Adem Esen
BİR İNSAN HANGİ LİMANA ULAŞMAK İSTEDİĞİNİ BİLİYORSA, ONUN İÇİN HER RÜZGAR UYGUNDUR.

ERGENLİK DÖNEMİ

Aralık 27th 2011 ÇOCUK VE ERGEN PSİKOLOJİSİ

ERGENLİK DÖNEMİ

GİRİŞ

Gelişim psikolojisinde; ergenlik çağı için kesin bir yaş dilimi verilmemekle beraber, kızlar için 13-18, erkekler için 12-21 yaş sınırını içine almaktadır. Ancak son zamanlarda gelişim psikologları ergenlik çağının 25 yaşına kadar devam edebileceğini belirtmektedirler.

Ergenlik çağı; çocukluktan yetişkinliğe geçiş hazırlıklarını içine alan bir gelişme dönemidir. Ergenlik öncesi dönem, ani bir boy artması özelliklerinin belirmesiyle başlar. Ayrıca zihinsel ve toplumsal değişme ve olgunlaşma dönemidir. Bu yaşlarda çocuk yetişkin beğenisinden çok, yaşıtlarının beğenisini kazanma yolundadır. Erkek çocuklar daha çok dışarıya bağımlı, kızlar olgun evcil bir görünüme bürünmüştür. Her iki cinste kendi cinsel kimliğinin niteliklerini kazanma yolundadır.

Ergenliğin ilk yıllarında birey ne çocuktur ne de gençtir. Bu nedenle ona “Yeniyetme” ya da “Delikanlı” denilmektedir. Kişi bu dönemde çelişkili ve tutarsız davranışlarda bulunurken, ergenliğin son dönenlerinde tutarlı ve belirgin davranışlar geliştirirler.

Cinsel kimliği tam olarak benimseyememiştir. İlk çocukluk çağından başlayarak kendi cinselliği ile ilgili özdeşimi kendi ana-baba modellerine ve onlarla olan ilişkilerine göre biçimlendirmiştir.

Çocuğun sıcak ve tutarlı ilişki kurabilen bir ebeveynle özdeşim kurması kolay olmaktadır. Evde küçümsenen, iyi muamele görmeyen bir çocukta özdeşim kusurlu olur. Kadın ve erkek rollerinin kesin sınırları belli olan ailelerde, kişinin kendi cinsiyeti ile ilgili davranışlar geliştirmesi daha sağlıklı olmaktadır.

Evde kendi cinsinden bir büyük kardeşin olması, ailenin karşı cinsten bir evlat sahibi olmaya duyduğu özlemi sözlerinde ve çocuğun dış görünüşünde yansıtması cinsel kimliğin gelişimini etkiler.

Ergenlik yıllarında güven ve güvensizlik duygularının dengeli olması, daha önceki yıllardan getirdiği kişilik yapısını etkiler. Bebeklik çağından başlayarak ergenlik yıllarına kadar getirdiği kişilik yapısında temel güven duygusu yerine, temel güvensizlik, başarısızlık, suçluluk, başarı yerine yetersizlik duygularıyla yoğrulmuş bir benlik geliştirildiyse ergenlik döneminin bunalımları ile daha çok sorun yaratacaktır.

Suç işleme, intihar olayları ve ruh hastalıklarının ilk nöbetlerinin görülmesi; güvensiz ve sağlıksız bir kişilik yapısının iç ve dış kaynaklı zorlamalarının karşısında sağlıksız çözüm yollarıdır.

Erinlik döneminde çocukluktan getirdiği alışkanlıkları terk etmesi yakınları için bir yakınma konusu olmaktadır. Asi, hırçın, karamsar, ders çalışmayan, süse düşkün, yalan söylüyor gibi yakınmalardan başka, tırnak yeme, ukalalık, oburluk, dikkatsizlik yetişkinleri kaygılandırıcı davranışlardır.

Ergenliğin ilk yıllarında; çocukluktan getirilen bu alışkanlıklar onun ihtiyacına cevap vermediği için, eski görünümünü kaybedip gevşer. Sonunda eski alışkanlıklarını yani yetişkinlerin beğendiği toplumsal kurallara uygun davranışları terk ederler. Yeni gereksinimlere doyum getiren ve toplumsal kurallarla çelişmeyen davranışlar kazanmaya kadar pek çok yenilgiye düşerler. İçe dönmesi ve çevresine yabancılaşması bu dönemde görülür. İlk yıllarda görülen bu kararsızlık ve tutarsızlıklar normal ve ağırlıklı bir kişilik gereksiniminin geçici görüntüsüdür.

Ergenliğin ilk yıllarında yetişkin otoritesine başkaldırma şeklindeki bağımsızlık ihtiyacı ile cinsel kimliğin kabulüne ilişkin ihtiyaçlar tam çözüme ulaşamamaktadır. Fakat kişi kendini arkadaş dünyasının içinde bulur. Böylece dikkatini kendi üzerinden bir ölçüde uzaklaştırır. Yavaş yavaş cinsel isteklerini kendi denetimi altında tutmaya ve cinsel kimliğini özümlemeye başlar. 

Ergenlik öncesinde karşı cinsi reddetme ve ergenlik yıllarında bu ilgiyi gizleme yerine karşı cinsin beğenisine ihtiyaç duymaktadır.

Ayrıca ekonomik bağımsızlığı için meslek seçimi üzerinde ciddi bir şekilde düşünür. Dış çevreden baskılar arttığında da yeteneklerini gözden geçirmeye çalışır.

Yetişkin olma yolunda kendisi için kimlik geliştirme çabaları yetişkinlerden çok arkadaşlarına göre yönetilir. Bu ait olduğu arkadaş çevresine tam bir uyum ise sınırlı bir benlik tasarımının gelişimine neden olur.

Ergenliğin sonuna doğru kişi ben merkezliden çok problem merkezli hale gelmiştir. Toplumsal değerlere ve toplumsal olaylara karşı ilgisi artmıştır.

Ergenin yetişkin otorite ile çelişkiler içinde bulunduğu bu dönemde yetişkinlerin onu kabul etmesi, saygı ve anlayış göstermesi gerekir.

Yetişkin dünyası ve yakınları ergene bağımsız davranma fırsatı vererek, onun kendi kendine karar verme, kendisine dayanma ve güvenmesini sağlayacak yaşantılar geçirmesine özen göstermelidir.

Ergenlik değişimin ve gelişimin en fazla olduğu dönemdir.

Ergenlik Çağı Ne Zamandır?

Ergenliğin ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiği çeşitli görüşlere göre tartışmalı ve değişiktir. Kabaca söylenecek olursa, ergenlik buluğ ile başlar ve gencin erişkinliğe varmasıyla da biter. Ama bu gerçekte ne zamandır? 1889′da İngiliz yazarı Thomas da Quincey şöyle diyordu: “Erkeklik ne zaman, hangi testle, hangi işaretle başlar? Fiziksel olarak bir ölçüye, yasal olarak bir ölçüye, ahlak açısından bir üçüncü, düşünsel açıdan da bir dördüncü ölçüye göre başlar, oysa hiç biri de kesin değildir.” Aslına bakılırsa, bu deyişte büyük gerçek payı vardır. Çocuk büyüyüp de fiziksel, biyolojik olgunluğa erince 13-14 yaşlarında biyolojik bakımdan erişkin fonksiyonlarını yapabilecek duruma gelmiştir. En azında cinsel fonksiyon söz konusu olduğunda bu böyledir. Buna rağmen, bu yaşta hatta daha sonraki yaşlarda bu genç insan bazı toplumsal kurallar ve yasalar açısında erişkin işlevlerine yetkili sayılmamaktadır. Örneğin; kişi bazı ülkelerde 18, bazılarında 21 yaşına gelmeden reşit sayılmaz. Bankadan parasını çekemez. Yasal açıdan özerk değildir. Nerede oturacağına kendisi karar veremez. Yasal işlemler karşısında bir veli tarafından temsil edilir.

Bugün biyolojik ve psikolojik olarak erinlik çağını 10-12 yaşalar ile 16-18, hatta bazı hallerde 20 yaşlar arasındaki dönem olarak kabul ediyoruz.

Ergenlik çağını kendine özgü görevleri, istekleri ve uyum olanakları olan üç belirgin döneme ayırıp, ayrıca her dönemi de kendine öz cins, ırk ve sosyal sınıf ayrıcalıkları bakımından incelemek yararlı olur. Ergenlik evrenindeki bu ayırım yetersizliği aslında bu kavramın yeniliğinden gelmektedir. Ergenliğin kültürel açıdan tanınması endüstri devriminin bir yan ürünüdür. Endüstri devriminden önce artık biyolojik açıdan çocuk olmayan, fakat erişkin rolüne de, özellikle iş ve meslek bakımından, hazır olmayan böyle bir ara sınıf yoktu. Eskiden kişi biyolojik değişimiyle birlikte yavaş yavaş çocuklukta erişkinliğe geçer ve bu her iki dönemde birbiriyle sürer giderdi. Ayrıca, erişkinliğe hazırlıkta yavaş yavaş hatta daha çocukluk yıllarından başlayarak ilerler ve çocuklar ilerde benimseyecekleri erişkin rolleri doğrudan doğruya gözlemleyerek öğrenirlerdi. Bazı ilkel gruplar da bir takım törenler ve sınamalar da bulunup çocukluktan erişkinliğe geçişi belirlerlerdi.

Toprakla uğraşan ve geniş aile geleneğinin hala egemen olduğu kırsal kesim toplumlarında ergenlik başlı başına psikolojik ya da sosyal bir olay olmazken, endüstrileşmiş tüketici, kentsel kesim toplumlarında ergenlik çağı sorunları önemli boyutlara ulaşmış olarak belirmektedir.

Ortalama insan yaşamının hemen hemen 1/10′unu kapsayan bir dönem olan ergenlik çağı kişinin yaşamının önemli değişikliklerini içeren bir çağdır. Ergenliğin başlangıcında kişinin biyolojik durumunda, sonunda ise, psiko-sosyal durumunda bir değişiklik bulunmaktadır. Böylece bu dönemin başlangıcı da, sonu da birer kişisel kriz demektir. Dolayısıyla, bugün artık oldukça uzun bir süre içinde kabul edilen ergenliği “erken”, “orta” ve “geç dönem”ler olarak ayırt etmek olasıdır.

Erinlik Belirtileri:

Ergenlik Çağında bedende önemli değişmeler olmaktadır. Çocukluk çağı özelliklerinden yetişkinliğe geçiş bahis konusudur. Beden değişmelerinin büyük bir kısmı ergenlik devresinin ilk safhası olan erinlik çağında vuku bulur. Erinlik çağından sonra devam eden beden gelişmeleri ise yavaş cereyan eder.

Buhler cinsiyet organlarının gelişmesiyle davranışlarda meydana gelen değişmeye dikkati çekmiş ve bu yıllarda, beden değişmelerinin olumsuz ve yetersiz intibaka sebep olduğu üzerinde durmuştur. Ergenin davranışlarını etkileyen bu beden değişmelerini şu erinlik belirtileri teşkil etmektedir.

Kıllar: Erinlik çağına girişte bedenin belirli yerlerinde kıllar büyür ve ergenlik sonlarında bükümlü hal alır.

Ay Hali: Yüzyıllar boyunca kızlarda ay halinin cinsi olduğunun işareti olduğuna inanılmıştır. Bilimsel araştırmalar, ay halinin erinlik çağının başı veya sonunda vuku bulmadığını ve bu olayın erinliğin yanını gösterdiği ifade etmektedir. Ay halini takiben “ergen kısırlığı” buna delil olarak gösterilmektedir. Bu devre 6 ay veya daha uzun sürer ve bu süre içinde yumurtalıklarda olgunlaşma olmaz. Buna göre ay halinin, cinsi olgunluğa delil teşkil ettiği söylenemez.

Islak Geceler: Halk arasında erkek çocuğun cinsi organlarının gece salgı yapması onun cinsi yönden olgunlaştığına bir delil olarak görülür. Uyku esnasında penis, spermi havi sıvı çıkarır. Erkeğin üreme organının bu şekilde fazla semeni dışarı atması normaldir. Ancak bu her çocukta vuku bulmayabilir ve ayrıca bu salgıların erinliğin başlangıcında değil, fakat ortalarında vuku bulduğuna işaret etmek gereklidir.

Akıl Dişi: Akıl dişinin çıkmasını erinlik başlangıcı olarak görenler olmuştur. Ancak erinlik devresinin başlangıcını gösteren sağlam bir işaret değildir

TEMEL ÖZELLİKLERİ

Ergenlikte ilkokul çağındaki dengeli uyumlu çocuğun yerine oldukça tedirgin kuruntulu güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir ergen gelir

             *Duygular çok çabuk iniş çıkışlar gösterir.

            *Çok çabuk sevinir

           *Çok çabuk üzülür

           *Aniden sinirlenir.

           *Tepkileri önceden kestirilemez.

            *Derslere ilgisi azalabilir.

            *Çalışma düzeni bozulabilir.

            *Bencilleşebilir.

            *İstekleri artar.

            *Asi olur konan yasakları saçma bulur. Akşamları eve geliş saatini saçma bulur.

            *Kendine tanınan hakları az bulur.

            *Gürültülü müziğe bayılırlar.

            *Süse ve giyime düşkünlük gösterirler.

            *Asi olur. Konan yasakları saçma bulur. Akşamları eve gelme saatine itiraz eder.

            *Kendisine konan hakları az bulur.

*Gürültülü müziğe bayılır.                

             *Süse ve gürültülü müziğe bayılır.         

            *Genç kızlar ayna başında saatler geçirir. Bir sivilceyle saatlerce uğraşır.

            *Erkekler boyasız ayakkabılarına bakmazlar saçlarını uzatır ve devamlı tararlar.

            *Uzun boy kısa boy sorun olmaya başlar.

            *Erkekler kızlara açıktan kızlar erkeklere gizliden ilgi duymaya başlar.

            *Odalarına kapanıp yalnız kalmak isterler. Kardeşlerini yanlarına sokmak istemezler. Tersleyip uzaklaştırırlar

            Duvarlara film yıldızlarının resimlerini yapıştırırlar.

            *Telefon tutkusu başlar arkadaşlarıyla uzun uzun gizli gizli konuşmaya başlarlar.      *Çocuk büyümek için sabırsızlanır ancak birden çocuksu davranışları bırakamaz.

            *Bocalayan çocuk ana babasının çelişkili davranışıyla iyice bocalar. Örnek: Kardeşine sataşan ağabeye babası `Utanmıyor musun koskoca adam oldun der.`    Öte yandan, sen daha o kadar büyümedin tek başına maça gidemezsin der,

            *Arkadaşlarından dert ortağı seçer sırdaş seçer.

