendi kendine yemek yemesine izin verin. Unutmayın oynamak ve keşfetmek çocukların dünyayı tanıması için önemlidir.
14 aylık bebeğiniz her şeye istemli olarak karşı gelmemektedir, sadece etrafına karşı son derece meraklıdır ve araştırma yaparken hiç kimsenin onu durdurmasını istemez.
Bebekler suya hayrandır, suyla oynamak sakinleştirici ve heyecan vericidir. Zaman zaman, örneğin siz yemek pişirirken, onun köpüklü su dolu plastik bir kapta yine plastik tabak ve bardakları yıkaması için izin verebilirsiniz. Tabii ki yerler su olacaktır, bunun için yere banyo perdesi benzeri plastik bir örtü serebilirsiniz.

Diğer gelişimi: Agresif davranışları ile nasıl baş edebilirsiniz?

Bu yaştaki çocuklar oldukça agresif olabilirler, oyun arkadaşlarına vurup onları ısırabilir ve canlarını yakabilirler. Bu davranış şekli bu yaşlardaki çocukların çoğunda vardır ancak karşısındaki çocuğa zarar vermek, canını yakmak amaçlı değildir. Eğer bu davranışın kötü niyetle yapılmadığını, bir engellenme yada hüsran sonucu olduğunu bilirseniz bu davranışla daha kolay başa çıkabilirsiniz. Bu davranış ya karşısındaki çocuktan aldığı reaksiyon ya da başka bir çocuğu taklit etmek amacıyla yapılmıştır. Karşısındaki çocuğun ağlamasını ya da bağırmasını seyretmek  onun için eğlencelidir. Unutmayın 14 aylık bir çocuk diğer çocukların da hisleri olduğunu anlayamaz. Eğer oyun arkadaşının saçını çektiğinde arkadaşı bağırarak ağlamaya başlarsa muhtemelen durur ve karşısındakinin reaksiyonunu izler ve herhangi birşey hissetmez. Bebeğiniz için bu davranış birkaç ay önceki mama sandalyesinden aşağı cisimleri atıp nereye gittiklerini izlemek davranışı ile aynı şeydir. Bu yüzden bebeğiniz bir arkadaşı ile oynarken yakından izleyip gerektiğinde müdahale etmelisiniz. Aşırı tepki vermeden yumuşak ama kesin bir tavırla onu durdurup arkadaşına vurduğunda onun canını yaktığını söyleyebilirsiniz ve ilgisini başka bir yöne çekebilirsiniz.
Uzmanlar bu olayı sebep-sonuç ilişkisi olarak (şunu yaparsam şu olur) adlandırıyor ve şu anda sahip olduğumuz tüm deneme alışkanlıklarımızın altında yatan neden de budur.

Uzmanlar şiddet veya çocuğunuzu dövmek gibi bedensel cezaların disiplinde kesinlikle işe yaramadığında hemfikir. Bu yaşlardaki çocukları eğitmek sıklıkla ebeveynlerin kolaylıkla sinirlenmesine neden olabilir ancak siz ve çocuğunuz için sınırları çizecek başka yollar bulabilirsiniz. Maalesef her durumu çözebilecek tek bir disiplin formu yoktur. Çocuğunuz ilginizi çekmek için sizin hoşlanmadığınız bir davranışta bulunuyorsa aşırı tepki vermemeye çalışın. Bu tepkiyi verirseniz o ya da bu şekilde sizin ilginizi çekmiş olacaktır. Eğer çocuğunuza o sizinle ilgilenmezken sıklıkla ilgi gösterirseniz sizin ilginizi çekmek için o kadar çok ihtiyaç duymayacaktır.

16. aydan itibaren çocuğunuz etrafında gördüğü insanlara el sallar, gülümser, çeşitli interaktif oyunlar oynamayı sever ve basit emir cümlelerini anlayıp uygulayabilir. Bu üç aylık dönemin sonlarına doğru konuşması, mimikleri ve iletişim kurmaya yönelik çeşitli hareketleri daha anlaşılır hale gelir. Hayvan seslerini de taklit edebilir. “Hayır” kelimesini bu dönemde çocuğunuzdan sıklıkla duyacaksınız. Bu dönemin sonlarında 6-10 kelime kadar söyleyebilir, bazen iki kelimelik cümleler kurabilir.

Bu aylarda çocuğunuz çeşitli durumlara karşı olumsuz tepkiler geliştirebilir. Örneğin kızdığında ya da hayal kırıklığına uğradığında size veya yakından tanıdığı birisine vurarak  tepkisini gösterir. Direktiflerinize bilinçli bir şekilde uymama eğilimi de gösterebilir. Örneğin dokunmamasını belirttiğiniz bir eşya ya da objeye sizin gözlerinizin içine bakarak özellikle dokunur. Onun söylediğiniz şeyi anladığı ve mesajı aldığından emin olduğunuz sürece, bu tip küçük inatlaşmalarına sert karşılıklar vermeyin; konuyu büyütmek yerine bir süre için görmezden gelin. Çocuğunuz bu yaşta bile doğru davranışlarının etrafındaki yetişkinlerce pozitif tavırlarla (kucaklama, öpme, gülümseme gibi) ödüllendirildiğini, yanlış davranışlarının ise olumsuz karşılandığını ya da görmezden gelindiğini fark etmeye başlayacaktır.

Çocuğunuz için günlük hayat içinde alıştığı bazı rutinler bu dönemlerde çok önemlidir. Örneğin ona her gece uyumadan önce kitap okuyorsanız ve bir geceliğine bunu yapmayı unutursanız, size bunu önemle hatırlatması sizi şaşırtmasın! Çocuklar bu yaşta hayatlarını önceden  tahmin edilebilir hale getiren bu rutinleri sever, böylelikle kendilerini güvende hissederler.

Artık yürüyüp konuşabildiği için çocuğunuz, etrafındaki insanlarla özellikle de kendi yaşıtlarıyla daha yakından ilgilenmeye ve iletişim kurmaya başlayabilir. Ancak hala yaşıtlarına birlikte oynanabilecek bir oyun arkadaşından çok, keşfedilecek yeni bir oyuncak gözüyle bakmaları normaldir. Eğer çocuğunuz diğer çocuklara karşı zarar verici ve sert davranışlarda bulunuyorsa endişelenmeyin ve uygun bir dille ona bu yaptığının yanlış olduğunu anlatın. Onu yaşıtlarıyla birlikte olabileceği ortamlara daha sık götürün; örneğin sizin çocuklarınızla yaşıt çocukları olan annelerle kontak kurup düzenli olarak bir araya gelebilir, çocuklarınızın da birbirlerini oyun arkadaşı olarak kabul edip sosyalleşmelerine katkıda bulunmuş olursunuz.