*Ergen bu çağda özdeşim kuracağı bir model seçer, öğretmen, sporcu, şarkıcı, sinema oyuncusu, siyasal önder. Onların benzemek istedikleri kişilerdir

*Soyut kavramları daha iyi anlar kullanır. Politika ve toplumsal konularda görüş bildirir.

*İDEALİSTİR

*HAYALCİDİR

*COŞKULUDUR

RUHSAL / ZİHİNSEL ÖZELLİKLERİ

Ergenlik farklı gelişim alanlarında birçok değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir. Aileler genellikle bu değişiklikler karşısında endişeli ve kafaları karışmış durumda olurlar. Anlatılacaklarla ergenlik döneminde ortaya çıkan düşünce tarzlarını görmüş olacaksınız ve onları anlamanız, onların davranışlarına ve düşüncelerine anlam vermeniz kolaylaşmış olabilecektir. Şimdi bu düşünce tarzlarına bakalım;

1)Son çocukluk dönemindeki çocukların düşüncesi, gördükleri nesneler ve olaylarla yönlendirilebiliyordu ve tamamen somuttu. Ergenler ise somut düşünmenin yanında aynı zamanda soyut olarak da düşünebilmektedir. Soyut konularla saatlerini geçirebilirler. Örneğin, birisine âşık olduğunu nasıl anlarsın? Gerçek arkadaş nasıl olur? Yalan söyleyip hala da güvenilir bir insan olabilir misin? Gibi

2)Ergenler, herhangi bir problem çözme durumunda mümkün olan bütün alternatifleri düşünebilir. Örneğin; A’ nın çözeceği problem okul sonrası çalışma isteğini ailesine kabul ettirebilmek olsun. Bu isteğe ailesi negatif tepki verdiğinde ne tür itirazlar gelebileceğini önceden tahmin edebilir ve bu itirazları çürütmek için önceden hazırlanabilir. Yani çalışma isteğine karşıt ailesinin öne süreceği bütün alternatifleri önceden düşünüp buna hazırlanabilir.

3)Şimdi şu paragrafa bakalım: Yüksek dağlar üzerinden kahraman pilotlar uçabilir. Bir gün, Alpler üzerinden uçan bir pilot teleferiğin kablosuna çarparak kabloyu kesti. Bazı arabalar uçuruma düştü ve birçok insan öldü. Pilot dikkatsiz miydi? Neden?

Son çocukluk dönemindeki çocukların cevabı, ‘Evet, dikkatsizdi. Çünkü kabloya çarptı.’ `Hayır, dikkatsiz insanların pilot olmasına izin verilmez’ gibi daha az kapsamlıdır. Oysa ergenler ‘Belki pilot oraya bir teleferik inşa edildiğini bilmiyordu. Eğer bunu bilseydi, daha yukarıdan uçmaya çalışırdı.’ ‘Belki görüş açısı dardı. Eğer o gün çok sis olduysa o zaman pilotun kazayı önleyebilme şansı olmazdı’ gibi daha kapsamlı açıklamalar getirebilirler. Ergenler bu özellikleri dolayısıyla bir konuyu daha etkili tartışabilirler. Çünkü konuya birçok açıdan yaklaşabilirler. Yetişkinlere burada düşen görev: ergenlerden çeşitli konularda görüşlerini almak, onları desteklemek ve cesaretlendirmek olacaktır.

4)Ergenlerin düşüncelerinde benmerkezcilik hâkimdir. Yani, kendileriyle yoğun bir şekilde uğraşırlar. Benmerkezci düşünceye işaret eden birçok ergen davranışı tarif edilmiştir. Şimdi birer birer bunları görelim.

A)Ergenlerin kendi düşüncelerinin, duygularının, yaşantılarının diğer insanlarınkinden tamamen farklı olduğuna dair yanlış bir inançları vardır. Örneğin; A kız arkadaşından ayrılmıştır ve annesine kesinlikle kendisinin ne hissettiğini anlamadığını söyler. Hâlbuki annesi de geçmişte böyle bir şey yaşamış olabilir.

B)Ergenlikte genç bireyler, ideal dünyayı hayal edebilme yeteneğine sahiptirler. Aşırı sevgi ya da saygı gösterdikleri kişiler artık onların mükemmel diye düşündüklerinden uzak düşmüştür ve bunu dile getirmek konusunda kendilerini mecbur hissederler.

C)Ergenler kendilerinin zarar görmekten sihirsel bir şekilde korunduklarına inanırlar. Örneğin uyutturucularla deneyimleri olan ergenler, asla müptela olmayacaklarını düşünebilirler. Çünkü onlar, zarar getirecek bir durumdan akıl almaz bir şekilde korunduklarını düşünürler. ‘Böyle şeyler sadece başkalarına olur, bana olmaz ergenlerin çoğu zaman nasıl risk aldıklarını açıklamamızda bize yardımcı olan bir varsayımdır.

D)Ergenin her nerede olursa olsun herkesin gözünü dikip kendisine baktığına dair yanlış bir inancı vardır. Herkes onu seyrediyordur ve onu değerlendiriyordur. Adeta, hayali bir seyirci vardır ve bütün dikkatini sahnede olan ergene vermiştir. Bu nedenle A, ailesinin fısıltılı konuşmasını duyunca kendisi hakkında konuştuklarını ve B, bazı erkek çocuklarının yanından gülerek geçtiklerini gördüğünde kendisiyle alay ettiklerini düşünebilmektedir.

E)Ergenler, yaşamın hemen hemen neredeyse her yönünde seçeneklerin birden fazla olduğunu öğrendiklerinden karar vermekte problem yaşayabilmektedir.

F)Ergenlerin mükemmeli ifade etmek ve buna karşıt davranmak arasındaki farkı ayırt edemedikleri olur. Yani, A kirlilik karşıtı protestoda yolları kirletebilir, Zeynep barış için yapılan bir yürüyüşte saldırgan tavırlar sergileyebilir.

Ergenler kendilerine ait teorileri konuştukça ve başkalarının teorilerini dinledikçe olgunlaşmış bir düşünce seviyesine ulaşacaktır. Düşüncenin olgunlaşmasında nörolojik gelişim önemlidir. Zira bu dönemde beyin artık gelişmiştir. Burada önemli olan diğer bir nokta da; kültür ve eğitimdir. Kültürel ve eğitimsel yönden teşvik edilen çocuklar, bu saydığımız özellikleri, edinmeleri gereken zamandan belki de daha erken kazanacaklardır. Dolayısıyla, çocukların kültürel ve eğitimsel yönden teşviki önemlidir. Ayrıca, çocuk ve gencin erişkinler gibi düşünmediklerini hiçbir zaman gözden uzak tutmamak, gereken sabır ve ilgiyi göstermek, onlara zaman tanımak zorundayız.

  • Ezber yeteneği aritmetik yeteneğinden daha önce doruk noktaya ulaşmaktadır.
  • Sözel bilgilerin gelişmesi muhakemeden önce gelişmektedir.
  • Kavramsal yetenek ve karmaşık zihinsel yetenek daha sonra gelişmektedir.
  • Ancak sözel yetenek orta yaşlara kadar sürmekte, matematik ise daha erken dönemde doruk noktaya ulaşmaktadır.

 

Zeka ile kişilik arasındaki ilişkiye değinelim.

            *Çok zekiler çok başarılıdır diye bir şey yoktur. Çünkü genel zekanın yanında özel yetenekler ve bunları değerlendirme ortamının olup olmaması ve kişilik özellikleri de sonucu etkiler.

            *üstün zeka ile ruh sağlığı eş anlamlı sayılmamalıdır. Zeka ruh sağlığının güvencesi değildir.

11 yaşından sonra mantıksal düşünme yetişkinler düzeyine erişir. Görüş alışverişi ve tartışma çocuğun yaşamında önemli bir yer almaya başlar. Toplumun gelenek ve göreneklerine, kurallarına karşı tutumu değişir. Bunların değişmez olduklarını düşünen çocuğun tersine, genç bunların yetişkinler tarafından kararlaştırıldıklarını ve değişik gruplara göre farklılıklar gösterebileceklerini kavrar.

Bu devrede, kontrol konusunun, özellikle aile ilişkilerini belirgin biçimde etkilediği görülmektedir. Bu devrede, kontrol, hem gençler hem de ana babalar açısından bir sorun olabilmektedir. Gençler özellikle kendileri ile ilgili konularda kontrolü ele geçirmeyi istemekte, ele geçirebildiklerinde de, nasıl kullanacakları konusunda güçlük çekebilmektedirler. Ana babalar ise kontrolü çocuklarına hangi alanlarda, hangi yaşlarda ve ne oranda bırakmaları gerektiği soruları ile başa çıkmaya çalışmaktadırlar.

Ana ve babaların, ergenlikte hem çocukları için önem kazanan konulara, hem de onların kendilerine ters düşen davranışlarının, bilişsel gelişmeleri ve benlik arayışlarından kaynaklandığını bilmeleri, çocukları ile ilişkilerini olumlu yönde etkileyebilir. Örneğin, sık sık yeni heveslere kapılıp vazgeçmenin, çocuğun sorumsuzluğundan değil, içinde bulunduğu dönemin kimlik arayışından kaynaklanabileceğini bilmek, ana babaların çocuklarına bakış açılarını ve dolaylı olarak davranışlarını etkileyebilir. Bazı ‘ileri’ görüşlü ana babalar, gencin özgür olma isteğini kabul edip üzerinde hiç kontrol kullanmayabilirler. Bu türden davranışlar çocuk tarafından ilgisizlik ve reddetme olarak algılanıp olumsuz sonuçlara (okuldan kaçma, kavga, içine kapanma…) yol açabilir. Ana babalar gencin bu dönemde kendilerinden duygusal destek beklediğini, ana baba ilişkisinin arkadaşlık ilişkisinden özel ve farklı bir yeri olduğunu unutmamalıdır. Özellikle erkek çocuklar için babanın destek ve dostluğu çok önemlidir.

Ergenlikte gençler bağımsızlıklarını bulmaya çalışır, ancak bunu yaparken ailenin desteğine gereksinim duyarlar.

AHLAKİ ÖZELLİKLERİ

Somut düşüncenin hakim olduğu ilkokul yıllarında çocuk doğru ve yanlış davranışı karşılıklı çıkara göre değerlendirir.

Örnek: Kardeşinin bardak kırdığını annene söyler misin diye sorulduğunda, “ söylemem söylersem ben kırınca da o söyler.”

Ergenlik çağında mantıklı ve soyut düşüncenin başlamasıyla ahlak değeri gelişir. Ergen işlenen bir suçun bilerek mi bilmeyerek mi yapıldığına bakar. Kişinin niyetine göre yargıya varır.

Örnek: Bir çocuğun birisi bilerek bir bardak kırmış kardeşi de kaza sonucu tepsiyle taşıdığı beş bardağı bilmeyerek kırmış. Hangisi daha suçludur diye sorulunca çok bardak kıranın daha suçlu olduğunu söyler. Oysa ergenliğe doğru tek bardak kıranın daha suçlu olduğu savunulur.

Bu dönemde iyi davranış artık başkalarını da sevindiren başkalarınca onaylanan davranıştır.

Yanlış davranmaktan ceza korkusuyla değil kendisi uygun bulmadığı için kaçınır. Uygun davranışı hem kendi yararına hem de toplumun değerlerine de uyduğu için benimser.

Bir sonra ki basamakta genç ahlak değerinin yere zamana ve koşullara göre değişebildiğini bunların göreceli olduğunu kavrar.

Örneğin: bir babanın hasta oğluna ilaç alacak parası yok. Doktorun yazdığı ilacı almazsa çocuk ölecek, baba ilaç parası bulabilmek için hırsızlık yapıyor ve çocuğunu kurtarıyor. Bu babanın davranışı için ne düşünürsün gibi sorular sorulunca, hırsızlık suçtur onun için babanın davranışı yanlıştır derler. Oysa ergenlik çağında bir genç şöyle yargıya varabilir. Babanın davranışı yasalara göre suçtur, ancak kendi çıkarı için değil çocuğunu kurtarmak için suç işlemiştir. Çocuğu ölüme bırakmak daha büyük bir insanlık suçudur. Bu nedenle babanın suçu affedilebilir.

DUYGUSAL / SOSYAL / CİNSEL /FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ

Ergenin duygusal dünyasında bazı çelişkiler dikkatimizi çeker. Yalnızlıktan duyulan hazzın yanı sıra, bir gruba katılma özlemi, yetişkini hor görme ama ona dayanma, endişe ve umutsuzluğa karşın geleceğe coşkuyla yöneliş, bu evrenin belirgin çelişkili duyguları arasında sayılabilir.

Ergenin duygusal tepkilerini etkileyen başlıca faktörler sağlık durumu, zeka düzeyi, cinsiyet, okul başarısı ve sosyal kabul düzeyidir. Özellikle sağlık koşuluyla duygusal tepkiler arasında önemli bir ilişki vardır. Kötü sağlık koşulları bünyeyi aşırı duygusal kılabilir.

Bu dönemde duygular ergenin tüm yaşamında etkili olurlar. Küçük bir kırıklık ergenin yakın çevresindeki ilişkilerini doğrudan etkiler. Duyguların şiddetlenmesi sonucu, gerginliğin doğurduğu belirli alışkanlıklar görülür. Bu alışkanlıklardan en yaygın olanı, iyi uyum sağlayamayanlarda görülen tırnak yeme alışkanlığıdır. Gerginlik azaldıkça ve genç dış görünüşüne önem vermeye başladıkça, tırnak yemede de belirgin bir azalma görülür.

Ergenlik Döneminde En Sık Rastlanan Heyecan Biçimleri

KORKU: Ergenler için özellikle bilinmeyen şeyler korkunun doğmasına temel nedendir. Ergenin ilgilendiği faaliyetlerin sonucunu kestirememesi de korkuya neden olabilir.

ENDİŞE: Gerçek nedenden çok, hayali nedenlerden oluşan korku tipleridir. Korkulan durumun zihinsel düzeyde prova edilerek yinelenmesi, endişenin en büyük karakteristiğidir.

Cinsel olgunlukla birlikte, endişelerin de farklılık gösterdiği dikkatimizi çeker. Orta ve lise öğrencileri özellikle çeşitli okul sorunları hakkında endişe duyarlar. Dış görünüş ve arkadaşları arasında popüler olmama, endişe yaratan diğer konulardır.

ÖFKE: Ergenlik döneminde öfkeye neden olan uyarımlar genellikle sosyal kaynaklıdır.

Ergeni öfkelendiren konular şunlardır:

Alay edildiğinde, gülünç düşürüldüğünde, Tenkit edildiğinde, azarlandığında, Haksız yere cezalandırıldığında, İnsanlar ona hükmetmeye başladığında, İşleri ters gittiğinde, Özel eşyaları, kardeşleri ya da ana babası tarafından habersizce alındığında gençler öfkelenir.