Bu yaştaki çocuklar için çeşitli denemelerinde başarı kazanmak çok önemlidir. Sürekli yeni birtakım aktiviteler konusunda kendilerini test eder, kapasitelerini zorlarlar. Örneğin ayakkabılarını kendileri giymeye, yüksek koltuklara ya da sandalyelere tırmanmaya, merdivenleri kendi başlarına çıkmaya çalışırlar. Bunları başaramadıklarında ya da sizin tarafınızdan engellendiklerinde ise oldukça öfkeleneceklerdir. Güvenliğini tehdit edecek bir durum söz konusu olmadığı ve gözetiminiz altında olduğu sürece onun bu yeni denemelerini engellemeyin.

Kişilik Farkları:

Çocuklar doğdukları andan itibaren kişilik özellikleriyle birbirlerinden ayrılırlar. ABD New York Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada uzmanlar çocukları doğumlarından itibaren mizaçları bakımından 3 gruba ayırmıştır:

1. “Kolay” çocuklar olarak tabir edilen ilk grup uyumlu; yemek ve uyku düzenleri açısından problemsiz; etraflarındaki yenİ insanlar ve durumlara kolay adapte olabilen çocuklardır.
2. İkinci gruptaki çocukların yeni durumlara ve insanlara uyum sağlamaları biraz zaman alabilmekte; yemek ve uyku düzenlerinde bazen sorunlar görülmekte; bu çocuklar kimi zaman etraflarına karşı olumsuz davranışlar sergileyebilmektedir.
3. Uzmanlar, “Zor” çocuklar olarak nitelenen üçüncü gruba her 10 bebekten 1’inin dahil olduğunu belirtmektedir. Bu çocukların yemek ve uyku alışkanlıkları oldukça problemli ve düzensizdir; sık ve yüksek sesle ağlarlar ve etraflarındaki yenilik ve değişimleri kolay kabullenemezler.

Çocuğunuzu büyütürken bu tarz kişilik farklılıklarının olabileceğini göz önünde bulundurun ve çocuğunuzu, yaşıtlarıyla kıyaslayıp gereksiz endişelere kapılmayın. Çocuğunuzun kişilik özelliklerini iyice anlamanız, onu yetiştirirken sizin için faydalı olacaktır.

Huysuzluk Nöbetleri:

Bu dönemlerde çocuğunuz, istediği bir şeyi yapmadığınızda ya da istemediği bir şeyi yapmak zorunda kalınca, kimi zaman ise ortada görünür hiçbir sebep yokken huysuzluk ve ağlama nöbetlerine tutulabilir. Bu nöbetler özellikle diğer insanlarla bir arada bulunduğunuz mekanlarda sizin için zor ve yıpratıcı olabilir. Örneğin kalabalık bir markette, kasada ödeme için kuyruk beklerken çocuğunuz aniden bir ağlama krizine tutulabilir, kucağınızda hiddetle tepinmeye başlar. Sebep beklemekten sıkılması ya da elindeki kurabiyenin tadını beğenmemesi olabilir. Bu nöbetlerin oluşma sebepleri tam olarak açıklanamamakla birlikte, kimilerine göre bu bebeklikle çocukluk arasında yaşanması olağan bir geçiş dönemi, kimilerine göre ise küçük çocuklar için çözemedikleri ya da anlayamadıkları durumlar karşısında bir rahatlama, stresi dışa vurma yöntemidir. Bu nöbetlerin çocuk açken, yorgunken ya da aşırı uyarılmış durumdayken daha sık meydana geldiği belirlenmiştir. Ancak sebep her ne olursa olsun, çocuğunuzu büyütürken bu tip huysuzluk nöbetleriyle karşılaşmanız kaçınılmazdır. Bu nöbetlerle daha kolay başa çıkabilmeniz için aşağıdaki yöntemler faydalı olabilir;

• Çocuğunuzun huysuzluk nöbetlerini inceleyip analiz etmeye çalışın. Hangi durumlarda daha sık bu nöbetleri yaşıyor belirleyip onu bu durumlardan uzak tutmaya çalışabilirsiniz.

• Çocuğunuzla ortaklaşa yaptığınız bir aktiviteyi sonlandırırken bunu aniden değil, alıştıra alıştırma yapın. Çocuklar genellikle ani değişikliklerden hoşlanmaz ve bunlara karşı olumsuz tepkiler verirler.

• Eğer çocuğunuzun bir ağlama nöbetine kapılmasıyla sonlanacak bir aktivite ya da oyun içinde olduğunu hissederseniz, bunu bir an önce sonlandırıp çocuğunuzun dikkatini başka bir yöne kaydırın.

• Huysuzluk nöbetleri kalabalık içindeyken daha kötü bir hal alır. Bu sebeple çocuğunuzun huysuzlaşmaya başladığını hissettiğinizde onu sakin ve kalabalıktan uzak bir mekana getirip, rahatlaması ve sakinleşmesi için ona zaman tanıyın.

• Bu nöbetler esnasında soğukkanlı ve sabırlı olun. Sizin de sinirlenip bağırmanız sadece durumu daha da kötüleştirecektir.

Bu aylarda kendinize zaman ayırmayı da ihmal etmeyin. Stresten uzaklaşmak ve rahatlamak için düzenli olarak hoşlandığınız aktivitelerde bulunun. Doktorunuzla görüşüp kendinize uygun bir egzersiz programı oluşturabilir; her gün 1-2 saatinizi müzik eşliğinde egzersiz yapmaya ayırabilirsiniz. Ayrıca bu dönemde bebeğiniz sizi taklit etme konusunda oldukça hevesli olacağından, kendinize çok eğlenceli bir egzersiz partneri bulmuş olursunuz!

19. aydan itibaren çocuğunuz hoşnutsuzluğunu, kızgınlığını ya da üzüntüsünü etrafındaki insanlara vurmak, bağırmak, tekme atmak gibi agresif davranışlarla dışa vurabilir. Özellikle yaşıtlarıyla bir aradayken gözünüzü çocuğunuzdan ayırmayın. Diğer çocuklara karşı saldırgan ve agresif davranışlar sergilemeye başladığı anda yanına gidip ona bu yaptığının doğru olmadığını anlatmaya çalışın; gerekiyorsa bir süre için onu bulunduğu ortamdan uzaklaştırın. Çocuğunuzun agresif ve saldırgan davranışlarına, ona ders vermek amacıyla bile olsa, aynı sertlikte karşılık vermeyin. Bu, çocuğunuzun, saldırgan ve agresif davranışların normal olduğuna inanmasından başka bir işe yaramayacaktır.

22. aylarda artık duygularını kelimelere dökmeye başladıkları için büyük ihtimalle huysuzluk nöbetleri seyrekleşecektir. Kendini yerlere atarak ya da etrafındakilere vurarak değil; kelimeleriyle size hoşlanmadığı, istemediği ya da kızdığı durumları anlatmaya çalışacaktır. Eskiye göre “Hayır” kelimesini de daha az sıklıkla duymaya başlarsınız.

2 yaş civarında çocuklar cinsiyet ayrımını fark etmeye başlar. Erkek çocuklarda genelde babalarının davranışlarını, kız çocuklarda ise annelerinin davranışlarını taklit etmeye yönelik eğilimler gözlenebilir.

Uzmanlara göre 2 yaş civarında çocuklar genellikle;

• Yetişkinleri ya da diğer çocukları taklit eder

• Kendisinin, diğer insanlardan ayrı, bağımsız bir birey olduğunun bilincindedir

• Gittikçe daha bağımsız hale gelir

• Küstahça ya da meydan okuyan davranışlar gösterebilir

• Anneden ayrılma endişesi azalmaya başlamıştır

Eğer çocuğunuz sizin sarılma, öpme gibi yakınlık kurma çabalarınıza olumsuz tepki vermeye başladıysa, bunun çeşitli sebepleri olabilir. Evde yeni bir bebeğin varlığı ya da sizin uzun saatler boyu ev dışında çalışıyor olmanız sonucu kızgın, endişeli olabilir ve bu duygularını çeşitli olumsuz davranışlarıyla size yansıtır. Onunla konuşup iletişim kurmaya çalışın. Ona hislerini açıklaması için “Anneye kızgın mısın?, İş yüzünden eve geç geldiğim için üzgün müsün?” tarzında çeşitli sorular sorun.

Eğer yeni bir bebek bekliyorsanız ya da tekrar doğum yaptıysanız, ilk çocuğunuz bir süre için bu yeni duruma adapte olamayabilir. Kardeşine karşı olumsuz ve agresif tavırlar sergileyebilir ve onu kıskanabilir. 

Çocuğunuzun hafızası artık oldukça gelişme kaydetmiştir. Üzerinden saatler geçtikten sonra bile oyuncağını arabada bırakmış olduğunu hatırlar. Daha önce sadece televizyonda görmüş olduğu çeşitli hayvanları, hayvanat bahçesinde ilk kez gördüğü zaman tanıyabilir

Miniğiniz artık sizinle sohbet etmeye başlayabilir. Size sorular sorar ya da basit sorularınızı yanıtlamaya çalışır. Her gün 1-2 kelimeyi kelime haznesine ekler. Tipik 2 yaş çocuğu 50 civarı kelime söyleyebilir.

Uzmanlara göre 2 yaşındaki bir çocuk;

• 2-3 kelimelik basit cümleler kurabilir

• İsmini söylediğiniz (önceden bilip tanıdığı) bir objeyi işaret edebilir

• Tanıdık insanların ya da objelerin isimlerini bilir

• Vücudun bölümlerini isimlendirebilir

• Basit direktif ve yönlendirmeleri anlayabilir

• Birkaç kez ya da daha fazla duyduğu kelimeleri tekrar edebilir

• Objeleri şekillerine ya da renklerine göre ayırabilir

• Çeşitli kelimeleri söylerken anne-babanın vurgu ve tonlamalarını taklit edebilir

Çocuğunuz için konuşmayı öğrenirken, dinleme yeteneğini de geliştirmesi çok önemlidir.  Bunun için ona kitap okumayı sürdürün. Çocuğunuz okuduğunuz hikayeye uzun süre odaklanamayabilir, ancak yine de hikayeyi sonuna dek okuyabilmek için hızınızı artırmayın. Hızlı okumanız onun okuduklarınızı anlamayıp ilgisini daha çabuk yitirmesine yol açabilir. Yavaş ve anlaşılır bir şekilde, resimleri incelemesine olanak sağlayacak hızda okuyun; yorulduğunu veya dikkatinin dağıldığını hissettiğinizde ara verin. Şimdiye dek çocuğunuza okuduğunuz hikaye kitapları hep aynıydı, artık yeni ve değişik hikayelere geçiş yapmaya başlayabilirsiniz. Ona alışık olmadığı, yeni hikayeler okurken yavaş, tane tane okuyun ve kısa aralar verip resimlerle ilgili sorular sorun.

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME

Kendini Gerçekleştirenlerin Karakteristikleri

  • Gerçekliği etkin biçimde algılamak ve belirsizliği giderebilmek.
  • Kendisini ve başkalarını olduğu gibi kabul etmek.
  • Ben merkezli olmaktan çok problem merkezli olmak.
  • İyi bir mizah anlayışına sahip olmak.
  • Yüksek düzeyde yaratıcılık.
  • Bilinçli olarak görenek dışı olmamakla birlikte, öz kültürün içselleştirilmesine direniş.
  • İnsanlığın refahıyla ilgilenmek.
  • Yaşamın temel deneyimlerini derinlemesine değerlendirmek.
  • Az sayıda insanla derin, doyurucu kişisel ilişkiler kurmak.
  • Yaşam nesnel bir bakış açısından bakmak.

 

Kendini Gerçekleştirmeye Götüren Davranışlar

ü                  Yaşamı bir çocuk gibi tam bir özümleme ve yoğunlaşmayla yaşamak.

ü                  Güvenli tarzlarını takılıp kalmaktansa yeni bir şeyler denemek.

ü                  Deneyimleri yorumlarken, geleneğin, otoritenin yada çoğunluğun sesinden çok, kendi duygularını dinlemek.

ü                  Dürüst olmak; ‘’oyunculuk’’ tan yadda rol yapmaktan kaçınmak.

ü                  Görüşleri çoğu insanın görüşleri ile çakışmıyorsa, gözden düşmeyi göze almak.

ü                  Karar verdiği şey ne olursa olsun o konuda çok çalışmak.

İhtiyaçlar Hiyerarşisi

1-                  Fizyolojik gereksinimler: açlık, susuzluk vb.

2-                  Güvenlik gereksinimleri: kendini güvenlik altında ve tehlikeden uzak hissetmek.

3-                  Aidiyet ve sevgi gereksinimleri: başkalarıyla yakın ilişkiler kurmak, benimsenmek ve ait olmak.

4-                  Değer gereksinimleri: kazanmak, rekabet etmek, onaylanmak ve kabullenilmek.