SEVGİ: Ergenlikte sevgi, hoş ilişkiler kurabilen, kendini seven ve güven veren kişilere yönelmiştir. Aile üyeleriyle olan bağı azalmış ve arkadaşlarıyla olan bağı artmıştır. Ergenin sevdiği kişi adedi azdır. Bu nedenle sevgisi çok kuvvetlidir. Karşı cinse delicesine aşık olma, kısa süre sonra bu duyguyu yitirme sıkça görülen olaylardır.

Ergenliğin Tutum Ve Davranışlar Üzerindeki Genel Etkileri

1.Yalnızlık İsteği: Bu dönemde genç küsme ve ani kırgınlıklar nedeniyle, arkadaşlarından ayrılma isteği duyabilir. Evdeki işlere karşı isteksiz davranır. Odasına kapanır kimseyi görmek istemez. Duygu ve düşünceleriyle baş başa kalmak ister. Bazı gençler, büyüyen ve değişen bedeniyle kendini kabul edemediği, beğenmediği bu nedenle üzüldüğü için de yalnızlığı seçerler.

2.Çalışma İsteksizliği:  bu dönemde genç okuluna ve derslerine karşı isteksiz davranır. Notlarında düşme olur. Bunun sebebi gençteki bedensel büyümenin enerjisini tüketmesidir. Bu genci tembelliğe sevk eder. Bazı gençler, kendilerine yeterince güven duymadıkları için başarılı olabileceklerine inanmazlar ve gereği gibi ders çalışmazlar. Genel olarak bu yaşlardaki gençlerin ilgisini ders çalışmaktan çok başka şeyler çektiğinden de ders çalışmaya karşı isteksiz olurlar.

3.Disipline Karşı Direniş: Yetişkinlerle olan çatışma 13 yaşlarında en üst noktaya gelmektedir. Yasakları saçma, kendine tanınan hakları yetersiz bulur. Uyarıldığında ‘bana karışamazsınız ben çocuk değilim’ diyerek birden tepki gösterir. Ailedeki baskıdan çekinerek karşı gelemediği zaman küskün ve somurtkan bir tutuma girer. Yaş ilerledikçe bu zıtlık azalır, olgunluk ve hoşgörü artar.

4.Çekingenlik: Kendine güven eksikliğinden, hata yapma kaygısından ileri gelir. Kendinden ve yeteneklerinden emin olmayan genç başkalarınca beğenilmeme kaygısıyla aslında yapabileceği birçok işten ve insanlardan uzak durabilir. Bu durum gencin girişimciliğini ve birçok alandaki başarısını olumsuz yönde etkiler.

5.Fazla Hayal Kurma: Zamanlarının önemli bir kısmını hayal kurma alır. Özellikle ders çalışırken hayal kurma isteği güçlü bir biçimde ortaya çıkar ve zaman kaybına neden olur. Kişilik arayışı içinde olan genç, gerçek dünyada ulaşamadığı isteklerine ve üstünlük arzusuna hayaller vasıtasıyla ulaşıp mutlu olmaya çalışır.

6.Duygululuğun Artması: Karamsarlık, ufacık bir nedenle ağlamalar, alınganlık artan duygululuğun sonucu olmaktadır. Erkekler kızlara göre sinirlidirler. Kendilerinde olan huy değişikliği yetişkinlerce yüzüne söylendiğinde bu ergeni kimse tarafından sevilmiyor inancına götürür.

Ergen, toplumda saygınlık kazanmaya ve statü sahibi olmaya gereksinme duyar. Toplumsal uyum geniş ölçüde bu gereksinimin karşılanmasına bağlıdır. Toplumsal uyum zamanla kazanılmaktadır. Bu evrede birey kendi cinsinden oluşturduğu grup içinde faaliyetlerini düzenlemeye çalışır. Bu dönemde TOPLUMSAL GRUPLAŞMALAR etkinlik kazanır:

Klikler: İlgi ve yetenekleri benzeşen 3-4 samimi arkadaştan oluşurlar. Bu kliklerde duygusal bağlılık fazladır. Telefonda uzun uzun görüşme yapılır, sinemaya, tiyatroya, spor müsabakalarına beraberce gidilir. Klik kurallarına kesinlikle uyulur. Kurallar aile ile çatışsa bile yine de uygulanır.

Kümeler: En geniş ergen gruplarıdır. Önceleri aynı cinsten üyelerden oluşurken, daha sonraları her iki cins de aynı kümede yer alabilir. Küme içerisinde eş arkadaşlıklardan olabilir. Kümeleri oluşturan üyeler aynı toplumsal gruptan gelmeyebilirler. Bundan dolayı üyeler arasında samimiyet sınırlıdır.

Örgütlü Gruplar: Ergenleri bir araya getirebilmek için okullar, bazı dini ve resmi kuruluşlar genç grupları örgütlerler. Bu son yıllarda görülen bir durumdur.

Çeteler: Okula uyum sağlayamayan ve okulda arkadaş edinemeyen kız ve erkek ergenlerin kurduğu topluluklardır. Klik ve kümelere girmeyen bu gençler zamanlarını cadde ve sokaklarda boş dolaşarak geçirir ve genellikle aynı cinsten bazen her iki cinsten üyelerin bir araya gelmesiyle çeteler kurarlar.

Hepsi değilse bile çoğu topluma karşı davranışlar içindedir. Kendilerini kabul etmeyen toplumlardan öç alırcasına davranır ve bazen suç olacak eylemlere girişirler. Bu çetelerin başkanları kin ve hınç doludur. Çetesini, duygularının tatmini için kışkırtıp yöneltir.

Özdeşleşme

Bu dönemde ergen, çevresinde ‘onun gibi olmak’ istediği kişileri arar. Bu aileden, sevgi ve anlayış gördüğü bir kimseden, arkadaşlarından biri olabileceği gibi ünlü bir pop müzik sanatçısı da olabilir. Ergen, kim olduğunu, neye değer vereceğini, kime bağlanıp inanacağını, amacını bulmaya çalışır.

Ergen, içinde bulunduğu grubun idealleri ve sosyal standartlarıyla kendi davranışını değerlendirme durumundadır. Özdeşleşmenin oluştuğu ortamın toplumsal, ekonomik, kültürel özellikleri bir yandan kişiliği oluştururken, öte yandan kişilikle toplum arasındaki tüm ilişkilerin temeli olan özerklik ve sorumluluk kavramlarını biçimlendirir.

Kimlik Arayışı

Ergenlik döneminin en önemli sorunu kimlik arayışıdır. Bu dönende ergen, yavaş yavaş bir yaşam felsefesi, bir dünya görüşü ve inançlar geliştirmek durumundadır. Kişinin kimliğini açık seçik bulması, başkalarına ne denli bağımlı olursa olsun, kendini diğerlerinden ayrı bir varlık olarak algılamasına, ‘ben varım’ demesine bağlıdır.

Toplumda kadınla erkek için belirlenmiş ideallere, ilkelere ters düşmek ve bu duruma çevrenin hoşgörüsüz tutumu, ergenin üstünde olumsuz etki yapabilir. Burada üzerinde durulması gereken nokta şudur: ergenin kendi vücudunu algılaması, kendini nasıl gördüğüne bağlıdır.  Örneğin, güzel bir genç kız, ailede sevilmeyen bir akrabaya benzetildiği ve yıllarca ‘tıpkı onun gibisin’ dendiği için kendini itici sanabilir.

Yabancılaşma

Bazı ergenler, baskıları uzlaştırma yolunda mücadele edecekleri yerde, bunlara yenik düşerek yabancılaşma durumuna girerler. Toplumları içinde fiziksel olarak yaşayan, ama psikolojik açıdan toplumdan kopmuş olan bu bireyler, bir kimlik sahibi olmak ve toplumda özel bir yer kabul etmek istemezler. Bu gençlerin çoğu kimlik bunalımına ya da kimlik dağılmasına uğrarlar. Mesleki bir seçim yapamazlar, belli bir cinsel rolü üstlenemezler.

Yabancılaşma bir tek tutum ve davranışa bağlı olamaz. Birçok tutum ve davranış bir araya gelince kişinin sevilmemesine ve grup dışına atılmasına neden teşkil ederler. Bunlar şöyle sıralanabilir:

-Gösterişçilik

-Kabadayılık, kabalık

-Diğerlerine zıt gitmek

-Hep yanlış anlaşılma hissi içinde olmak ya da hep şikayette bulunmak

-Kin gütmek ya da hasetlik

-Çekimserlik

-Devamlı bahane bulmak gibi savunma mekanizmalarını kullanmak

-Diğerleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak

-İnatçı, asık suratlı olmak

Ergenlik, biyolojik değişmeyle başlar ve bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişmeyle son bulur. Ergenliğin başlangıcının en belirgin habercisi boy uzamasıdır. Erkekler doğumda kızlara oranla biraz daha uzundurlar. Kızlar ergenlik dönemine daha erken girdikleri için birkaç yıl bu avantajı kaybederler. Ancak ergenliğin orta ve son dönemlerine doğru yeniden kazandığı bu avantajı yaşam boyu sürdürür.

Ağırlık ve boy gelişimleri karşılaştırıldığında, ağırlık artışı, boy uzamasına paralel bir gelişim izler. Ağırlık artışı, kas ve kemiklerin büyümesiyle gerçekleşir. Erinlik dönemindeki iskelet yapısında 350 kemik vardır. Erişkinlikte ise bu kemik sayısı 206 ya düşer. Kemikleşme olgusu ergenlik yılları boyunca olgunlaşmaya kadar sürer. Yapılan çalışmalar kemikleşme derecesinin beslenmeyle yakından ilgili olduğunu göstermiştir.

Beden şekli ve oranlarındaki önemli değişiklikler, ergenlik dönemindeki fiziksel büyümenin karakteristiğidir.

15 yaşındaki ergen, bazı gelişim faktörlerini tanıyabilmekte ve bunların insanlar arası ilişkilerdeki etkisini bilmektedir. Örneğin kısa ya da çok uzun boylu olmak, çok şişman ya da çok zayıf olmak, ergenin grup içindeki statüsünü ve arkadaş ilişkilerini etkileyen önemli bir faktör olabilir.

Bencildir hem de fedakârdır. Bir lidere körü körüne boyun eğerken diğer yandan yetişkinlere isyan eder. Karşı cins tarafından beğenilmek ister.

Ergenlik çağı tek bir bilim dalı açsından anlaşılması ve tanımlanması güç bir devredir. Bu bilim dalı istek fizik, biyoloji, psikoloji, pedagoji, ister eğitim olsun, her birinin bir gencin gelişmesine katkısı olup, bireyde değişikliklerin yer aldığı çağdır.

Bu dönemlerde kanunlara karşı eylemler, intihar teşebbüsleri, duygusal taşkınlık ve tedirginlik hali ön planda görülür. Genç kızlarda intihar teşebbüsleri buluğ çağında en yüksek ortalama göstermektedir. Bütün bu olumsuz davranışların altında da anksiyete hali vardır

Gençlik çağı, kendini, öz kimliği arayış çağıdır. Genç kendini sürekli yeni bir örnek seçer. Kişilik geliştirirken yoluna çıkan örnek insanlarda kendi benliğine bir şeyler katar. Sevilen bir öndere bağlılıkla otoritenin bir çeşidine baş kaldırma arsında gider gelir. Başkalarına kaba ve düşüncesiz davranırlar. Ama kendileri çok duyarlı ve alıngandırlar. Kısacası ilk gençlik çağı oldukça fırtınalı dönemdir. Ancak kimi gençte bu dönem gürültülü geçer, kimisi de daha az çalkantı ile atlatılır.

Arkadaşlık ilişkileri toplumsal ilişkiler öncülük öder. Ergen artık aynı sınıfta, okulda ve mahallede olmanın arkadaş olmak için yeter bir neden olmadığını öğrenmeye başlamıştır. Kendine arkadaş seçerken veya başkalarına arkadaş olurken daha başka nedenleri olması gerektiğini anlamaktadır.

Ergenler de arkadaşlık kurma iki yönlü bir yol izler. Bir yandan ergen kendisine arkadaş olarak seçeceği kimseleri beğenmek, kendisi ile onun aynı şeylerden hoşlanmasını, kendinin yeteneklerine ve sosyal statüsüne uymasını, onun kendisine sağdık olmasını ister. Diğer yandan ise kendisinin arkadaşı tarafından beğenilmesi; onun hoşlanacağı şeylerden hoşlanması; ona vefalı olması, onun için bir çok fedakarlıklara katlanması, onun bazı kusurlarını kabul etmesi gerektiğini anlamaya başlar.

Ergen kendi arkadaşlarının seçiminde büyüklerinin karışmasını istemez. Dolayısıyla kendi seçtiği arkadaşlarını kötü olduğu hakkında ki büyüklerinin kanılarına veya sözlerine de şiddetle karşı çıkarlar. Ancak ergenin bir süre arkadaşı ile devam eden etkileşimi, onun bu kanısını değiştirebilir. Bu yüzden ergenliğin başlangıç yıllarında genç sık sık arkadaş değiştirirken son yıllarına doğru seçtiği arkadaşları ile daha uzun süre arkadaşlık ettiği görülür.

Ergenlikteki bedensel gelişmeler ergen tarafından kolay kabul edilmez. Gençler hızlı bedensel gelişmelerine karşı değişik tepki gösterirler. Kimisi toplu oluşuna kimisi de sıskalığına üzülür. Sivilceler de her iki cins tarafından büyük problem edilir.

Ergenlikteki bu yeni ve yoğun duygular ergeni allak bullak eder.

Gençler cinsel bilgilerinin çoğunu yaşıtlarından alırlar. Evlerinde ise genellikle bilgi yerine öğüt alırlar. Genç ile anne-baba arasındaki bütün konuşmalar genellikle sıkıntılı bir hava içinde geçer. Günümüz gençleri aslında bu konuda bir takım şeyler bilir. Fakat edindiği bilgiler arasında kopukluklar, çelişkiler ve yanlış bilgiler mevcuttur. Genç her şeyi bildiğini sanır, fakat kaygıları, cevabını bulamadığı sorular vardır. Bu konularda bilgi edinmek için güvenilir kaynaklara başvurması gerekmektedir.

GELİŞİM ÖDEVLERİ

Erinlik Döneminin Gelişim Ödevleri:

Bu çağ çocuğu;

Akranlarınca önem verilen oyunlarda beceri kazanmaya çalışır.

Bedenine karşı iyi bakım alışkanlıkları kazanır.

Cinsiyet konusunda ilgilerini gizli tutmayı öğrenir.

Soyut düşünme ve doğrudan doğruya, yaşanmamış fikirlerini semboller yoluyla kavraya bilme gücü gelişir. Kendi değer sistemi içinde ‘doğru’, ‘yanlış’ kavramları gelişir.

Dilin yazılı sembolleri ustaca kullanılır.

Yetişkinlerle gayri şahsi düzeylerde ilişki kurabilir.

Fiziksel ve sosyal çevreye çeşitli biçimlerde uyum yollarını öğrenir.

Genel ilkeleri soyut durumlara uygulayabilir

Küçük kaslar ilgilendiren beceriler kazanır.

Kendine özgü değerler sistemini araştırır.

Ergenlik çağında başarılması beklenen gelişim görevleri şöyle sıralanabilir;

1-Çocuk büyüme sırasında uygun bir bağımlılık-bağımsızlık tarzı geliştirmek zorundadır. Hem ailesine ve otoriteye itaat ederken hem de büyümüş bir kimse olarak hareket etmesini öğrenecektir.

2-Sevmesini, sevilmesini ve sevilen kişinin başkaları ile paylaşılmasını öğrenecektir.

3-Çeşitli sosyal gruplara dahil olmasını, bu ayrı gruplardaki farklı rolleri ve kendi rolünü öğrenecektir. 

4-Başkalarına ve topluma karşı olan ödevlerini kavrayacak şekilde bir vicdan ve ahlak anlayışı, değerler sistemi geliştirecektir.

5-Kendi cinsinin psiko-sosyal ve fizyolojik özelliklerini ve rolünü öğrenerek bu role göre davranışlar geliştirecektir.

6-Bedenindeki değişiklikleri bilmesi, bu değişikliklere uyum sağlamaya yarayacak özellikleri öğrenmesini sağlayacaktır.

7- Meslek seçimini yapabilme

8- Öz kimliğine ulaşabilme ve bunu kabullenme                                     

Bu görevlerdeki başarı ya da başarısızlık geniş ölçüde yetişkinlikteki uyumu ve başarıyı etkiler.
A) Bedensel Özelliklerini Kabul Etmek ve Bedenini Etkili Biçimde Kullanmak:

Ergenlik, bir dizi hızlı bedensel değişimle biyolojik olarak başlar; Bu değişimler büyük ölçüde bir insanın yetişkin boyuna, ağırlığına, bedensel ve cinsel özelliklerine kavuşmasını sağlar. Bunun sonuçlarından herkes hoşnut kalmaz. Bir kız ya da erkek çocuk, kendini çok kısa ya da çok uzun bulabilir. Umduğu kadar yakışıklı ya da güzel olmadığını düşünebilir. Buradaki gelişim görevi bedensel özelliklerini kabul etmeyi ve onları en iyisi sanmayı öğrenmektir.
B) Eril Yada dişil Bir Toplumsal Rolü Gerçekleştirmek:

Hala değişen bir dünyada bu görev bir ergenin bugün yapmak zorunda olduğu dönemlerin en önemlilerinden birini oluşturmaktadır. Bu davranış tarzını açıkça eril, diğerini açıkça dişil olarak etiketlediğimiz, yıllarda “bir erkek ya da kadının en uygun davranışı nedir?” sorusunu yanıtlamamız kolaydı. Oysa bugün birçok kişi cinsler arasındaki benzerlikleri farklılıklardan daha fazla vurgulamaktadır. Kumaş pantolonlar, blucinleri, unisex saf kesimlerini düşünelim. Kuşkusuz en büyük değişimler kadın rollerinde ortaya çıktı. Ama herkes aynı yönde hareket etmemektedir. Kimileri, toplumsal rollerini geleneksel çerçevede gerçekleştirme, kimileri eşitliği ve birbiriyle örtüşen davranışları savunmakta, kimileri aşırı uçlar arasındaki yerini korumaktadır. Anlaşılır bir biçimde ana-babaların, öğretmenlerin ve ergenlerin kendilerini, yakın geçmişten kesinlikle farklı olan bir şimdiki zamandan köklü biçimde ayrılan bir geleceğe hazırlanma konusunda kafaları karışmaktadır.
C) Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurmak:

İlk ergenliğin büyük ölçüde aynı cinsten arkadaşlardan kurulan yaşıt grupları şimdi yerini daha olgun erkek kadın ilişkilerine bırakmalıdır. Ergen, karma bir grupta gülüşmeden, kızarmadan, terlemeden ne söyleyeceğini ve nasıl söyleyeceğini, yetişkinlere özgü çeşitli toplumsal etkinliklere nasıl katılacağını öğrenmek zorundadır. Kültür, bu toplumsal ilişkilerin ne olduğunu büyük ölçüde belirler; bir toplumdan diğerine ve sınıflar arasında değişiklik gösterir.
D) Ana-babadan ve diğer Yetişkinlerden Duygusal Bağımsızlığı Gerçekleştirmek:

Ana-babadan özellikle davranış, tutum ve ilgiler bakımından bağımsız olmaya girişen ergenler, genellikle önceden izin almadan, ardından da, ayrıntılı rapor vermek zorunda kalmadan bir şeyleri arkadaşlarıyla birlikte yapmak isterler. Daha çok çöplüğe benzeyen yatak odasının kapısına “özel mülkiyet”, “uzak durun” levhaları astığını belli sürelerde anımsarsınız. Fakat bağımsızlığın getirdiği özgürlükle birlikte, ana-babaya ve diğer yetişkinlere duyulan sevgi ve saygıyı veren bir başka boyut daha vardır. Bu boyut, vermeyi ve almayı her iki tarafı da anlamayı gerektirir. Havınghurst’un (1972) belirttiği gibi ergenler, ana-babalar, onların üzerinde otorite kurmaya kalkıştığında sıklıkla baş kaldırırlar. Ama ana-babalar onların sorumlu yetişkin gibi davranmaya yüreklendirdiğinde, bağımlılık göstermeye çalışırlar. Burada da kültür, önemli bir rol oynar. Bağımsızlık görevi alt sınıftan orta sınıftakinden daha kolay yerine getirilmektedir. Orta sınıf uzayan eğitimi, ekonomik desteği, geçilmiş olan evliliği, daha fazla kazımayı, özellikle ergen kızları vurgulamaktadır.
E) Evliliğe ve Aile Yaşamına Hazırlanma:

Bu gelişim görevi, birçok açıdan, az önce tartışılan yönü, dördüncü görevlerde ilerlemeler kaydedilmiş olmasına bağlıdır. “Deneme evliliği”, “birlikte yaşama” gibi toplumsal geleneklerdeki değişimler belki bu gücü çağdaş ergenler için daha zor ergenlerin çoğu büyük olasılıkla sonunda evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı beklemektedir. Ancak, Havıghurst’un belirttiği gibi bazen ergenler evliliği ve aile yaşamını zevkle beklerler. Bazıları ise, düşmanlık ya da korku hissederler. Açıkça bir bireyin bu alandaki tutumu, başarısı ya da başarısızlığı hem kültürden ve sosyo-ekonomik düzeyden hem de aile deneyimlerinden etkilenir. Birçok ergen fazla düşünmeden ya da hazırlanmadan ve çoğu zaman ev işleri ya da çocuk yetiştirmek için gerekli olan becerilere sahip olmadan evlenmekte ve çocuk yapmaktır. Bu olduğunda, lise veya üniversite düzeyinde gerekli kurslara ve rehberliğe başvurularak daha fazla çaba harcadığını görmekteyiz

Cinsel kimliği yadsımanın çocukluktan kaynaklanan nedenleri:

Annesini sürekli mutsuz gören, kadınlığın ezilme ve acı çekme olduğu sonucunu çıkaran bir kız, evlilikten ve anne olmaktan doğal olarak korkar. Genç kızlığa girişini sevinilecek bir aşama değil, mutsuzlukların başlangıcı olarak yorumlar. Böyle bir genç kız hep çocuk olarak korktuğu geleceği geciktirdiğini sanır.

Pek çok aile için kızların ya da oğullarının eriştiği cinsel olgunluğun hiç sözünü etmemek çok daha fazladır.

Kız Erkek Arkadaşlığı

3 yaşından küçük çocuklar yalnız kendileriyle ilgilenirler. Okul öncesi çağda yani 3 yaş dolaylarında kız erkek karışık oynarlar. Ancak daha sonra toplu oyunlarında ve evcilik oyunlarında kızlar anne, erkekler de baba rolü oynamayı yeğlerler. İstedikleri rolü oynayamazlarsa küserler, ya da mızıkçılık ederler. Giderek erkek çocuklar kümeleşir, bir arada oynamaya başlarlar. Kız çocuklarını ya gönülsüz olarak aralarına alırlar, ya da erkek arkadaş bulamayınca kızlarla oynamaya razı olurlar. Bu ayrı kümeleşme ilkokulda iyice belirginleşir. İlkokulun son yıllarında erkek ve kızlar birbirlerine karşıt kümelerde yer alırlar. Bir arada oynayamadıkları gibi birbirine takılır, birbirini küçümser, alay ederler. Erkek çocuklar kız çocukların kızdırmaktan, vurup kaçmaktan, çantalarını düşürmekten zevk alırlar.

12 yaşından sonra bu karşıtlık kaybolmaya başlar. Erken gelişen kızlarda, erkek çocuklara yakınlaşma, onların ilgisini çekme, beğenisini kazanma eğilimi ortaya çıkar. Bunu yaşadıkları toplumun özelliğine göre ya uzaktan ya da daha yakından ilişkiye girerek yaparlar. Ergen erkekler ise 14 yaşından başlayarak kızlara açıkça ilgi duyduklarını belli ederler. Lise yıllarında ise kızlı erkekli birlikte gezme, kümeleşme, daha sonra da ilgili arkadaşlıklar, flörtler başlar.
Genç giyimine, kuşamına özen göstermeye, kızlarla şakalaşmaya, takılmaya başlar. Soytarılık yaparak, fıkra anlatarak güldürerek kızların ilgisini çekmeye çalışır. Kızlarsa kendi aralarında oğlanları çekiştirir, fısıldaşır, gülüşürler ya da kendilerini naza çekerler. Mektuplaşmalar, uzaktan bakışmalar olur. Genç ergen gülümseyen her kızın kendine tutulduğunu sanır. Arkadaşlarına bundan övünerek söz eder. Kısa buluşmalar, el ele tutuşmalar, ballandıra ballandıra anlatılır. Arkadaşları, “Anlat, sonra ne oldu?” dedikçe genç öyküsünü yer yer uydurmalara kaçarak süslemeye başlar. Kimi genç ise kızlara yaklaşamaz, sıkılır, konuşamaz, kekeler. Ergenlik çağında bir kıza nasıl yaklaşacağını, nasıl konuşup arkadaşlık kuracağını bilememek en yaygın sorundur. Kızlar da erkeklere ilgi duyarlar, ama geleneğin etkisiyle ilgilerini açığa vuramazlar. İlgileri belli olacak diye korkarlar. Kendi aralarında sırnaşık erkeklerden söz ederler. “Ahmet var ya, Hani şu yakışıklı çocuk, işte o benimle çıkmak istedi, reddettim!” diye övünürler.
Genç kız ancak içli dışlı arkadaşlarına şu veya bu çocuğu beğendiğini açıklar. Arkadaşı bu sırrı çevreye yayarsa büyük tepki gösterir. Adı çıkmış, namusu elden gitmiş gibi üzüntüye kapılır.

Son yıllarda özellikle büyük kentlerde kız erkek arkadaşlığına kötü gözle bakılmadığı, daha hoş görüyle karşılandığı bir gerçek. Özellikle kızlı erkekli kümeler içinde birlikte eğlenme ve gezme olağan görülmektedir. Ülkemizin büyük kentlerinde, kimi zengin kentlerde, kızlar Amerikan toplumundaki kızların özgür tutumunu takınmaya başlamışlardır.

Ülkemizde üniversite gençliği arasında kız erkek arkadaşlığı %50′nin altında kalmaktadır. Amerikan toplumunda bir kızın birçok erkekle çıktıktan sonra bir eşte karar kılması çok olağan sayılır. Anneler bir tek erkek arkadaşla gezen kızlarını uyarır, birçok erkek tanımadan birine bağlanırsa yanlış bir evlilik yapacağını düşünürler.
Bizim toplumumuzda ise yetişkin kızların ancak evlenmeyi düşündüğü erkekle gezmesine izin verilir. Kentlerimizde kız erkek arkadaşlığı göründüğü kadar serbest ve açıktan onaylanan bir ilişki biçimi değildir. Kızların çoğul bir erkek arkadaşıyla parkta dolaşmayı gizli yapmak zorunda kalabilir

KARŞILAŞILABİLECEK SORUNLAR

 

Ergenlerin en hassas olduğu nokta güç kullanarak hükmedilmeye çalışılmasıdır. Ergen anne ve babalarından büyüdüğünü kabul etmelerini ne bu konuda tutarlı davranmalarını bekler. Böyle durumlarda ergen kendini anlaşılmamış ve engellenmiş hisseder. Bu dönem yoğun bir eleştirme, inceleme, karşılaştırma dönemidir. Kardeşler arası çatışma yaşar. Kardeşlerinden kendilerini anlamalarını büyüdüklerini fark ederek saygı göstermelerini beklerler.  Anne babalar ergenlik döneminde çocuklarının kendilerinden uzaklaştıklarını hissederler ve üzülürler.  Aslında ebeveynlerine her zamankinden daha fazla bağlıdır.

Başarı ergenlik döneminde düşebilir. Nedeni dağılan bilgiyi toparlayamamak, ders çalışmak için gerekli motivasyonu sağlayamamaktır. Sürekli hayal kurmaktan, kendilerini verememekten şikayet ederler. Ancak nedenini anlayamazlar. Ergenler ilgi odağı olmaktan hoşlanırlar. Ergenler heyecanlı ve acelecidirler.  Öğretmenlerde kişilik ve bilgi birikimine dikkat ederler.        

DEPRESYON

Aile içi sorunlar, olumsuz yaşam deneyimleri, düşük benlik algısı ve okul başarısızlığı ergenlerde depresyona neden olabilir. Depresyon duygularda güvensizlik, karamsarlık ve çöküntünün oluşmasını, düşünce ve hareketlerdeki yavaşlamayı anlatan ruhsal bir rahatsızlık durumudur.

Çocukluk döneminde depresyon çok az görülürken, çocukluktan ergenliğe geçişte depresyon artmaktadır. Ergenlikteki depresyon, daha çok kısa süreli ve belirli durumlara bağlı olarak görülmektedir.

Kısa süreli depresyonda ergenler üzüntülüdür, anlaşılmadıklarını düşünürler, ama günlük hayatlarını devam ettirebilirler. Bu ruhsal karamsarlık kendiliğinden ortadan kalkacağı için müdahale gerektirmemektedir.

Gerçek depresyonda ise ergende kendini değersiz bulma, kendini suçlama, üzüntülü ve ümitsiz olma, intiharı düşünme, öfke ve hırçınlık gösterme gibi belirtiler görülür.

Bu duyguların süresi on beş günü geçiyorsa ve bu tabloya uyku bozuklukları, iştahsızlık ve kilo kaybı gibi bozukluklar ekleniyorsa ergenin gerçekten depresyonda olduğunu düşünmek gerekir. Depresif ergen yetersizlik ve çaresizlik içindedir. Bu durumlarda ergenin psikiyatrik yardım alması gerekir.