5-                  Bilişsel gereksinimler: bilmek, anlamak ve keşfetmek.

6-                  Estetik gereksinimler: simetri, düzen, güzellik.

7-                  Kendini gerçekleştirme gereksinimleri; kişinin kendi potansiyelini gerçekleştirmesi.

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNİ BETİMLEME VE ÖLÇME YOLU İLE DEĞERLENDİRME

Kişiliği ölçme maksadıyla meydana getiren araçlar, bunları geliştirenlerin kişilik anlayışlarına göre çok çeşitlenmiştir.

1-                  Kişiliğin davranışsal tanımını benimseyenler: Kişiliği, bir çok düşünüş, duyuş ve davranış alışkanlıklarının tümü olarak kabul ederler, bireyin kişiliğini meydana getiren alışkanlıklarını kendisinin anlatması esasına dayanan bir takım ölçme araçları geliştirmişlerdir.

Bunlar arasında ilk başvurulan yol, otobiyografi metodu olmuştur. Bu metotta deneğin, kişiliğinin belli yanlarını ve alışkanlık haline gelmiş olan davranışlarını ve kısaca hayat hikayesini bildiği gibi yazması istenir.

Otobiyografilerin değerlendirmek üzere çok zaman ihtiyaç göstermesi ve objektif olarak karşılaştırmalar yapmaya elverişli olmayışı, dolayısıyla bunların yerini tutabilecek daha pratik ve ekonomik metotlar geliştirmiştir. Bunların başlıcaları anketler ve envanterlerdir. Anketlerde deneklerin alışkanlık ve kişilikleri ile ilişkili, belli soruların açık ve seçik olarak cevaplandırılması istenir.

Envanterlerde ise, muhtemel kişilik özellikleri, ilgili ihtiyaçlar ve problemler kısa maddeler halinde formüle edilmiştir. Deneğin kendi durumuna uygun düşen maddeleri sadece işaretlemesi istenir.

2-                  Kişiliği Sosyal Etki yönünden Ölçme Araçları: Kişiliğin sosyal uyarıcı olma yanına önem verenler, bireyin başka insanlar üzerinde bıraktığı izlenimleri ölçecek bazı metotlar geliştirmişlerdir. Bu metotlarda ana ilke, başkalarının bireyi incelemeleri ve anlatmalarıdır.

Gözlem: Bireyin doğal durumlarda, bazı eylemlerde bulunurken onu gözlemek yoluyla kişilik özelliklerine ilişkin bazı bilgiler elde etmek olasılığı vardır. Gözlem metodunun çeşitli türleri vardır. Doğal koşullar içinde amaçsız, istemsiz kendiliğinden yapılan gözlemlere gelişigüzel gözlem denir.

İnsanın, doğal koşullar içinde belli davranışlarını belli yöntemlerle gözlemeye sistemli gözlem denir.  Bunun için bireyin hangi davranışlarının ne şekilde gözleneceği önceden saptanır ve bu davranışlar en ince ayrıntılarına kadar tanımlanır. Bundan sonra bir kişi veya bir grup, belli zamanlarda bu davranışlar bakımından mümkün olduğunca objektif olarak incelenir ve inceleme sonuçları, süreleri ve frekansları da belirtilerek önceden hazırlanmış bir forma kaydolur. Bu tür gözlemlerden gelişigüzel gözlemlere göre daha objektif ve kesin bilgiler edinmek mümkündür.

Görüşme: Bireyin kişilik özellikleri hakkında bilgi edinmek için onunla konuşmak metodu da kullanılır. Değerlendiren bazen tek başına, bazen birkaç başka değerlendirici ile birlikte, kişiyi bazı özellikleri ile tanımak maksadıyla, onunla konuşur. Görüşme ya resmi olmayan samimi bir hava içinde; yada daha önce dikkatle hazırlanmış, bazen standardize edilmiş soru listelerine göre yapılır.

Birinci şekilde yapılan görüşmelere serbest görüşme denir. Bu tür konuşmalarda daha çok doğal ilişkiler kurulup, daha içten cevaplar alınabilirse de, görüşmeyi yönetenin, insanlarda rahat ve kolay bir ilişki kurabilmesi, konuşmaları iyi hatırında tutması, hatalı yorumlardan kaçınabilmesi için, bu alanda özel olarak yetiştirilmesi gerekir. Serbest konuşmalarda not tutulmaz. Konuşma sonunda görüşmenin mümkün olduğu kadar objektif olarak konuşulanların kaydedilmesi gerekir.

Derecelendirme Ölçekleri: bu metotta bireyi tanıyan bir kişi onu çeşitli özellikleri bakımından derecelendirir. Genel olarak kişiliği niteleyen özellikler, iki uçlu bir boyut üzerinde sıralanabilir. Örneğin, iyimser – kötümser, sorumlu – sorumsuz, nazik – kaba gibi. Bir insanın çok iyimser, biraz iyimser, orta derecede iyimser, biraz kötümser, orta derecede kötümser olması mümkündür. Bütün öteki kişilik vasıfları da böylece derecelendirilebilir. Öğretmenlerin öğrencilerini, amirlerin memurlarını bazen 5, bazen 7 hatta 9 derecelik bir ölçeğe göre değerlendirmeleri istenir.

 

3-                  Projektif Ölçme Araçları: Kişiliği, bireyin iç hayatını oluşturan ihtiyaç ve güdülerin dinamik bir örüntüsü olarak görenler, bireyin dış davranışlarını incelemekle yetinmeyip, kişinin iç hayatını dışa yansıtabilecek bazı metotlar geliştirmişlerdir. Bunlara projektif yani yansıtıcı testler denir. Pek çok çeşitleri olan bu ölçme araçlarında ana ilke, bireyi, belirsiz, eksik, karışık yada değişik biçimlerde algılayabilecek müphem uyarıcılar karşısında bırakmak ve bireyin bu yarıcıları manalandırmasını, tamamlamasını, yada bunları bir sistem ve düzene koymasını istemektir. Denek, belirsiz uyarıcıları anlamlandırırken eksik bir cümleyi, yarım kalmış bir hikayeyi tamamlarken onun iç hayatı o farkında olmaksızın dışarı yansır.

4-                   

Projektif metotlardan en basit, en çok kullanılan, yorumlaması en kolay olan cümle veya hikaye tamamlama testleridir.

Morgan ve Murray tarafından geliştirilen TAT rumuzu ile tanımlanan resim yorumlama testi vardır.

Diğer biri Rorschach mürekkep testidir.

ÇOCUK RUHSAL GELİŞİMİNİN TEMEL İLKELERİ

Çocuk ruhsal gelişiminde anne ve bebeğin doğum öncesi ve doğum sonrası bakımı ilk sıradaki anne ve çocuğa yönelik koruyucu etkinliklerdir. Anne ve baba adaylarına normal ve anormal çocuk gelişimi hakkında bilgi verilmesi, gençlere yönelik ebeveynliğe hazırlanma programlarının eğitimleri süresince aktarılması, doğum ekibinin doğum öncesinde ve doğum sonrasında sağlıklı çocuk gelişimiyle ilgilenmelerinin arttırılması, annenin ruhsal durumunun ve anne-bebek ilişkisinin incelenmesi  çocuğun ruhsal gelişiminin izlenmesinde önemlidir. Yüksek riskli annelerin ve bebeklerin doğum öncesi ve doğum sonrası bakımları düzgün aralıklarla yapılmalıdır. Örneğin, düşük ağırlıklı bebeklerin gelişimsel düzeylerini arttırmak, anne-bebek ilişkisini iyileştirmek ve ileride ortaya çıkması olası fiziksel ve ruhsal sorunları azaltmak.

Yaşam koşullarının niteliği de çocuk ruhsal gelişimini etkiler. Çocukların dengeli beslenmesi, ekonomik ve sosyal güvencesi olan koşullarda yaşaması ve ebeveynlerden en az birinin çalışması gerekir. Gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerde bebeklerin erken dönemdeki beslenme bozukluklarının zihinsel gelişimde bir takım sorunlara neden olduğu bilinmektedir. Bütünüyle olmasa da büyük oranda çocuk ruhsal gelişimini ekonomik yetersizlik ve ücret eşitsizliği de etkilemektedir. Göç eden ve geçici konaklama yerlerinde kalan evsiz ailelerin çocuklarında gelişimsel, duygusal ve davranışsal sorunlar görülebilir. Kentlerin bloklarında yaşamanın çocukların dışarıda denetlenmesini zorlaştırdığı bilinmektedir. Bu denetimsizlik çocukları fiziksel ve cinsel risklere sokabilir. Gençler arasındaki işsizlik suça eğilimin yüksek olması nedenleri arasında en başta gelendir.

Okul öncesi eğitim programlarıyla zeka geriliğinde, davranışsal ve duygusal bozukluklarda koruyucu önlemler alınabilir. Okul öncesinde dikkat edilmesi gereken diğer özellikler çocukların tuvalet eğitimini kazanmaları ve fiziksel ve cinsel kötüye kullanılmamalarının öğretilmesidir. Okul çocuğuna uygulanması gereken programlar arasında bilişsel sorun çözme, davranım bozukluğunun önlenmesi, eğitimde başarının arttırılması ve öğretmen-ebeveyn ilişkisinin devamlılığı yer almalıdır.

Çocuk ruh sağlığını koruyucu önlemleri üç aşamada incelemek mümkündür: Birinci derecede koruyucu önlemlerin amacı çocuk ruh sağlığı bozukluklarının görülmesini azaltmaktır. İkinci derecede koruyucu önlemlerin amacı ise çocuklardaki ruhsal bozuklukların tedavisiyle bu sürenin azaltılmasıdır. Üçüncü derecede koruyucu önlemler çocuklardaki ruhsal bozuklukların meydana getirdiği yeti yitimlerinin rehabilitasyon etkinlikleriyle azaltmaktır.

Çocuk ruhsal bozukluklarına neden olan bazı etmenlerin doğum öncesinde tanınması birinci derecede koruyucu önlemler yönünden son derecede önemlidir. Bunun için bazı yöntemler kullanılır. Örneğin, ultrasonografi fetustaki hidrosefali ve mikrosefali gibi beyin patolojilerini; Down sendromu, tuberoskleroz gibi kalıtımsal bozuklukları; beyinin gelişmesindeki ciddi eksiklikleri gösterebilir. Amniyosentez de fetal kromozom kısalığının olup olmadığının, metabolizma hastalıklarının, DNA patolojilerinin saptanması için yapılır. Korionik villus örnekleri, örneğin zeka geriliğinde, fetal karyotipin ve enzim eksikliklerinin saptanması amacıyla uygulanabilir bir yöntemdir. Nadiren fetusun dış yapısını doğrudan gözlenmesi ve bazı dokulardan örnek alınması yöntemi olan fetoskopi de erken tanı yöntemleri arasında sayılabilir.

Çocuk ruh sağlığında risk kavramından da söz etmek gerekir. Risk, bir kişinin bir özel bozukluğa artmış olan eğilimini anlatır. Ancak, bir risk etmeninin belirlenmesi kesin olarak ilgili bozukluğa neden olacağı anlamına gelmeyebilir. Yaşamı etkileyen başka nedenleri de gözden geçirmek gerekir. Örneğin, gebenin ilk üç ayda geçirdiği kızamıkçık infeksiyonu bebeğin büyük oranda mental retardasyonlu olmasında önemli bir etkendir. Prematüre doğmuş olan bir bebekte de mental retardasyon olması olasılığı vardır. Ancak her prematüre bebek ilk örnek kadar güçlü bir risk etmeni değildir. Yani bazı etmenler bebeklerde ve çocuklarda risk etmeni olmasına rağmen yüksek risk değişkeni olacağı anlamına gelmez. Çocuk ruh sağlığında risk oldukça düşük olduğunda bile bir bozuklukla anlamlı ilişki bulanabilir. Bir risk etmenine sahip olanların bir risk etmenine sahip olmayanlara oranı göreceli risk olarak tanımlanır. Yukarıdaki örneğe göre kızamıkçık infeksiyonunda göreceli risk yüksek, prematüre doğumda düşüktür. Çocuk ruh sağlığında bazen çok etmenli bozukluklara rastlanır. Böyle durumlarda risk yüklemenin doğru olarak tanımlanması her zaman olası değildir. Fakat bazı gelişimsel bozukluklarda, örneğin, 38 yaşından yukarıda doğum yapan kadınların bebeklerinde Down sendromu riskinin yüksek olduğu tahmini yapılabilir. Buna göre risk yükleme, risk etmeni olan veya olmayan bir bozukluğun insidensi arasındaki farkı ve varsa risk etmeninin tamamen ortadan kaldırıldığı durumlardaki bir bozukluğun görülme olasılığıdır. Koruyucu etmenler, bir bozukluğun görülme sıklığının azaltılmasını amaçlar. Örneğin, fenilketonüride fenilalaninden fakir mamalarla bebeğin beslenmesi zihinsel özürlü olma olasılığını azaltır.