SİGARA VE ALKOL KULLANIMI

Sigara ve alkol kullanımının başlaması genellikle ergenlik döneminde olur.

Anne ya da baba sigara veya alkol kullanıyorsa,

Arkadaş grubunda sigara ve alkol kullanan varsa,

Öğretmenlerinin sigara veya alkol kullandığını okulda veya dışarıda görüyorsa gencin kullanmaya başlama riski de artmaktadır. Bu konuda öncelikle yetişkinlerin olumlu model olması gerekir.

Uyuşturucu Kullanmaya Başlayan Genci Nasıl Tanıyabiliriz?

Aşağıdaki belirtiler gencin uyuşturucu kullanmaya başladığı konusunda anne ve babayı şüphelendirmelidir:

  • Birden ortaya çıkan davranış değişikliği,
  • Zaman zaman aşırı sinirlilik, gereksiz tepki, anlamsız kaygı, sıkıntı,
  • Ağızda kuruluk, salyada azalma,
  • Konuşmada güçlük, peltek konuşma,
  • Yürümede dengesizlik, ellerde titreme,
  • Terleme,
  • Uyuklama, dalgınlık,
  • Halsizlik, yorgunluk,
  • Alışılmış arkadaş çevresi dışında yeni arkadaşlar edinme,
  • Çevre değiştirme,
  • Sorumluluklardan kaçma,
  • Aşırı para harcama.

 

OBSESİF – KOMPULSİF BOZUKLUK (OKB)

Obsesyon (saplantı) irade dışı gelen, bireyi tedirgin eden, benliğe yabancı, bilinçli çaba ile kovulamayan, yineleyen düşüncelerdir. Kompulsiyon (zorlantı) ise çoğu kez saplantılı düşünceleri kovmak için yapılan, istenç dışı yinelenen hareketlerdir.

Son yıllara kadar obsesif kompulsif bozukluğun çocuk ve ergenlerde nadir görüldüğüne inanılırdı. Ancak yeni çalışmalar bu bozukluğun sanıldığı kadar seyrek olmadığını göstermektedir. Yapılan epidemiyolojik bir çalışmada Prevalans yaklaşık % 0.05 bulunmuştur. Flament ve arkadaşları (1989) yaptıkları epidemiyolojik bir çalışmada beş bin lise öğrencisinde yaşam boyu yaygınlığı % 2 olarak saptamışlardır. Yani her 200 genç kişiden biri okb’ ye sahiptir (flament 1990). Retrospektif çalışmalarda yetişkinlikte okb tanısı alanların 1/3-1/2′SİNDE hastalığın başlangıcının çocukluk veya ergenlik döneminde olduğu saptanmıştır.

Bu tür gençlerin konuşmaları düzgün ve aşırı kibardır. En küçük bir eksiklik bırakmama çabası yüzünden ayrıntılara çok fazla girer. Düzenli ve çok titizdir. Belli bir süre sonra bu titizlik dağınıklığa dönebilir.

Genç saplantılardan oldukça fazla rahatsız olur. Saplantı ve zorlantıların kendisine çok büyük sıkıntılar verdiğini söyler. Çünkü gencin aklı sürekli bu düşüncelere takılır. Ve bu düşüncelerden kurtulmak için sürekli bir takım hareketleri yineler. Bunlar arasında ayıp ve günah şeylerin her akıla geldiği korkusu ve bunun için bir takım hareketleri yineleme sık görülür. Mesela, erkekleri düşünmenin çok ayıp olduğunu düşünen bir genç kız, bu düşünceden kurtulmak için sürekli oturup, ayağa kalkar, banyoda yıkanırken bu düşüncelerin onu pislettiğini düşünerek defalarca sabunlanır.

Herhangi bir düşünceyi kafadan atmaya çalışmak aslında onu yaşatmaktır. Çabaladıkça artar, sıklaşır ve genç çok bunalır. Düşüncede ambivalan (iki-değerlilik) belirgindir. Sürekli tereddüt ve kararsızlık dikkati çeker. Sanki her düşüncenin bir olumlu bir de olumsuz yanı vardır. Bir şeyi kuralına göre yaptım mı yapmadım mı, düşündün mü düşünmedim mi, yapsam mı yapmasam mı diye kararsızlıklar yaşar ve genç ileri derecede bunalır ve çevresindekileri de bunaltır. Kapılar, pencereler, dolaplar, karyolasının altı defalarca kontrol edilir, elini sıktığı kişi acaba tuvaletten çıktıktan sonra elerini yıkadı mı, Allah var mıdır yok mudur, varsa Allah’ı kim yaratmıştır diye düşünülür. Kimi gençlerde sayı sayma dışarıdan anlaşılmayan bir tutku halini alır. Apartmanların kaç kat olduğunu, tavandaki kiremitleri, banyodaki tuvaletteki fayansları sayar. Sık sık ellerin yıkar. Özellikle rüyalanmalardan sonra bir tane boy abdestinin yetmeyeceğini düşünür ve kendince belirlediği sayılarla abdest alır.

Genç bunların anlamsız ve saçma olduğunu bilir ama içinden bunu yapmak için adeta birinin zorladığını düşünür. Bu eylemleri yapmayınca içinde büyük bir çatışma, kaygı yaşar.

Çocuk ve ergenlerdeki obsesif kompulsif bozuklukta, erişkinle karşılaştırıldığında kısmen farklı belirtiler gözlenmektedir. Çocuk ve ergenlerde obsesif kompulsif bozukluk sıklıkla aile çatışmaları, sosyal çekilme ve okulda başarısızlığa yol açmaktadır. Çocuklar ritüellerine aile bireylerini ve arkadaşlarını ortak edebilmekte, %90 vakada semptomlar zamanla değişim gösterebilmektedir. Özellikle ergenlerde obsesif kompulsif bozukluğu erken başlangıçlı şizofreniden ayırmakta güçlükler olabilmektedir.

Obsesif kompulsif bozukluğun 4 çeşit semptom örüntüsü vardır:

1. En sık görüleni bulaşma obsesyonudur. Bunu yıkama, yıkanma, temizleme yada bulaşık olduğu düşünülen nesneden kompulsif kaçınma izler. Korkulan nesne genellikle kaçınılması zor olan bir nesnedir (idrar, toz yada mikrop gibi). Korkulan nesneye karşı en çok duyulan duygusal tepki anksiyete olursa da obsesif utanç, iğrenme ve tiksinmede sık görülür.

2. En sık gözlenen ikinci semptom örüntüsü kuşku obsesyonudur. Bunu kontrol etme kompulsiyonu izler.

3. En sık görülen üçüncü örüntü; bir kompulsiyon olmaksızın, zihne yerleşen obsesyonel düşüncelerin taşınmasıdır. Bu obsesyonlar genellikle cinsel yada saldırgan bir eylemle ilintili yineleyici düşüncelerdir ve hasta bu düşüncelerinden ötürü kendi kendini kınamaktadır.

4. En sık görülen dördüncü örüntü, bakışıklık(simetri) yada kesin olma obsesyonudur. Bunu yavaşlama kompulsiyonu izler. Bu hastaların bir yemek yemeleri, tıraş olmaları saatler alır. Obsesif kompulsif hastalarda dinsel obsesyonlar ve istifçilikte sık gözlenir.

Ayrıca bir çok genç hasta, zaman içinde, belli semptom dizisinin aylar hatta yıllar boyunca baskın olup daha sonra başka bir paterne dönüştüğünü bildirmişlerdir. Örneğin bir çocuk, sayma ritüellerinden yıkama ritüellerine geçerken, daha sonraki bir dönemde yalnız obsesif düşüncelerden şikayetçi olabilir.

 

 

DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Ruhsal hayatlardaki olumsuzlukların sonuçlarını davranışlarda görmek mümkündür. Her davranış bozukluğu mutlaka bir sebebe dayanmaktadır. Ruh sağlıkları olumsuz olarak etkilenmiş olan gençlerde çeşitli tepkiler görülür. Bu tepkiler genel olarak iki grupta toplanabilir:

-İçe Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar

-Dışa Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar

İçe Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar: Bu tür davranış gösteren gençler, genellikle çok mutsuz, korkutulmuş, sindirilmiş, suçluluk duygusu içinde bir takım baskılara maruz kalmış ve kendilerine güven duygularını yitirmiş, çevrelerindeki insanlarla ve dış dünya ile iletişimleri kopmuştur.

Kimi gençlerde çok fazla çekingenlik, aşağılık duygusu gibi davranışlar görmekteyiz. Kendine güveni az olan gençler için olumlu yanlarının gösterilmesi güven kazanmasında etkili olacaktır. Anne baba ve öğretmenlerin birçoğu içe kapanık davranışları pek önemsemezler. Sessiz, sakin, uslu ve terbiyeli çocukları model çocuk olarak nitelendirirler. Bu çocukları gerçek duygu ve düşüncelerini göstermeyen çocuklar olarak nitelendirmeliyiz. Bu gençlerin üzerinde daha fazla durmak gerekir. İçe kapanık kişilerdeki başlıca davranışlar; tırnak yeme, tikler, unutkanlık, hayal kurma, anne babaya aşırı bağımlılık, aşırı alınganlık, olmadığı halde sık sık rahatsızlanma gibi davranışları sayabiliriz.

Dışa Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar:

Yalan

Bir ergen sık sık yalana başvuruyorsa ana babasının beklentilerini karşılamakta güçlük çekiyor ya da ceza korkusuyla yalana sığınıyordur.

Gençlere, isteklerini, sıkıntılarını ve endişelerini rahatça dinlemeye ve çözüm yollarını bulmaya hazır olduğunuzu hissettirirseniz, sizinle rahatlıkla konuşurlar ise duygularını gizlemek için yalana başvurmazlar.

Hırsızlık

Psikolojik ve ekonomik doyumsuzluk sonucu ortaya çıkan olumsuz bir davranıştır. Hırsızlık yapan bir çocuğun söylemek istediği bir şey olduğu muhakkaktır. Özel yaşantısından kaynaklanan bir sorun olabilir, bir şeyi eksiktir veya bir şeyin değiştirilmesi gerekiyordur.

Gençler, grup arkadaşlarıyla ‘sırf eğlence olsun’ diye hırsızlık yapabilirler. Genç o anda hayır yapmam diyememiş olabilir.

Çalmaların karşısında anne babaların soğukkanlı davranmaları gerekmektedir. Ağır suçlamalar, evden atmalar, acımasız dayaklar sorunu kötüye götürmekten başka bir işe yaramaz. Hatta dayak yiyen çocuk cezasını çektiğini ve ödeştiğini düşünerek yeni bir çalmaya yönelebilir.

Çocukların ilk çalmalarında anne babaların olduğu gibi okul yöneticilerinin de duyarlı ve bağışlayıcı davranmaları gerekir. İlk çalmaların ağır biçimde cezalandırılmaları çalmaların sürüp gitmesine neden olur.

Saldırganlık

Saldırgan çocuk, ruhsal sorunları nedeniyle yaşıtları ve çevresiyle uyumlu ilişkiler kuramamaktadır. Saldırgan çocuk, temelde güvensiz çocuktur. Çevreden iyi bir davranış beklemediği için ilk tepkisi saldırmak olur. Kendi görmediği hoşgörüyü başkasına gösteremez.

Saldırgan çocuk, doyumsuz ve sevilmediğine inanan çocuktur. Kabadayılık gösterileriyle kendini güçlü olduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Anne babanın tutarsız eğitimi çocuğun saldırgan olmasına etkendir.

Saldırgan çocuk, ailedeki dengesizliğe ve olumsuz çevre koşullarına bağlı olarak suça yatkınlık kazanır. Sevgi yetersizliğine, katı cezalar ve sürekli anlayışsızlık da eklenince suça itilme imkanı artar.

Önlem ve Koruma

Huzursuz bir aile ortamı ergenin, evden ve okuldan kaçmasına sebep olacaktır. Anne baba hiç olmazsa gencin yanında tartışmaktan kaçınmalıdır.

Davranış bozukluğu çocuktaki yetersizlik, önemsizlik ve değer duygusu eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle öğretmen, anne baba ona değer verdiğini, önemsediğini fırsatlar oluşturarak gence hissettirmelidir.

Gencin kapasitesinin ve gücünün üstünde başarı beklememeli, elde ettiği sonuçlar olumsuz bile olsa tenkit edilmemeli, yavaş yavaş onu incitmeden daha iyi sonuç elde etmesine yardımcı olunmalıdır.

Genci daha iyi anlayabilmek için arkadaşlarını tanımak gerekir. Gencin arkadaşlarıyla da gençle nasıl iletişim kuruluyorsa öyle iletişim kurulmalı, gence nasıl önem ve değer veriliyorsa arkadaşlarına da aynı şekilde önem verilmelidir.

TİK

Gençlik dönemi tiklerin çok yaygın yaşandığı bir dönemdir. Tikler, normal davranışı andıran, ani ve tekrarlayıcı hareket, jest ve seslerdir. Tek bir tik nadiren bir saniyeden uzun sürer. Genellikle birkaç tanesi üst üste ve nöbetler şeklinde oluşur. Ertelenmeleri ve bastırılmaları geçici süreler için mümkündür.

Tabloda tiklerin sınıflandırılması görülmektedir:

  Basit

1-2 saniyeden kısa sürer

Karmaşık

Daha uzun sürer, karmaşıktır

 

Hareket tikleri

Göz kırpma, burun kıvırma

Dudak yalama, yüz buruşturma,

Ani kafa atımları, omuz silkme

Parmaklarıyla oynama, parmakları tıklatma, ayakları sallama, vurma, sekme, ayak bileğinden germe vb.

El veya yüzün “anlamlı” hareketleri veya yavaş bir baş hareketi, şaşırmış ya da anlamamış gibi bakma, eşyalara veya insanlara dokunma, parmaklarıyla sayı sayar gibi yapma

Bir ileri bir geri adımlama, çömelme, eğilme ve bükülme hareketleri

 

Ses tikleri

Öksürme, burun çekme, boğaz temizleme, ıslık çalma, hayvan, kuş sesleri çıkarma Heceler veya kelimeler söyleme, koprolali, ekolali,

Palilali

 

Tiklerin ortaya çıkmasında rol oynayan etkenlerin başında, erken yaşlarda başlayıp sürüp giden korku, tedirginlik, kaygı ve gerginlik vardır. Tiklerde belirgin kişilik özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Belirgin şekilde huzursuzluk gösteren
  • Fazla duyarlı, sıkılgan ve alıngan olan
  • Oldukça bencil
  • Çabuk heyecanlanan, kolayca kızan, kırılan kişilerdir.

 

Tikli olan gençlerin genellikle, yetenekleri üstünde zorlanan, sürekli kardeş ve arkadaşlarıyla kıyaslanan, yeterli ilgi ve sevgi içinde büyümeyen, anne-babası ile yeterli duygusal bağı kuramayan gençler olduğu görülmektedir.