Ruhsal bozuklukların oluş nedenleri arasında iki ana görüş üzerinde durulur: 1- Organik, 2- Psikososyal. Bunlara çocuk ruhsal bozuklukları arasından örnekler vermek gerekirse mental retardasyon çoğunlukla organik etmenlere bağlıdır. Psikososyal etmenlere bağlı bir örnek ise okul korkusu ve ayrılma kaygısı bozukluğudur. Bundan anlatmak istediğimiz mental retardasyonda beyin işlevini bozan çeşitli nedenlerin olduğudur. Ancak, okul korkusu ve ayrılma kaygısında daha çok anne-çocuk-çevre ilişkisine dayalı sorunlara bağlı psikodinamik etkenler rol oynar. Tıp personelinin çocuklarda ortaya çıkan ruhsal bozuklukları değerlendirmelerinde her iki görüşü de göz önünde bulundurmaları gerekir. Buna bütüncül yaklaşım denir.

Bozukluk bir anormallik olduğuna göre bununla ne demek istiyoruz? Bunu normallikten hangi ölçütler ile ayırabiliriz? Bunun için aşağıdaki tanımları gözden geçirmek gerekir.

a-     İstatistiksel normlardan sapma: Anormal kelimesinin anlamı normdan ayrılma demektir. Boy, ağırlık ve zekâ gibi birçok karakteristik özellikler bir toplumda ölçüldüğünde çeşitli değerler elde edilir. Birçok insan boy uzunluğunu orta değerleri içindeyken birazı normalden fazla uzun veya normalden fazla kısadır. Bu örnek gibi anormalliğin tanımı istatistiksel sıklığa dayanır. Ancak bu tanıma göre, ileri derecede zeki veya ileri derecede mutlu olan bir kişi anormal olarak sınıflandırılacaktır. Bundan dolayı, anormalliği tanımlarken istatistiksel sıklıktan daha ileri düşünmemiz gerekir.

b-    Sosyal normlardan sapma: Her toplumun kabul edilebilir davranış için çeşitli standartları veya normları vardır. Bu normlardan belirgin bir şekilde sapma gösteren davranış anormal olarak kabul edilir. Çoğunluk böyle davranış o toplumda istatistiksel olarak da sıktır. Bir toplum tarafından normal kabul edilen bir davranış diğer bir toplum tarafından anormal kabul edilebilir. Ayrıca  anormallik kavramı zaman içinde aynı toplum tarafından değişikliğe uğrayarak normal kabul edilebilir.

c-     Davranış uyumsuzluğu: Anormal davranışı istatistiksel veya sosyal normlardan sapma olarak tanımlamaktan başka toplumsal alanda çalışan birçok araştırıcı en önemli ölçütün davranışın kişinin veya sosyal grubun sağlığını ve mutluluğunu nasıl etkilediğine bakılması gerektiği düşüncesindedir. Bu ölçüte göre, davranış eğer uyumsuzsa anormaldir. Kalabalıktan korktuğu için otobüse binemeyen bir kişide olduğu gibi bazı davranış sapmaları kişinin sağlığını bu uyumsuz davranış ile etkilendiğini gösterir. Saldırgan bir biçimde patlamaları olan bir ergen örneğinde olduğu gibi bazı davranış uyumsuzlukları da zararlı olabilir. Eğer biz uyumsuzluk ölçütünü kullanırsak bütün bu davranışlar anormal olarak kabul edilebilir.

d-    Kişisel sıkıntılar: Anormalliğe açıklayan dördüncü ölçüt kişinin davranışından daha çok kişinin öznel sıkıntı hissetmesi ile ilgilidir. Birçok insan kaygılı, depresif veya ajite olabilir. Uykusuzluktan, iştah azlığından ve ağrılardan yakınabilir. Bazen kişisel sıkıntı hissetme anormal bir durumun tek belirtisi olabilir.

Bu tanımlardan hiçbiri anormalliği tek başına açıklayan doyurucu bir anlatım değildir. Çoğu kez dört ölçüt de anormalliğin tanımlanmasında dikkate alınır.

Normalliğin tanımlanması anormalliğin tanımlanmasından daha güçtür. Birçok araştırıcı aşağıdaki niteliklerin duygusal yönden sağlıklı oluşa işaret ettiğinde birleşir. Bu özellikler ruhsal yönden sağlıklı olmayla hasta olma arasında çarpıcı farklara işaret etmez. Bu özellikler daha çok normal kişinin büyük ölçüde sahip olduğu özelliklerdir.

a-     Gerçeğin iyi algılanması: Normal kişiler tepkilerini değerlendirmede ve çevrelerinde olup biteni yorumlamada oldukça gerçekçidirler. Bu kişiler başkalarının söylediklerini veya yaptıklarını yanlış olarak algılamazlar. Normal kişiler yeteneklerinin sınırını bilirler.

b-    Kendilik hakkında bilgi sahibi olma: İyi uyumlu insanlar kendi güdülerinin ve duygularının farkındadır. Ancak hiç birimiz duygularını ve davranışlarınızı tam olarak anlayamayız. Normal insanlar ruhsal yönden hasta tanısı alanlardan daha iyi bir şekilde kendilerinin farkındadır.

c-     Davranışın istemli kontrol altında bulundurulması yeteneği: Normal kişiler davranışlarını kontrol yeteneği hakkında oldukça güvenlidirler. Nadiren dürtüsel hareket ederler. Normal insanlar da sosyal normlara karşı gelebilir. Fakat bu durum dürtülerin kontrol edilmemesi sonucundan daha çok istemli karar verme ile ilgilidir.

d-    Kendilik saygısı ve onay: İyi uyumlu insanlar kendilik değerlerinin farkındadır ve çevre tarafından onaylandığını hisseder. Diğer insanlarla ilişkileri rahattır ve sosyal ortamlarda kendiliğinden etkileşimde bulunurlar. Değersizlik duyguları ve kabullenememe anormal olan kişilerde daha sık görülür.

e-     Sevgi dolu ilişkiler kurma yeteneği: Normal kişiler diğer insanlarla yakın ve doyurucu ilişkiler kurarlar. Diğer kişilerin hislerine duyarlıdırlar ve kendi gereksinimleri için diğer kişilerden aşırı isteklerde bulunmazlar. Ruhsal hastalığı olan kişiler ise, sıklıkla kendi güvenliklerini koruma çabasındadır ve ileri derecede ben-merkezci olurlar. Kendi hisleri ve çabaları ile uğraşırlar, sevgi ararlar fakat karşılık veremezler. Bazen yakın olmaktan korkarlar, çünkü geçmişteki ilişkileri yıkıcı niteliktedir.

f-      Üretkenlik: İyi uyumlu insanlar yeteneklerini üretken etkinliklere çevirebilir. Yaşam hakkında heveslidirler ve kendilerini günün gereksinimlerini karşılamada baskı altında tutmazlar. Enerjinin süregen biçimde yokluğu veya ileri derecede duyarlı olma, sıklıkla çözülmemiş sorunlar sonucu ortaya çıkan ruhsal yönden iyi olamama belirtileridir

  Çocuk Ruhsal Gelişiminin Dönemleri

            Bebek ruhsal gelişimi yaşamın ilk iki yılını içerir.