Hareket tiklerinin başlama yaşı 2-18 yaş arasıdır. Ergenliğin ilk dönemi tiklerin en yoğun olduğu dönemdir. Ardından basamaklı bir iyileşme gösterir. Zaman zaman tiklerin sıklığı ve şiddeti değişebilir. Uykuda kaybolur. Stresle artar. Bir aydan önce geçerse “geçici tik” , bir seneden fazla sürerse “kronik tik” denmektedir.

İstenç dışı vokal tikler veya tekrarlayıcı hızlı hareketlerle beliren bozukluklara gılles de tourette sendromu denmektedir. Vokal tikler, hırıltı, patlar tarzda öksürükler, havlar gibi sesler ve gelişigüzel çıkan sözcüklerdir. Bunlar genellikle koprolali      ( küfür, beddua ya da ayıp sözler) şeklindedir. Vokal ve vücuttaki tikler empulsif niteliktedirler. Genç bir yandan patlayıcı biçimde küfür ederken, bir yandan eliyle kapıyı yumruklar ya da duvarı tekmeler. Bu bozuklukta da hareketler uykuyla kaybolur ve stresle artar.

Tourette bozukluğu olan gençlerin %15-20’SİNDE obsesif-kompulsif belirtiler de gözlenir.

İNTİHAR

İntihar, insanın öz benliğine yönelmiş bir saldırganlık ve yok etme eylemi olup, bireyin yaşamına istemli olarak son vermesidir.

Kendi canına kıyma, gençlik çağında, trafik kazalarından sonra gelen en önemli ölüm nedenidir. Çocukluk döneminde oldukça seyrek olan öz kıyım girişimleri, gençlik döneminde hızlı bir artış gösterir. Genç nüfusun yaklaşık %12’ si kendi canına kıymaktadır. İntihar, “intihar girişimleri” ve “gerçek intihar” olarak ikiye ayrılır. Gerçek intihar ölümle sonuçlanır. İntihar girişimleri ise bireyin kendisini yok etmek. zarar vermek, zehirlemek amacıyla gerçekleştirdiği intihara yönelik, ölümcül olmayan küm girişimleri kapsar. İntihar girişimleri ölümle bitenlerin en az 10 katıdır.

Erkekler arasında ölümle sonuçlanan intiharlar kızlara göre üç kat yüksektir. 15-19 yaşları arasında çok yüksek orana varan araba kazalarının birçoğunda da gizli intihar girişimleri olduğu söylenebilir. Ayrıca gençler arasında intihar girişimlerinin eskiye oranla daha hızlı bir artış göstermektedir ve intihar yaşı gittikçe düşmektedir.

En çok başvurulan cana kıyma yöntemi uyku ilaçları, yatıştırıcılar ve başka çeşitli ilaçlar içmedir. Kendini asma, yüksekten atlama, ateşli silahlar daha seyrek ve daha ciddi öz kıyım girişimlerinde kullanılan yöntemlerdir.

Öz kıyım girişimi, çaresiz kalan kişinin sorunlarından umutsuz bir kaçış olarak yorumlanabilir. Bu sorunlar kendinden ve çevreden kaynaklanabilir. Sonuçta kişi hiçbir çıkış yolu olmadığını, olaylar karşısında eli kolu bağlı kaldığını anlamakta, umutsuzluk, karamsarlık ve çaresizlik içine düşmekte, gidişi değiştirecek güçten yoksun kaldığını görmektedir.  Kendini ezilmiş, köşeye sıkıştırılmış hissetmekte, duyduğu öfkeyi dışarı boşaltamadığı için kendine yöneltmektedir. Öz kıyıma kalkışması hem kendini cezalandırma, hem de bu duruma düşmesine neden olanlardan bir öç alma davranışıdır.

Öz kıyım girişimi bir anda oluveren bir davranıştır, ama hazırlığı uzun sürer. Gencin çocukluğundan beri süre gelen sorunlara, gençlik çağında ortaya çıkan yeni çatışmalar ve durumlar eklenir. Gencin çevresiyle ilişkileri bozulur, yalnızlaşır, desteksiz kalır. Genellikle son bir olay, bir çatışma, bir darbe, örseleyici bir yaşantı gencin savunmalarını yıkarak öz kıyımın tetiğini çeker.

Çoğunlukla gençler intihar girişiminden önce birçok kez “kendimi öldürürüm” gibi tehditler yapmışlardır. Ancak bunlar önemsenmemiştir. Göz korkutmalar ve intihar girişimleri bu bakımdan gencin yardım çağrısıdır. Genç sözleriyle ve davranışlarıyla anne-babasına duyuramadığı gereksinimlerini içine düştüğü çıkmazı, umutsuzluğu, yalnızlığı ve çaresizliğini canına kıymaya kalkışarak en dramatik biçimde dile getirmektedir. Ancak intihar girişimleri, kimi anne-babalarca şımarıklık ve kapris olarak yorumlanır. “ilgi çekmek istiyor, bizi korkutmak istiyor” denir. Bu gerçeğin küçük bir parçasıdır. Sorunun bundan daha derine ve eskiye dayandığı görmezden gelinir. Asıl neden ne öfkeyle atılan bir tokat, ne zayıflarla dolu bir karne, ne de sevgilisiyle bozuşmadır. Bunlar uzun süre var olan doyumsuzlukların ve çarpık ilişkilerin bardağı taşıran damlalarıdır.

İntihar girişiminde bulunan gençlerin çoğunluğunda davranış bozukluğu belirtileri saptanmıştır. Söz dinlememe, karşı gelme, yalan söyleme, okuldan ve evden kaçma, huysuzluk, hırçınlık gibi. Okul başarısızlığı belirtileri yüksek oranda çıkmaktadır. Gencin ailesiyle ve çevresiyle ilişkileri sürekli gergin ve bozuktur. Gençlerin bir bölüğünde ise karamsarlık, üzüntü, yalnızlık gibi içe çekilme belirtileri egemendir.

Her depresyon durumu intiharla sonuçlanmaz, ancak her intiharda belli ölçüde depresyon vardır. İlgi çekmek, korkutmak amacıyla yapılan ve yapılış biçimiyle ciddi görülmeyen içtepisel (empülsif) girişimlerde bile depresyon bulunur. Genç, kısa bir süre bile olsa umutsuzluk, güçsüzlük, değersizlik duygularını yaşadıktan sonra canına kıymaya kalkışır ya da benlik saygısına indirilen ani bir vuru sonucu çevresinde duyduğu öfke ve kızgınlığı kendine yönelir. Girişimlerden sonra genç yaptıklarını saçma ve anlamsız bulabilir, ancak bu girişimin yinelenmeyeceğini göstermez.

İsveç’te intihar girişimi yapmış 581 gencin incelenmesi, bu gençlerin çoğunda intihar girişiminden önceki üç ay içinde uykusuzluk, tedirginlik, bedensel yakınmalar gibi depresyon belirtileri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Dana azında da okul başarısında düşme ve davranış bozuklukları saptanmıştır.

Gencin sorunlarını önemsememek ve ciddiye almamak kimi ailelerde intihar girişimlerinden sonra da süren bir tutumdur. Gence öfkeyle tepki gösteren, ilgilenmeyen “bize bunu nasıl yaparsın?” Diye konuşmayan anne-baba çoktur. Anne-babanın kızgınlığını, utancını ve üzüntüsünü anlamak zor değildir ama gencin sorunlarını yok sayma, yadsıma çözüm olamaz. Gencin sorunlarını yadsımanın yanında kendi suçluluk duygularını bastırma çabasıyla aileler tedaviden kaçmaktadır. Bir bakıma kendileriyle yüzleşmekten korkmaktadır. İntihar girişimleri gencin olduğu kadar ailenin de sorunudur. İlişkilerin gözden geçirilmesi, sorunların ele alınması için son fırsattır. Aile içi dengeyi bozan nedenlerin araştırılması, bunalıma yol açan örseleyici yaşantıların değerlendirilmesi için uygun bir zamandır.

İntiharı önleme

Gençlik intiharlarının önlenmesinde ilk yapılması gereken anne-babanın, öğretmenlerin ve gençlerin bilgilendirilmesidir.

Anne-babalar ve öğretmenler için en önemli başlangıç bu eğilimi taşıyan gençlerle konuşmaktır. Bu konuşma onları değerlendirme, yargılama ve benzeri tavırlar taşımadan yapılması, destekleyici, onunla yakın ve sıcak ilişki kurmaya yönelik olması şarttır. Genç onu anladığımızı, değer verdiğimizi ve destek olacağımızı hissettirmelidir. İntihara teşebbüs edenlerin büyük çoğunluğu derdini anlatacak bir kimse bulamamaktan yakınmaktadırlar.

İntihar eğilimi olan bireye kaygı ve gerilimi ile baş edebilmesi için gevşeme tekniklerini ve kendine güvenini desteklemek için güvenli davranış tekniklerini öğretmek önerilebilir. Bu teknikleri öğretmek için psikolojik yardım konusunda uzman olmak gerekir.

Diğer bir yaklaşım da ergenin sorunlarını çözme konusunda geliştirdiği baş etme biçimlerini gözlemek ve ona bu konuda yeni stratejiler öğretmektir. Bireyler çocukluklarından beri çevresindeki insanların benzer durumlarda kullandıkları çözüm yollarını taklit eder. Sorunun ağırlığı altında ezilmek, onun çözümsüz olduğunu ve kendisine hiç kimsenin yardım edemeyeceğini düşünmek intiharı düşünenlerin sorunlarına yaklaşımlarında genellikle gözlenen tavır alışlardır. Buna karşılık sorunların önemli bir kısmının zamana ve içinde bulunulan şartların değiştirilmesi ile sorunlara yaklaşımlarının da değişeceğini kabul etmek daha olumlu bir yaklaşımdır. Sorunların üstesinden gelme ile ilgili olumlu bakış açıları öğretme ile kazandırılabilir. Sorunları ve çözümleri konusunda kendisinden daha deneyimli bireylerin değerlendirmeleri bireyin içgörü geliştirmesine yardım eder.

Ergenlik yılları diğer hayat dönemlerine oranla intiharın en çok olduğu dönemdir.

Nedenleri: İntiharın en belirgin nedenlerinin başında çocukluktaki sevgi yoksunluğu gelmektedir. Anne babanın ölmesi, ayrılması, aileden ayrılma, karşı cins tarafından reddedilme, grup içinde aşağılanma, onuru ile oynanması ergeni derin bir üzüntüye düşürebilir. Üzüntünün aşırı olması, bireyi çaresizlik içinde bırakması, ergeni ölüme bu acı verici duygulardan kaçmanın bir yolu olarak bakmaya itebilir. Ölümün sıkıntılardan kurtulmanın tek yolu olarak görülmesi ergenlerin intihar etme riskini arttıran çok önemli bir etkendir.

Genç intiharına yol açan başlıca nedenler:

  • Uzun süreli aile problemleri
  • Ailede ilişki yokluğu
  • Tırmanmakta olan aile içi sorunlar
  • Sosyal ilişkilerde kopukluk ya da bozukluk
  • Duyguların zayıf kontrolü
  • Cinsel uyum zorlukları
  • Sorunları çözmede başarısız çabalar
  • Ailede veya gencin kendisinde depresyon veya diğer ruhsal bozukluklar

 

Belirtileri: İntihar öncesinde intihara eğilimi olan bireyler bazı işaretler gösterirler. En belirgin ipucu bireyin canına kastetmeyi düşündüğünü ifade etmesidir. Bir şekilde hayattan bezdiğini intihar etmeyi düşündüğünü ifade eden birey kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Daha önce intihara teşebbüs etmiş bir insan da açık bir şekilde intihar riski taşımaktadır.

Ölüm hakkında konuşmalar, ümitsizlik içinde olma, geleceğe yönelik isteklerden ve değer verdiği şeylerden vazgeçme, aile ve arkadaşlarından uzaklaşma, sürekli endişeli ve gergin olma, davranışlarda ani değişiklikler, alkol ve uyuşturucu gibi alışkanlıkları edinme, uykularda bozukluk, kendini değersiz bulma, sürekli bezgin ve mutsuz olmanın yanında hayatı yaşamaya değer bulmama gibi belirtiler intihar eğilimi taşıyanlarda gözlenmektedir.

Alkol ve uyuşturucu kullanma ile bireyler geçici bir güven duygusuna kapılabilirler ancak alkol ve uyuşturucu etkisi ile toplumsal baskılar daha az hissedilir ve gerçek eğilim ve duygular daha kolay ortaya serilir. Bu bakımdan alkol ve uyuşturucu hem intihar eğilimleri açığa çıkarması bakımından tehlikelidir hem de sorunlu olanlar için bir sığınma aracı olarak kullanıldığından sorunlarla baş etme yollarının öğrenilmesini zorlaştırır.

İntihar eden gençler arasında anne ve babası ayrılmış olanların oranının yüksek olduğu, yakın çevrelerinde intihar vakası ile karşılaştıkları ifade edilmektedir.

ERGENİN İHTİYAÇ VE KAYGILARI

  • “Anlaşılmamak” ergenlerin en belirgin sorunlarındandır. Anne ve babanın onu eleştirmeden, küçümsemeden, yargılamadan dinlemesi ve kendisini anlatmasına fırsat tanıması onu rahatlatacaktır.

 

  • Ergenin, yeni ses tonuna ve ifade tarzına uyum sağlamada ve değişen bedensel hareketlerini kontrol etmede de anne-babaya ihtiyacı vardır.

 

  • Ergen, bedensel enerjisini yararlı alanlara yöneltme ve cinsel olgunlaşma sonucu ortaya çıkan yeni durumlara uyum sağlama ihtiyacındadır. Sık sık oluşan sivilcelerden dolayı kaygılanırken sakal ve bıyık çıkışında akranlarından geç kalmış olmak üzüntü konusu olabilir.

 

  • Üreme organlarının çalışması ve yapısı hakkında bilgi sahibi olmak ister. Cinsel olgunlaşması akranlarına oranla geç kalmış olan ergenler, kendilerini onlarla kıyaslayıp, üzülürler. Cinsel içgüdülerinin baskısı altında bunalırlar. Kendi kendini tatminden sonra suçluluk duygusu duyabilirler. Bu dönemde mastürbasyon doğaldır ve aşırı olmadığı sürece zararsızdır. Eşcinsellik konusunda duyarlıdır, bunun nasıl başladığını; zührevi hastalıkların bulaşma yollarını bilmek ister.

 

  • Bir gruba ait olma duygusu sosyal gelişme için önemli bir duygudur. Girmek istediği çevre tarafından benimsenmemek genç için üzüntü kaynağıdır.

 

  • Ergenler, bu çağlarında oldukça önemli olan konuşmak veya çene çalmak eylemini buluştukları yerde, telefonda, internette vb gerçekleştirirler. Bu tür durumlarda kenarda kaldıkları gözlenen bazı ergenler, muhtemelen bir güvensizlik nedeniyle veya bir iç çatışma yüzünden yeterince kendilerini ifade edememektedirler. Bu ergenlerin anne babaları ve eğitimciler tarafından gözlenmeleri ve sorunları ile ilgilenilmeleri gerekir.

 

  • Ergenlik dönemindeki birey, tutum ve davranışlarını örnek alacağı, kendisini onlarla özdeşleştireceği uygun modellere ihtiyaç duyar. Modelin kişiliği sosyal gelişme açısından önemlidir. Erkek çocuğun baba ile kız çocuğun anne ile özdeşlik kurabilmesi gerekir. Anne ve babanın ev içi rollerindeki aksaklıklar ergenin uygun olmayan modelleri görmesine yol açar, bu da ergenin gelişiminde aksamalara neden olabilir.

 

  • Otoriteye karşı olma, söz dinlememe, eleştirme, hata bulma ergenin tutumlarındandır. Gelişme döneminde anne-baba tarafından bazen çocuk, bazen yetişkin gibi algılanan birey, ne zaman ne şekilde davranacağını bilemez. Gelişmekte olan bedenine, cinsel ve duygusal değişimlerine ayak uyduramaz, “Kimlik karmaşası” na düşebilir. Yetişkinin baskılı ve disiplinli davranmaktan çok, ergene karşı sevgi gösteren, güven veren, önemseyen ve değer veren bir tutum içine girmesi onun kimlik geliştirmesini kolaylaştıracaktır.

 

  • Ergen, birbirinin karşıtı duygular dile getirebilir, yetişkinin uzaktan denetimine ihtiyaç duyar. Aynı zamanda anne-babanın ve yetişkinin güvenini kazanmaya, kendisine güvenilen bir insan olmaya ihtiyaç duyar. Kendisine güven duyulmaması onda kaygı yaratır.

 

KUŞAKLAR ARASI ÇATIŞMA

İki kuşağın farklı biçimde sosyalleşmesi, kuşaklar arasında düşünce, inanç ve eylem bakımından farklılık yaratmaktadır. Böylelikle, anne babaların özümlediği sosyal ve kültürel biçimler, çocukların öğrendikleriyle az da olsa farklılık göstermektedir. Yine yaş ilerledikçe sosyalleşmenin azalması kuşaklar arası boşluğu arttıran bir başka nedendir. Çatışmaya neden olan bir diğer etken, çocuklarının yeni statülerine ana babanın uyumda güçlüğe uğramalarıdır. Anne babanın sosyalleştirme kurumu niteliğindeki rehber rollerinden, çocuklarını kısmen kendileriyle eşit statüde görmek şeklindeki rol değişimi bu zorluğu yaratmaktadır.

Eğitimsel farklılaşmalar, iki kuşağın anlaşmazlıklarını arttırmaktadır. Bu farklılaşma, ya düşük düzeydeki sosyo-ekonomik çevreden gelen çocukların yüksek öğrenim görerek babalarını aşmaları ya da iki kuşağın izledikleri öğretim programlarının birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu da farklı beklenti, değer ve davranışların kazanılmasına neden olmaktadır.

Ülkemizde gerçekleştirilen araştırmalara göre, gençlerin anlaşmazlık gerekçelerini, baba ve geleneksel aile otoritesine bağımlı olmak istememeleri oluşturmaktadır.

Anne baba bu dönemin psikolojisinden habersiz olarak, egemen olma eğilimi göstermekte, ailede eğitimin yalnızca büyüklerin nüfuzuna dayandığı gözlenmekte, ergenin arkadaş grubuyla anne babasının ayrı fikir ve görüşlere sahip oldukları anlaşılmaktadır.

Gençler ailelerinin tutuculuğundan, özgürlüklerini kısıtlamalarından, çocuk yerine konulmaktan, anlayış ve hoşgörüden uzak olmalarından ve kendilerine söz hakkı tanınmamasından yakınmışlardır. Yine gençlerin başlıca sorunları arasında, anne babalarının yeterli düzeyde öğrenim görmemeleri, karşı cinsten arkadaş istememeleri ve bugünkü yaşamın gereklerine ayak uyduramamaları gelmektedir.

Kuşaklar arası çatışma ve boşlukların ciddi bir durum almaması için gerek devlete, gerekse ergen ve yetişkinlere ayrı ayrı sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluklar şöyle sıralanabilir:

-Toplumda ekonomik, toplumsal ve kültürel kalkınmanın gerçekleştirilmesi

-Yetişkinlerin ergenlere karşı olan tutum ve davranışlarını düzenlemeleri

Bu amaçla:

-Ergen hiçbir zaman başkalarının önünde eleştirilmemeli, davranışları başkalarınınkiyle karşılaştırılmamalıdır.

-Ergen karşısında yetişkin her zaman tarafsız ve güçlü olmaya çalışmalı, ergenin haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi kolaylıkla kurabilmelidir.

-Anne babanın fikirlerine saygı duyma, gencin ne derece göreviyse, onların fikirlerinde tam bir anlaşmaya ulaşmış olmalarını beklemek de hakkıdır.

-Ergen, kültürüne özgü toplumsal değerleri kendi arkadaş grubu içinde yaşayarak öğreneceğinden, anne ve babalar, kendileriyle olan bağların zayıflayacağı endişesiyle arkadaş ilişkilerini engellememelidirler.

-Yetişkinlerin ergenlerle olan eğitim farklılıklarının giderilmesi; bu amaçla yaygın eğitim ve konferanslar yoluyla yetişkinlerin ergenlik dönemi özellikleri, sorunları ve çeşitli konularda bilgi edinmelerinin sağlanması

-Kuşaklar arası diyalogunun gerçekleştirilmesi, karşılıklı sevgi ve saygı yaklaşımıyla kuşaklar arasındaki diyalog kopukluğunu ortadan kaldırarak iletişimin sağlanması

-Kuşak çatışmasının bir anlamda değer çatışması olması nedeniyle, her iki kuşağın sahip çıkacağı ortak değerlerin yaratılmasına olanak hazırlanması gerekmektedir.

Kısaca, kuşaklar arası çatışmaları ortadan kaldırmak için, yetişkinlerle ergenler arasında dengeli ve düzenli bir iletişim kurarak diyalogu gerçekleştirmek ve ortak değerler oluşturmak en akılcı çözüm olmaktadır.

ERGEN – AİLE İLİŞKİLERİ

Olgunlaşmakta olan ergenin aile içinde gördüklerinin kişilik yapısını biçimlendirmede çok büyük etkisi vardır.

Ergenlik döneminde anne baba kontrolüne karşı gelişen tepkiye koşut olarak, otorite desteğine olan gereksinim, duygusal gerginliğe neden olur. Başka bir deyişle, ergen isyankar bir tavır alışının yanında, anne ve babasının desteğine gereksinme duyar. Bu, ergenin iç çatışmasını artıran bir nedendir.

Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu, olumsuz bir döneme dönüştürebilir.

Zor yoluyla veya sevgi esirgeyerek denetlemek, gençleri ana babaların isteklerine uygun davranışlara yöneltmek için kısa vadede geçerli gibi görünebilir. Ne var ki, bu tip denetim, onların ana baba ile özdeşleşmesini sağlamaz. Denetici kişinin yokluğunda, gençler kendi istekleri doğrultusunda davranacaklardır.

Anne ve babanın ergene güven vermesi ve aralarındaki diyalogu en iyi biçimde sürdürmesi gerekir.

Aile içinde erişkinlerin tutumları, ergenin haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi kurabilecek türden olmalıdır. Aile içinde ergene yöneltilen farklı tutumlar, ergenin dengesizlik ve kararsızlığını arttırır. Örneğin, bir gün:’sen daha çocuksun, bunu bilmezsin.’ diyen bir yetişkinin bir başka gün: ‘kocaman adam oldun, hala bilemiyorsun.’ şeklindeki suçlaması, ergeni dengesizliğe iten bir nedendir.

Anne babanın duygusal sorunları bulunan kişiler olmaları, evlilik ilişkilerinde başarılı olamamaları, ergenin aile içinde sürekli kavga ve çekişmeye tanık olması şeklindeki kötü ev koşulları, genci bir karmaşaya, iç çatışmaya ya da suçlu davranışa itebilir.

Aşırı koruma, bir çocuğu diğerinden ayırarak sevme yanlış anne baba davranışlarıdır.

Aşırı baskı ve aile içi gerginlik, ergeni evden ve okuldan kaçmaya iten davranış ve uyum bozukluklarına neden olan etkenler arasında sayılabilir.

Ergenlik çağını bilinçli karşılayan anne babalar önemli yanlışlar yapmaktan sakınabilirler. Gencin tepkileri ve çelişkili davranışları karşısında soğukkanlı olabilirlerse onları daha iyi anlayıp hoşgörülü davranabilirler.

Ergenlik çağındaki çocukların velileri de bir bocalama geçirirler. En ılımlı uyarılara sert karşılıklar veren, sevecen ve yumuşak bir yaklaşımı bile geri çeviren, üstüne varınca öfkeden deliye dönen genç karşısında ne yapacaklarını bilemezler. Çocuklarının kendilerinden uzaklaştığını görünce telaşa ve üzüntüye kapılırlar.

Genç kendisi eleştirilmeye gelmezken, yerli yersiz ana-babasını eleştirmeye başlar. Hatta başkalarının ana-babasını örnek göstererek ana-baba’sını üzer ve iletişimi daha da güç hale getirirler. Anne- Babasını şaşırtacak sözleri seçmede ustalaşmışlardır. Sanki ana-babadan öğrenecek bir şeyler kalmamıştır. Benimseseler bile onların görüşünün tam tersini savunurlar. Gencin amacı onlardan ayrı düşünceleri olabileceğini kanıtlamaktır. Ana- babayı daha da şaşırtan gencin evde huysuz, sinirli ve tedirgin, dışarıda sıkılgan oluşudur. Genç dost yanında saygılı uslu davranırken evde aksine, ters ve değişkendir.

Eğer genç bu fırtınalı dönemde biraz çaba gösterip anne ve babasıyla iletişimi koparmaz, samimi davranır ve kırıcı olmazsa ergenliği atlattığı zaman ilişkileri sağlıklı olarak devam edecektir…

Ana baba – Ergen Çatışması

Ergenlerin bağımsızlaşma amacıyla yaptıkları girişimler sıkıntı (stres) yaratabilir ve aileye üzüntü yaşatabilir, Ebeveynler ve ergenler için engebeli, duygu, düşünce ve davranışlar açısından iniş-çıkışlı geçen bu dönemde sıkıntılar yaşanması normaldir. Bu durum aileler için bir alarm niteliğinde olmamalıdır.

Genç – aile sorunları her dönemde yaşanır ve yaşanacaktır. Aşağıdaki yazı bir Sümer tabletinde bulunmuştur ve bu sorunların yeni olmadığını bize anlatmaktadır:

“Artık büyü. Okuluna git. Sokaklarda aşağı yukarı dolaşma. Sen sabah akşam bana eziyet ediyorsun. Sabah akşam eğlence uğruna zamanını boşa harcıyorsun.” ( Sümer Tableti )

Özellikle babayla, daha çok tartışma ve problemler yaşanır. Bunun çoğu zaman babanın anneye oranla daha kuralcı olmasından kaynaklanır. Çünkü ergenler kurallara uymakta çok zorlanır, karşı çıkarlar. Özgürlüklerine düşkünlükleri ve kuralsızlık istekleri had safhadadır.

Yunan mitolojisinde, insan yapımı kanatlarının üzerindeki balmumu erimesin diye, Daedalus, oğlu Icarus’u güneşe çok yakın uçmaması konusunda uyarır. Icarus birazcık fazla dürtüsel olduğundan güneşe çok yakın uçar ve ölümüne balıklama atlar.

İnsanlar her çağda başarıncaya kadar uçma çalışmalarına devam ettiler. Her çağda, genç olmak; risk almak, yere düşmek, üstünü başını silmek, hatalardan ders almak ve tekrar yola devam etmek demektir.

Burada anahtar, en makul riskleri almaktır. Ergenlerin tehlikeli riskler yerine zararlı olmayan sağlıklı risklere girmelerini sağlamak ve devamlı nasihat vermektense onları dinlemek, onları doğru yolda tutmaya yarar.

Ebeveynlerin kendi risk alma davranışlarına da dikkat etmeleri önemlidir; çünkü gençler onları takip etmektedirler.

KİMLİK OLUŞTURMA

Ergenlik çağında kişinin yetişkin olma yolunda kimlik kazanması beklenir ki; bu ergeni zaman zaman bir kimlik karmaşasına sürükler.

Kimlik Gelişimi:   Çevreyle olan ilişkilerinin arttığı ve toplum tarafından konulan kuralların anlaşılmaya çalışıldığı dönemdir. Bu dönemdeki aşırı ruhi huzursuzluklar sağlam bir kimlik duygusunun gelişimine sebep olur. Kendi kimliklerinden emin olduklarında ana-babaya çocukça bağlılıktan kendilerini kurtarırlar.

Orta ergenlikte erkek çocuklar yetişkin bir erkeğe gereksinim duyarken, kızlar anneleri ile daha doğrudan özdeşleşirler. Özdeşleşme bilinçli ya da bilinçsiz bir süre devam etmektedir. Model olarak anne-babaya benzer kişileri seçmektedirler.

Kimlik duygusu genç yetişkinlik yıllarında şu gelişim görevlerinin etkisi altında bireyde yerleşme olanağı bulabilmektedir.

  • Aileden bağımsız olma duygusunun yerleşmesi
  • Duygusal çelişkileri kabul edebilmeyi öğrenme
  • Otorite ile ilgili ilişkileri düzenleyebilme
  • Cinsellikle ilgili psikolojik olgunlaşmaya ulaşma
  • Kendini güvende hissetme

 

Ergenlik dönemine ulaşana kadar çocuk, ana-baba egosuna dayanmıştır. Oysa artık bağımsızlaşması, yetişkin bir birey olması gerekmektedir. Ergen bireyselleşmeye, ana-babadan bağımsızlaşmaya, kendi kimliğini oluşturmaya çalışır. Başarılı kimliğe ulaşanlar mutlu, benlik saygıları yüksek, cinsel rol tutumlarında başarılı bireyler olurlar.

GENÇLERİ YÖNLENDİRME

Gençlerle yavaş yavaş baş başa kalındığın­da veya rehberlik saatlerinde okullarda vd zamanlarda onlarla aşağıdaki konu ve konular etrafında yakınlık tesis etmeye çalış­mak çok faydalar sağlayabilir.