Gelişme:

Amacı ruhsal ve devimsel (motor) olgunluğa ulaşmaktır. Gelişmek ve olgunlaşmak eş anlamda da kullanılır. Bu süreç içinde çocuk düşünebilme yeteneğini kazanır, heyecansal ve cinsel yönden tamlığa doğru ilerler.

Büyüme (Growth) ise daha çok bedensel güç ve eylemlerde ilerlemektedir. Örn., beden ağırlığının artması ve  boyun uzaması, eylem yeteneğini kazanma gibi.

Gelişmek önceden var olan (genetik) belirlenmiş bir sıralamaya ve ilkeye göre oluşur. Bu gelişme belli bir psiko-motor sıra ve  hızda gider.

          Genetik ve Çevre:

Gelişmek kalıtıma ve M.S. S.nin miyelinleşmesine bağlı olarak baştan ayağa ve orta akstan dışa doğru bir sıra izler. Buna sefalo-kaudal ve proksimo-distal denir. Çocuğun önce başı, boynu ve gövdesi, kol ve bacakları irdesel hareketler kazanır. Önce kol, sonra el hareketleri becerisi artar. Çocuk önce sürünür, döner, sonra oturur ve yürür. Gelişme ilerledikçe çocukta devinim ayrımlaşıp inceleşir. Yeni doğan ani bir gürültüye tüm vücudu ile sarsılarak cevap verirken ileride sadece başını çevirir.

İntrauterin yaşam için biyolojik gereksinimlerin karşılandığı kan alış-verişi doğum ile sona erer. Doğum anneden ayrılmanın ilk gerçek yoludur. Anne-yeni doğan ikilisinin oluşturduğu ilişkiyi ilk haftalarda psikolojik ve biyolojik yönlerden göbek kordonu gibi nitelemek olasıdır. Yani biyolojik olarak birliktelik sonlanmış olmakla birlikte içgüdüsel olarak alışveriş devam etmektedir.

İlk iki yılda bebeğin kendisini çevreye göstermesi doğrudan bedeniyle, sözsüz olarak gerçekleşir. Dil gibi iletişimin çok önemli bir parçasından yoksun olan bebeğin beden dilini kullanarak annesi ile kurduğu ilişki ruhsal gelişimin ilk temel taşlarından birisidir.

İnsanların yıllardan beri yaptığı gözlemler insanın gelişmesine açıklayabilir. Söz gelimi Kral Ödipus’ un öyküsünde aktarılan sorun, taşıdığı evrensel özelliklerle birlikte tek başına Ödipus’  un değil, gelişimdeki bir basamağa ve bu basamağın sorununa işaret etmektedir. Bu, ruhsal gelişimin önemli bir dönemini vurgular. Ancak mitoloji aracılığı ile bebeğin gelişmesini açıklamak zordur. Çünkü ortaya konmuş olan birikimlerin çoğu bebeklik sonrası dönemlere işaret etmektedir ve çarpıtılmaya açıktır.

Erişkin psikanalizinin kullanılması ile ruhsal gelişimi tanımlamak olasıdır. Başta Freud ve onu izleyen yazarların tümünün uyguladığı bu yöntemin en önemli sakıncası sapmalara açık olması, sözel anlatımın bu sürece egemen olmasıdır. Erişkin bir bireyin aktardıkları kullanılarak yeniden gelişme süreci oluşturulmaktadır; ancak bilgi eksikliği vardır.

Ruhsal gelişimin olmadığı veya bu gelişimin çok erken bir dönemde bozulduğu erken bebeklik otizminin incelenmesi evrensel sonuçlar verir. Ancak hem patolojik bir tablodan hareket etmek, hem de bu çocukların tanı konulduğunda bedensel olarak büyümüş olmalarının getirdiği özellikler nedeniyle yanılmalara yol açabilir.

Bebeklerin doğrudan gözlenmesi son yıllarda yoğunlaşan çalışmalarla gündeme gelmiştir. Yaşamın ilk yılında bebeğin duygusal-ruhsal gelişmesi psikanalik bakış açısından kronolojik olarak şu şekilde gözden geçirilebilir: 

Bağlanma kuramı

J. Bowlby’e göre insanın ve hayvanın devamlılık gösteren şemaları vardır; içgüdüsel tutum yaşam boyunca gelişmeler gösterir, kalıtılan gelişmeye yol açan gizil güçtür. İçgüdüsel tutum nesilden nesile aktarılmaz ve kontrol sistemi vardır (interkasiyon, feed-back). İçgüdüsel tutum nedensel etmenlerle (sinir sisteminin uyarılması, çevresel uyaranlar) ortaya çıkar ve sonlandırıcı etmenlerle söner. Bowlby’e göre bebeğin anneye ve annenin bebeğe bağlanması türe özge tutum sistemleri sonucunda oluşur. Özgül olarak Bowlby’ nin tanımladığı 5 tutum vardır: Emme, yapışma, izleme, ağlama ve gülme. Bu baş tutum bebeğin bağlanma tavrını tanımlar. Bowlby’e göre bebek anneye veya anne bebeğe böylece yaklaşır.

Bowlby’e göre bağlanmanın gerçekleşebilmesi için sıcak, yakın ve süreklilik özellikleri taşıyan doğrudan ilişki gerekir. Kurulan bu ilişkiden hem bebek hem anne haz almalıdır. Bağlanma aşama aşama gelişen bir süreçtir. Bağlanan, seçerek bağlandığı birey ile bir arada olmak ister. Seçilen kuvvetli, aynı zamanda kaygı giderici olmalıdır. Bebek için dış dünyayı algılamakta çok önemli olan üç duyudan dokunma, görme ve işitmeden önde gelir. Dokunma, anne-bebek ilişkisini artırır.

Bebeğin ağlaması ilk uyarı işaretidir: Özellikle açlık, öfke ve ağrıya işaret eder. Bazı anneler bunları ayırır. Diğer işaretler gülme, oynama ve bakmadır. Bağlanma bu işaretlerle somutlaşır, doğrudan gözlenir.