Hayat nedir, yaşamanın amacı nedir? Hayatın amacı daha mutlu yaşamak ve daha mutlu yaşatmak olduğuna göre acaba neler yapmalıyız ki bu dünyadaki görevimizi başarılı bir şekil­de sürdürebilelim? Daha sağlıklı ve mutlu yaşayabilmek nasıl mümkün olabilir? Bu konuda bireye bizzat onun kendisine düşen görev ve sorumluluklar nelerdir? İnsan sağlığını oluştu­ran öğeler nelerdir? Fiziksel, mental (ruhsal, moral, ahlak) ve sosyal iyilik hali nedir? İnsan ile hayvanı, nebatı birbirinden a­yıran özellikler, insan ilişkileri (beşeri münasebetler), büyük kent yaşamı, okula gidip gelmenin doğurduğu yorgunluklar, kö­tü alışkanlıklar, suçluluk, zeka, psikomotor güçler (insanın akıl ve ruh sağlığına oluşturan melekeler), bunlarla ilgili hastalıklar ve bunların bedensel iyilik halleri ile münasebetleri, tek öğretmenden çok öğretmenli Öğ­renime geçiş, sosyal uyumsuzluk, örf adetler, beşeri heveslerin (zevklerin, görüşlerin) değişikliği, insanlarda anlaşılamamanın doğurduğu sıkıntılar vd. nedir? gibi konular çocuk ile tartışıla­bilmelidir.

Hayatta başarılı olmuş Türk ve Dünya ünlüleri yeri geldiğin­ce örnek olarak gösterilmeli, onların hayat öyküleri üzerinde durulmalıdır. Hayatın sadece kendileri için değil, herkes için zor olduğu, herkesin uykuyu, istirahatı, iyi ve güzel şeyleri sevdiğini, ancak daha iyi ve güzellerini elde edebilmek için bir süre onlardan uzak da kalarak çalışabilmenin tek çıkar yol ol­duğu esprisi vurgulanmalıdır. Edison’un, Mozart’ın, Chopin’in ne kadar fakir ve imkansızlıklar içersinde yetiştiklerini ve eser verdiklerini yeri geldiğince anlatılmalıdır. Ünlü kompozitör Frans Liszt’i babası zorla küçük yaşındayken piyano çalıştırırdı, ünlü piyanistin hayat öyküsünü anlatan kitaplar bunları yazar. Liszt babasının onu zorlayarak çalıştırması sonunda müzik ha­yatına girmiştir. Sonunda büyük bir dahi olduğunu göstermiş­tir. Ama babasının bu baskısı olmasaydı yahut ta babası onu bu yola yönlendirmeseydi bugün kesinlikle dünya böyle bir müzik dehasını tanımayacaktı, Liszt’te başka işlerle ve hayat gailesiyle hayatını tüketip gidecekti. Tabii o yıllarda çocukların psikosos­yal özellikleri ve başarılı bir uyumun esasları konusu da bilim­sel olarak bilinmemekteydi. Psikososyal bilimler 19. yüzyılın son yarısı ile 2O. Yüzyılın başlarında önem ve hız kazanmaya başlamıştır. Sonuç şudur. Ünlü müzik adamı Frans Lizst’de Öğ­renmek için ilk zamanlar acı çekmiştir. Babası onu ısrarla ve e­mekle yönlendirmiştir.

Ailesinden uzak olan (anne-babası olmayan yahut yatılı) Öğ­renciler de mevcut durumlarına uyum gösterebilmeleri için yar­dım edilmelidir.

Derslerde başarısızlık nedenleri arasında öğrencinin ders çalışma yöntemini bilmemesi de önemli bir sorun oluşturur. Pek çok öğrenciler vardır ki, çok çalışmalarına rağmen az verim alırlar. Böyle durumlarda hemen psikomotor güçler özellikle bir zeka geriliği damgası vurulmamalıdır. Örneğin not çıkararak ça­lışmak, dersi mutlaka derste öğrenmeye azami gayret göster­mek, derste anlayamadığı, kafasına takılan noktayı sorabilme cesareti kazanabilmesi planlı çalışabilmeyi alışkanlık haline ge­tirmek, günlük, haftalık ders çalışma planları yapabilmek ve bunlara uyabilmek, dinlenme zamanlarına da yine planlı olarak uyabilmek, çok çalış, iyi dinlen, mutlu ol sloganını benimsete­bilmek, dersleri yığmamak gerektiğini bilmek, bir günlük dersi halledemezken, bunların günlerce birikmesi halinde bunun al­tından kalkabilmenin çok zorlaşacağı gerçeğini öğrencinin sa­mimi olarak bilebilmesi ve buna iman edebilmesi çocuğa ka­zandırılabilmelidir. Böylece onun veriminin çok daha iyi değer­lendirilebilmesi mümkündür. Bunu bilinçsiz ziraat ile fenni zi­raata benzetebiliriz. Elbette bilinçsiz ziraata göre fenni ziraatla tarlanın verimini artırmak mümkündür.

Günlük sıkıntılardan kurtulabilmek, bireyin kendi kendine tahlil edebilmek, boş zamanlarını yapıcı bir şekilde değerlendi­rebilmek, yazı kabiliyetini geliştirebilmek, çeşitli düşüncelerini daha olgunlaştırabilmek ve de dinlenebilmek için bir yol da bi­reyin hatıralarını günlük olarak yazmasıdır. Sözgelimi bunun için her gün 20 dakika ile yarım saat zaman ayrılması yukarıda sayılan kazançları Çocuğa (gence) kazandırabilecektir. Bu da bir yöntem olarak değerlendirilebilmelidir. Çok ünlü kimsenin ha­tıratlarının olması da buradan kaynaklanmaktadır.

Tabii boş zaman faaliyetleri ve bunun yönlendirilmesi bü­yük bir konudur. Çocuğun yönlendirilmesinde bu mesele daha etraflı görüşülmelidir. Boş zaman faaliyetleri örneğin bir müzik aletiyle meşgul olmak, onu çalmayı Öğ­renmek, sadece o an için değil, gelecek için de türlü yararlar sağlayacaktır.

Öğretmen bir bakıma pusula gibidir. Doğru yolu gösteren deniz feneri gibidir. Ancak denizi yüzecek olan öğrencidir. 0 kadar yolu kulaçları ile aşmak zorunda olan bizzat gençtir. Bir kimsenin bir başkası yerine para ödemesi mümkündür fakat bir kimsenin bir başkası yerine bilgi öğrenivermesi, sosyal kud­ret kazanması mümkün değildir. Bunu bizzat birey kendisi ya­pacaktır. Bunun için son kurtuluş buhranı da bu dönem olmak­tadır. Her öğrenci bu gerçekler usulüne uygun olarak kendisine aktarıldığı takdirde, altında bizzat kendi mutluluğu ve sağlığı bulunduğu cihetle bunlara kani olması olasıdır. Yeter ki, ebe­veyn bu sabrı ve ilgili yöntemleri uygulayabilsin.

Hayatı iyi öğrenemeyen her gün başına gelen sosyal olayları iyi yorumlayamaz, bu nedenle bu kişiler ruh hastalıklarına ya­kalanmaya çok daha müsait olurlar. Sözgelimi, kıskançlık ve çe­kememezlikle karşılaşan birey, bunun sadece kendi başına gel­diğini zannederse, bundan çok örselenir. Oysa bu tür sosyal o­laylar hemen hemen istisnasız herkes için geçerlidir. Oysa ruh hastalıklarında birey bu tip bir olayı sadece kendisinin şansızlı­ğı nedeniyle sanki dünyada bir tek onun başına gelmiş gibi ola­yı görür. Tabii bu yanlıştır. Dolayısıyla ruh sağlığını olumsuz yönde etkiler bu olay. Bunun gibi bilgili olmak bireyi türlü me­diko-psikososyal hastalıklardan da koruyacaktır. Bunların ya­nında gencin şahsi teşebbüs kabiliyetinin geliştirilmesi yolun­da da kendisine hizmet etmek lazımdır. Okul rehberlik hizmet­lerinin amaçlarından birisi de budur.

Bir insanın tahsili ne olursa olsun onu başarıya götürecek o­lan en önemli faktör kişinin şahsi kabiliyeti ve teşebbüs gücü­dür, Tarih ve sosyal hayat bunun örnekleriyle doludur.

Başarının yolu bireyin kendine güveniyle başlar. “Başarı ba­şaracağım diyenindir” Bunun için gence zararlı etki­ler yapabilecek onu yanlış yönde yönlendirebilecek zararlı et­kenlerle toplum olarak mücadele etmek gerekecektir. Zararlı neşriyat, film, TV yayınlarından da gelebilir bunlar. Bir başka deyişle kitle iletişim araçlarından çocuk rehberliği yolunda iyi yararlanmak bu konudaki çabaların hedefe ulaşmasında mühim etken olduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır. Sadece bir ailenin kendi çocuğuna rehberlik hizmetleri sunmakla mesele her yö­nüyle hallolmamaktadır. Mümkünse toplum olarak da bu yolda hizmetler üretmek etkinliği artıracaktır.

Cinsel Eğitim:

Gencin büyüme, olgunlaşma ve cinsel kimliğini kazanması sırasında, karşılaştığı sorunları giderme çabasına cinsel eğitim diyebiliriz. Bu eğitimin ana amacı, biyolojik ve cinsel gelişmeler konusunda gençleri bilgi sahibi yapmak ve bu alandaki gerginliklerinin azalmasını sağlamaktır.

Ana-baba ve çocuklar arasında sevgi ve saygıya duyarlı bir ilişki olduğu oranda çocuklar sağlıklı yetişirler. Hayatın ilk yıllarından beri, her türlü sorununu anne ve babasıyla konuşabilen böyle yetiştirilen bireyin buluğ döneminde sorunları daha az olur. Çünkü kendilerine danışabileceği, güvenebileceği yetişkinlere sahiptir. Gerçekte bu eğitim aile içinde, ta çocukluğun ilk yıllarından başlayarak ergenliğin sonlarına kadar devam etmelidir. Çocuklar 3-4 yaşlarında kendi cinsiyetlerinin ne olduğunu belirler ve gene bu yaşlarda geçirdikleri sorgulama döneminde anne-babalarına, nereden geldiklerine ilişkin sorular yöneltirler. Anne-babanın bu tür sorulara doğru, çocuğun anlayabileceği dili kullanarak, örnekler vererek ve ihtiyacı oranında bilgi vermesi gerekir. Anne-babanın söyledikleri yanında davranışları da önemlidir. Çocuklar, anne ve babalarının birbirlerine olan davranışlarını gözleyerek farklı cinsiyetin rolleri hakkında bilgi sahibi olurlar. Bu nedenler, anne-babalar çocuklarına örnek olabilecek şekilde dengeli bir hayat sürdürmelidirler.

Buluğ çağına girmeden önce çocuklar, cinsel konulara artan bir merakla ilgi duyarlar ve kendi vücutlarındaki değişiklikleri dikkatle izlerler. Anne-baba, çocuğunun yaşına uygun olarak göstermesi gereken değişiklikleri gösterip göstermediğini incelemelidir. Ancak bu konudaki ilgisini belli etmek, sık sık soru sormak doğru değildir. Kız çocuğun annesi tarafından erkek çocuğun da babası tarafından daha cinsel gelişme belirtileri başlamadan bu devreye hazırlamaları şarttır. Öncelikle kız çocukların karşılaşacakları özel durumlar hakkında annesi tarafından aydınlatılması, gerekli sağlıklı ve temizlik kurallarının öğretilmesi çocukların olumlu ruh ve beden sağlığı gelişmeleri için elzemdir. Ülkemizdeki kızların cinsel değişikliklere yeterince hazırlanmadıkları bildirilmektedir. Gençlerin sağlıklı bir insan olarak yetişmeleri için, büyüme ve gelişme aşamasına karşılaşacakları fiziksel, duygusal ve sosyal değişikliklerin niteliği konusunda uyarılmaları ve bilgilendirilmeleri gerekir. Çok kısa denebilecek bir sürede vücutta ortaya çıkan bu büyüme ve farklılaşma sırasında gençler artan bir oranda kaygı ve sıkıntı duyabilirler.

Gençler, bütün bu değişikliklere uyum sağlama ihtiyacındadırlar. Vücudundaki biyolojik ve cinsel kaynaklı değişikliklere ne şekilde uyum sağlamak için ne şekilde davranması gerektiğini önceden öğrenmiş, bir genç kendi vücudundaki farklılaşmalara daha kolay alışıverir ve bundan doğacak sorunları da daha kolay çözebilir, yeni bedenine daha kolay alışabilir ve kendi cinsel kimliğini daha kolay kazanabilir. Böylelikle kendine güvenen ve yetişkinlerin yanında kendine daha kolay yer sağlayan bir birey olur.

PROFESYONEL YARDIM

Gencin evine ve sevdiklerine bağlılığını sürdürerek bağımsızlığını kazanması en sağlıklı davranış biçimidir. Bu onu istemediğimiz bağımlılıklarından korumak için en etkili yaşam biçimidir.  Ancak yine de çocuğunuz,

v     Derslerinin tümünde başarısız olmaya başlamışsa ya da notlarında ani ve belirgin düşüşler gösteriyorsa;

v     Arkadaşlarını sık sık değiştiriyor ya da onlardan uzaklaşıyorsa, çevreyle ilişkiden kaçınıyorsa;

v     Çok yoğun içine kapanıklık sergiliyorsa;

v     Hiçbir şeye ilgi duymuyor ve tüm etkinliklerden uzaklaşıyorsa;

v     Geleceğine ilişkin planlar yapmıyor ve yoğun mutsuzluklar dile getiriyorsa;

v     Her zamankinden daha çok harcama yapıyorsa; bir sorununuz var demektir. En kısa sürede genç ve ailesi için bir uzman yardımı önerilmektedir.




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ

Psikolojinin konusu, canlı varlıkların duyuş, düşünüş ve davranışlarıdır. Psikolojinin amacı da duyuş, düşünüş ve davranışların bağlı bulunduğu kanunları bulmaktır.

Psikoloji, başkaları tarafından görülebilir davranışları olduğu kadar, başkaları tarafından doğrudan gözlenemeyecek olan iç yaşantıları da kapsar. Aslında gözlenebilen davranışlar ve iç yaşantılar, ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlıdır.

Ayrıca psikoloji, toplumsal ve fiziksel çevresi içinde davranmakta olan insanı, [...]

Önceki Yazılar

GELİŞİM KURAMLARI

 

A- SİGMUND FREUD

Sigmund Freud, 6 Mayıs 1856’da şimdi Çek Cumhuriyetinde bulunan Moravia adlı küçük bir kasabada doğmuştur. Freud 4 yaşındayken, Yahudi yün tüccarı olan babası ile ailesi Viyana’ ya göç etmiştir. Freud’un yaşamanın büyük kısmı burada geçmiştir. Tıp Fakültesini bitirdikten sonra nöroloji ihtisası yapmış ve Paris’te bir yıl Jean-Martin Charcot ile çalışmıştır. Fransa’dayken hipnozu [...]

Sonraki Yazılar

Arşivler
 
Aralık 2011
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Kas   Oca »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031