   Bağlanma kuramının temel özellikleri şunlardır:

          a. Bebekte 7 ay civarsında ortaya çıkan “Birincil Bağlanma İlişkisi”. Lorenz’in kazlarda tanımladığı yumurtadan çıkışla birlikte hareket eden nesnenin izlenmesi ile kurulan koşutluk içinde birincil bağlanma ilişkisi tanımlanabilir.

          b. Ayrılık durumlarında ortaya çıkan “Yakınlık Arayışı”: Ayrılık bebek için dayanılmazdır; ayrılanın  yerine bir başkasının konulması için arayış içine girer.

          c. Bağlanma güveni doğurur. Böylece “Araştırıcı Davranış”ta bulunulur. Bağlanma ile araştırma arasında karşılık ilişki vardır. Bağlanma olunmadan araştırıcı davranış oluşamaz.

         d. Ayrılık durumlarında “Ayrılık Protestosu” ortaya çıkar. Bağlanılan nesnenin kaybolmasına dayanılamaz ve bu durum protestoya yol açar.

          e. Bağlanılan ile kurulmuş olan etkileşimin belirlediği “İçsel Çalışma Modeli” vardır ve bebek bununla dış dünyaya açılır. Kurulan içsel çalışma modeli dış dünya ile kurulacak olan ilişki modelini oluşturur.

          f. Bağlanma bebeklik ve çocuklukla sınırlı değildir. Yaşam boyunca sürer, bağımlılıktan ayrılığa, ham bağımlılıktan olgun bağımlılığa ulaşılır.

Yaşamın ilk 2 yılını kapsayan bağlanma sürecini dönemlere ayırmak gerekirse doğumdan 8-12 haftaya kadar uzanan ilk dönem bağlanma öncesidir. Bu süreç içinde bebek anneye yönelmiştir, annenin uyaranlarıyla hareketlenir.

Bağlanmanın ilk işaretlerinin ortaya çıktığı ikinci dönem 8-12 haftadan 6. aya kadar uzar, bağlanmanın oluştuğu dönemdir. Bağlanmanın tam olarak gözlendiği 3. Dönem 6-24 aylar arasıdır. Bu sürede bebek anneden ayrıldığında ağlar, huzursuzluk işaretleri gösterir, annenin dönmesi ile birlikte veya annenin dönüşünden emin olduğunda ağlama sonlanır. 25 nci aydan sonra anneden bağımsız olan bebeğin annesiyle geliştirdiği karmaşık ilişki vardır.

          Bağlanma için anne-bebek arasındaki sürecin özellikleri şunlardır:

a.      Erken ikili ilişki (memelilerde ve kuşlarda olduğu gibi)

b.     İlk sosyal nesne olan annenin duyarlı ve etkileşilebilinen özellikler taşıması. Anne, bebek için temel alanı hazırlar ve bebek bu temel alanda ruhsal gelişmesini yapar, onun isteklerini karşılar, ona uygun koşullar bulur.

c. Erken dönemde ben-diğer ayrışması: Bağlanmanın getirdiği birliktelik içinde bebeğin bağımsız davranmayı denemesi için uygun koşulların sağlanması ve bu denemelere olanak sağlanması.

d. Erken güvenli-temel tutum: 12 nci ay sırasında hareketlenme (emekleme-yürüme) ile başlar. Ancak bu özellik hareketlilik öncesinde bilişsel düzeyde ortaya çıkar. Evin alansal olarak tanınması, annenin özgül davranışlarını bekleme, annenin bebeğin uyarılarına yanıt vermesi ve annenin oyunlarında bebek tarafından kullanılması

e. Ayrılık protestosu: 12-30 ncu aylar arasında gözlenir. Anneden ayrılma ile birlikte ikili ilişkinin bozulmasını taşıyamama, ikili ilişkiyi oluşturmak için anneyi ilişkiye davet etme.

f- Güvenli-temel tutumun pekişmesi.

g- Diğer kişilerle ilişkinin olgunlaşması.

h- Güvenli-temel tutumun anneden ayrı başka kişilere aktarılması.

Bağlanma duygusal bir bağdır ve bir kişiyi diğerine bağlar. Bağlanma toplumsal özelliklere göre değişebilir.

Bebek doğum ile duygusal alanın üyesi olur. Bebek bu duygusal alan içinde büyür. Annenin sunduğu duygusal alan bebeğin gelişmesi için önemli bir koşuldur. Konuşma öncesi oluşturulan duygusal anne-bebek ilişkisi özel bir anlam taşır.

Bebek-anne bağlanmasının gebelikte başladığı da bildirilmektedir. Ancak bunun değerlendirilmesi güçtür.

Bebeğin doğum ile birlikte çok etkin bir biçimde toplumsal ve fizik dünyada yerini aldığı, seçme hakkında sahip olduğu, annenin sundukları dışında kendisinin etkin katılımı ile bedensel ve ruhsal işleyişini düzenlendiği, homeostazisini kurduğu belirtilmektedir.

Bağlanma sürecinde; anne kendisi bebekken, annesine bağlanmasının yarattığı güçlükleri ve çatışmaları yaşayabilir. Buna “İmge bebek” kuramı denilmektedir.




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

 Her ailede zaman zaman yaşanan veya yaşanma ihtimali olan, eşlerin arasındaki anlaşmazlık özellikle küçük yaşlardaki çocukları etkiler. Hele ki tanık olduğu ilk tartışma çocuk için sarsıcı olabilir.

Dalgınlık ve gece korkuları şikayetiyle Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu’na götürülen 8 yaşında bir kız çocuğu, bunun iyi bir örneklerinden biri. Şikayetleriyle getirilen kız çocuğunun ailesiyle yapılan görüşmelerde; bir gece [...]

Önceki Yazılar

ERGENLİK DÖNEMİ

GİRİŞ

Gelişim psikolojisinde; ergenlik çağı için kesin bir yaş dilimi verilmemekle beraber, kızlar için 13-18, erkekler için 12-21 yaş sınırını içine almaktadır. Ancak son zamanlarda gelişim psikologları ergenlik çağının 25 yaşına kadar devam edebileceğini belirtmektedirler.

Ergenlik çağı; çocukluktan yetişkinliğe geçiş hazırlıklarını içine alan bir gelişme dönemidir. Ergenlik öncesi dönem, ani bir boy artması özelliklerinin belirmesiyle başlar. [...]

Sonraki Yazılar

Arşivler
 
Aralık 2011
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Kas   Oca »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031